CHP'li Bursa Belediyesi'nde dönen oyunlar tanık ifadesinde: Yıllara dayanan rüşvet ve imar sistemi
Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü yolsuzluk soruşturmasında tanık H.A.’nın ifadeleri, Nilüfer merkezli yıllara yayılan organize bir imar ve rüşvet düzenini gözler önüne serdi. Park ve sosyal donatı alanlarının el değiştirdiği, sığınakların daire ve dükkâna çevrildiği, kaçak katlara göz yumulduğu ve yaklaşık 400 kaçak daire üzerinden “örtülü ödenek” oluşturulduğu iddiaları dosyaya girerken; belediye, bürokrat, müteahhit ve paravan şirketler arasındaki karmaşık para ve menfaat trafiği dikkat çekti. İşte H.A.'nın ifadesi Takvim.com.tr'de...
Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasında örgüt lideri olduğu değerlendirilen Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı CHP'li Mustafa Bozbey ve Nilüfer eski Belediye Başkanı Turgay Erdem'in de bulunduğu yapı, 4 ilde gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonla çökeltildi.
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Bozbey. (Haberin fotoğrafları AA'dan alınmıştır.)
YILLARA DAYANAN DEVASA BİR İMAR VE RÜŞVET DÜZENİ
Titizlikle yürütülen soruşturmalarda ise yeni detaylar çıkmaya devam ediyor. Bu kapsamda Bursa'daki yolsuzluk soruşturması kapsamında ifade verenlerden H. A.'ın beyanları, yalnızca tek bir projeye değil, yıllara yayılan devasa bir imar ve rüşvet düzenini ortaya koydu. Buna göre Nilüfer'de belediye içinde kurulan sistemle park alanları el değiştirdi, sığınaklar daire ve dükkâna çevrildi, kaçak katlara göz yumuldu, paralar "örtülü ödenek" adı altında toplandı.
Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturmada tanık olarak ifade veren inşaat firması yöneticisi H. A., 2007'den itibaren Nilüfer merkezli çok sayıda projede belediye ile müteahhitler arasında usulsüz ilişkiler kurulduğunu anlattı. Arslan, aile şirketlerinde uzun yıllar ortak ve yönetici olarak görev yaptığını, bu nedenle ruhsat, proje, tadilat ve imar süreçlerinin tam ortasında bulunduğunu belirterek tanık ifadesi verdi.
Tanığın ifadesine göre sistem, sıradan bir usulsüzlük zincirinden ibaret değil; belediye yönetimi, bazı meclis üyeleri, bürokratlar, aracı isimler ve belli firmalar üzerinden yürüyen organize bir suç ağı görünümü taşıyor. Arslan, özellikle Nilüfer'de yüksek rant nedeniyle inşaatların bilinçli biçimde bu bölgeye kaydırıldığını, emsal sınırlarının aşıldığını, kaçak yapılaşmaya göz yumulduğunu ve karşılığında para, çek, taşınmaz ve dükkân devri ile haksız menfaat sağlandığını kaydetti.

RÜŞVET ÇARKININ MERKEZİ NİLÜFER
H. A.'ın anlatımına göre, kendi aile şirketleri de diğer firmalar gibi Bursa'da özellikle Nilüfer ve Mudanya hattında çalıştı. Ancak Nilüfer'in ayrı bir önemi vardı. Çünkü bu ilçede hem yapılaşma çok kazançlıydı hem de belediye nezdinde usulsüzlüklere göz yumuluyor, belirli "şartlarda" kentsel dönüşüm projelerinde emsal aşımıyla daha fazla konut üretilmesine müsaade ediliyordu.
Arslan, şirket yönetiminde görev yaptığı süre boyunca ruhsat süreçlerinin nasıl işlediğine bizzat şahit olduğunu, belediye içindeki bazı isimlerin ve özel firmaların bu yapının parçası olarak hareket ettiğini ifade etti. Buna göre belediye ile ilişkileri şirket adına Mehmet Ziya Arslan ve Serkan Bayram yürütüyor, ödemeleri ise başka isimler teslim alıyordu. Tanık, bu trafiğe en yakından şahitlik eden kişilerden biri olduğunu söyleyerek, sistemin yıllara yayıldığını ifade etti.

PARK ALANI İŞ MERKEZİNE DÖNÜŞTÜ
İfadede en dikkat çeken başlıklardan biri Özlüce'deki belediye arazileri oldu. Arslan, sosyal donatı ve park alanı olarak görünen bazı taşınmazların belediye uhdesinden çıkarılarak dolaylı biçimde özel kişilere geçirildiğini iddia etti. Bu süreçte, dönemin belediye yönetimi ile bağlantılı isimlerin devrede olduğunu, bazı taşınmazların doğrudan görünmemek için akraba ve yakınlar üzerine kaydedilerek işlem gördüğünü anlattı.
Tanığın iddiasına göre, belediyeye ait çok değerli bir alan, nakit bir bedel karşılığı değil, başka taşınmazlarla ve dükkân devirleriyle takasa konu edildi. Arslan, bu kapsamda Mustafa Bozbey'e doğrudan görünmeyecek şekilde dubleks dükkân verildiğini, bu dükkânların da paravan bir şirket üzerine geçirildiğini belirtti. Buna göre söz konusu işyerlerinin fiili sahipliğinin piyasada bilindiği, nitekim kira akışının da bu doğrultuda belirli bir yapı üzerinden yürütüldüğü öne sürüldü.

