Letonya karşısında gördük ki eğer açmasını bilmiyorsan kapılar duvar olur ama mucizeler de bazen son saniyede gelir. O penaltı golünü işaret olarak görenler var.
İnsanların kalbinden akan hayaldir umut ve o umudu canlı tutmanın bir anlamı var.
Ve görünen o ki Dünya Kupası finallerine katılmamız için çok daha büyük bir mucizeye ihtiyacımız var.
Ama mucizeleri harekete geçiren alın teri ve formaya saygıdır.
Norveç maçının olduğu gün berber dükkanında tıraş olan bir delikanlı "ben 2003 doğumluyum, ülkemin katıldığı bir Dünya Kupası göremeyecek miyim?" diye sordu.
Çıkmadık candaki umutlar onda kesilmişti de umutsuzluğunun önünü kesemedim.
Çünkü bizler o umudu kendi sahamızdaki Letonya ve Karadağ maçlarında kaybettik.
Kazandığımız Hollanda ve Norveç maçlarında "terli heykeller" diye yorumladığımız futbolcuların Letonya ve Karadağ maçlarında siluet olarak geri dönüşümünde ilginç şeyler yaşandı.
O maçların sorgulanması gerekiyor.
Yarın değil hemen şimdi.
O maçlarda milli formayı giyen beylerin ayaklarında altın pabuçlar vardı sanki.
"Biz galibiyetin ayağına gitmeyiz" Ama sahanın ortasında da ipuçları vardı da görmek istemedik!
"Bu takım sizlerle hiçbir yere gidemez!"
Çünkü takımın içinde gruplaşmalar var, isimlerini şimdilik yazmayacağım.
O grupta menajerlik şirketi olup futbolcuların aklını çelenler var.
O maçları yeniden gözlerimizin önüne getirdiğimizde Şenol Güneş'i imha etmek için çarpışan güçlerin olmadığını kimse söyleyemez.