Pes etmeyelim! (Reha Kapsal)
Avrupa Şampiyonası sonrasındaki Karadağ ve son oynadığımız ve galip geldiğimiz Cebelitarık maçı da dahil olmak üzere, Milli takım oyun olarak istenilen seviyeye bir türlü gelemedi. Hollanda maçı öncesinde en büyük sıkıntımız sadece bazı mevkilerde oynayan oyuncularımızın eksikliği değildi elbette.
Saha içindeki oyun organizasyonumuzdaki yetersizlikle beraber, ilk maça göre Hollanda milli takımının 6 oyunculuk bir rotasyona gitmiş olması, dolayısıyla oyun felsefesi değiştiği gibi saha içi disiplini de en üst seviyeye gelmiş bir takıma karşı bu durumda oynamak tabiiki kolay değildi. Bir de daha maç başlamadan sanki soyunma odasında 1-0 yenik başladık mücadeleye.
Bu golle beraber zaten daha önce kötü oynadığımız maçlarda olduğu gibi saha içi bütünlüğünden kopup, herkesin taktik disiplini bıraktığı, saha içinde çok şuursuzca bir oyun oynamaya başladık. Rakibi özellikle orta sahada bloklamamız gerekiyordu. Buradaki hattı oluşturamadık. Klaassen, De Jong, Wijnaldum üçlüsü; Hakan, Orkun ve Okay'a karşı üstünlük sağladığı gibi; takım halinde zaten saha içi enerjisi düşük olan, yediği golden sonra da takımımızın bu kadar çabuk skora teslim olması anlaşılır gibi değildi.
Bu kabullenmişlik, saha içindeki en zayıf gibi noktamız görünse de, eğer biz savunma yapacaksak bunu kalemizden uzak gol yemek üzerine değil, rakibi karşılayarak ortada çoğalmayı planlamalıydık. Zaten Çağlar atılmasıyla birlikte, eksik kaldıktan sonra böyle maçlar oyuncu topluluğu ve teknik heyet için de kolay kolay bitmez. Bu maçtan sonra konuşulacakların en başında da hangi kulüp takımından hangi oyuncunun oynaması olacaktır.
Esasen işin en acı noktası da bu sanırım. Çünkü biz hep oyunlarımızda bir felsefe ve derinlik olmadığından, hep şahısları konuşmaya, hakemi konuşmaya, VAR odası konuşmaya, çizgileri konuşmaya, federasyonda görev alan kuralları konuşmaya çok alışık bir ülkeyiz, nedense böyle bir tarzımız var.