"SUÇ GELİRLERİNİ AKLAMAK İÇİN PARAVAN ŞİRKETLER KURULDU"
Arslan'ın ifadesinde adı geçen en kritik başlıklardan biri de bazı şirketlerin "paravan" olarak kurulduğu iddiası oldu. Tanık, özellikle SERES Gayrimenkul, VEREV İnşaat ve NOVA İnşaat isimli şirketlerin, rant ilişkilerinde ve taşınmaz devirlerinde ara mekanizma olarak faaliyet gösterdiğini ifade etti.
Bu firmaların görünürde ticari faaliyette bulunduğunu ancak gerçekte bazı taşınmazların bu şirketler üzerinden devredildiğini, böylece hem rüşvetin hem de usulsüz menfaat akışının gizlenmeye çalışıldığını kaydetti.
Arslan'ın ifadeleri doğrultusunda bu şirketlerin irtibatları, ortaklık yapıları ve tapu kayıtları incelendiğinde iddia edilen bağlantıların daha net açığa çıktığı kaydedildi.
TAM 400 KAÇAK DAİRE İLE "ÖRTÜLÜ ÖDENEK" OLUŞTURULDU
Dosyanın en çarpıcı başlığı ise Umut Kent Sitesi'ne ilişkin anlatımlar oldu. H. A., 2017-2020 yılları arasında Nilüfer ilçesi 1381 ada 2 parsel üzerinde inşa edilen projede 400 dairenin kaçak olarak yapıldığını kaydetti. Tanık, bununla da yetinmeyerek, bu projeye göz yumulduğunu, hatta yapım sürecine "örtülü ödenek" ve başka taşınmazlar üzerinden maddi menfaat ve suç geliri elde edildiğini ifade etti.
Arslan'ın beyanına göre, projede yalnızca kaçak daire yapılmadı; sığınak alanları da daireye çevrildi. Yani deprem ve olağanüstü durumlar için ayrılması gereken ortak güvenlik alanları satılabilir bağımsız bölümlere dönüştürülerek piyasaya sürüldü. Bu sayede yalnızca imar ihlali değil, ortak alanların ticari mala çevrilmesi gibi çok daha ağır bir usulsüzlük tablosu ortaya çıktı.
H.A.'nın ifadesi Takvim.com.tr'de!
SIĞINAKTAN DÜKKÂNA, OFİSTEN DAİREYE
Arslan'ın ifadesi yalnızca Umut Kent ile sınırlı değil. Tanık, farklı parsellerde de benzer yöntemlerin uygulandığını anlattı. Buna göre bazı projelerde sığınaklar dükkâna dönüştürüldü, müştemilat ve ofis olarak görünmesi gereken bölümler fiilen daire gibi inşa edildi. Hatta bazı yapılarda ruhsata aykırı yükseklik artışları yapıldı, sonradan tadilat projeleriyle bunlara kılıf hazırlandı.
Tanık, özellikle bazı yapılarda hâlâ oturum izni alınamamasını, geçmişte yapılan usulsüzlüklerin en somut göstergelerinden biri olarak anlattı. Arslan'a göre, eğer projeler mevzuata uygun olsaydı, yıllardır iskân sorunu yaşanmaz, bu projelerde emlak sahibi olanlar mağdur olmazdı.
"RÜŞVETE KARŞI ÇIKTIM, SİSTEMİN DIŞINA İTİLDİM"
H. A.'ın ifadesindeki en dikkat çekici bölümlerden biri de kendi pozisyonuna dair anlattıkları oldu. Arslan, şirkette ve projelerde görev aldığı dönemde olup bitenleri öğrendikçe buna karşı çıktığını, kamu görevlilerine rüşvet verilmesinin suç olduğunu açıkça söylediğini belirtti.
Ancak bu itirazdan sonra şirket içindeki etkisinin azaltıldığını, bağlarının zayıflatıldığını ve zamanla sistemin dışına itildiğini söyledi. Yönetici olduğu firmalardan ayrılmak zorunda kaldığını söyleyen Arslan, bu süreçte yasal haklarının da verilmediğini, bu nedenle savcılığa başvurduğunu anlattı. Başka şikâyetlerin de bulunduğunu öğrendiğini ifade eden tanık, dosyanın geniş çaplı ve organize bir yapının deşifre edilmesine yönelik bir süreç olduğunu belirtti.
Bursa'daki yolsuzluk soruşturması, dosyaya giren tüm ayrıntılar belediye-imar-rant ilişkisinin ulaştığı boyuta ortaya koyarken, tapu kayıtları, ruhsat dosyaları, plan değişiklikleri, şirket hareketleri ve para trafiğiyle birlikte değerlendirildiğinde, Bursa'daki soruşturmanın yalnızca yerel bir yolsuzluk soruşturması olmadığını, yıllara yayılan büyük bir imar ve rant organizasyonunu hedef aldığını gösteriyor.

