Türkiye'nin üretim hafızası risk altında: Üçüncü ve dördüncü kuşaklar sanayi yerine teknoloji ve finansa yöneliyor
Yıllarca finansman, hammadde, enerji, ihracat pazarı arayan Türk sanayisinin bel kemiği Anadolu Kaplanları, şimdi de bin bir emekle büyüttükleri fabrikalara sahip çıkacak ‘torun’ arıyor. Aile işletmelerinde üçüncü ve dördüncü kuşaklar üretim bandının başına geçmek yerine teknoloji girişimlerini, yurtdışı fonlarını kovalıyor.
Almanya, Avusturya ve İsviçre'de çoğu aile şirketi olan küçük ve orta ölçekli işletmelerde yaşanan kuşak devri sorunu, Türkiye'nin sanayi kentlerinde de hissedilmeye başladı. Yıllarca ailenin emeğiyle büyüyen birçok fabrika sahipsiz kaldı. Ailedeki üçüncü ve dördüncü kuşaklar, üretim bandının başına geçmek yerine teknoloji girişimi, yatırım fonları, finans sektörü veya yurtdışındaki kariyer fırsatlarını kovalıyor.
Sabah'tan Metin Can'ın haberine göre; sanayi çevreleri, Anadolu Kaplanları olarak bilinen aile şirketlerinde söz konusu tablonun giderek yaygınlaştığını belirtiyor. Gaziantep, Kahramanmaraş, Kayseri ve Denizli başta olmak üzere üretim üslerinde faaliyet gösteren sanayicilere göre, geçmişte en büyük sorun mirasın nasıl paylaşılacağıydı. Bugün ise asıl endişe, fabrikaları ve üretim kültürünü devralacak yeni kuşağın olmaması.

Sanayiciler, çocuklarının teknoloji, finans, girişimcilik veya yurt dışı kariyerlerini tercih ettiğini, bu nedenle birçok aile şirketinde profesyonel yönetime geçiş, stratejik ortaklık ve halka arz seçeneklerinin daha fazla gündeme geldiğini ifade ediyor. "Makine yatırımı yapmak kadar, o makinenin başına 20 yıl sonra kimin geçeceğini hesaplıyoruz" değerlendirmesi ise sanayi çevrelerinde ortak görüş olarak öne çıkıyor. Özellikle Güneydoğu sanayisinde karşılaşılan örnekler dönüşümün boyutunu ortaya koyuyor.
Bölgede onlarca ülkeye ihracat yapan büyük bir aile şirketinde, kurucu kuşağın ardından yönetimi devralan ikinci nesil fabrikayı büyüttü, yeni üretim hatları kurdu ve çalışan sayısını binlerle ifade edilen seviyelere çıkardı. Ancak üçüncü kuşak aynı yolu seçmedi. Ailenin genç üyelerinden biri eğitim hayatının ardından yurtdışında kalmayı tercih etti. Bir diğeri teknoloji ve dijital yatırımlara yöneldi. Üretim tesisinde çalışmayı düşünen genç aile ferdi ise şirketin günlük yönetiminden çok yönetim kurulunda yer almak istedi.

SATIŞ YA DA PROFESYONEL
Böylece yıllarca "Çocuklarımız için büyütüyoruz" denilerek genişletilen fabrikanın yönetimi, profesyonellere bırakılmaya başlandı. Aile şirketin sahibi olmaya devam etti ancak üretimden satışa, ihracattan insan kaynaklarına kadar operasyonun önemli bölümü profesyonel yöneticilere devredildi. Bu tablo Gaziantep'e özgü değil. Kayseri'de, Konya'da, Denizli'de ve diğer sanayi merkezlerinde de benzer hikâyeler var. Babanın sabah gün doğmadan geldiği fabrikaya, çocuk bazen yalnızca yönetim kurulu toplantısı için geliyor. Torun ise toplantıya çevrim içi bağlanıyor. Anadolu'da birçok işletme profesyonel yönetime geçiyor, stratejik ortak arıyor, halka arzı değerlendiriyor veya tamamen satışa çıkarılıyor. Profesyonel yönetim, aile şirketleri açısından her zaman olumsuz bir gelişme anlamına gelmiyor. Tam tersine doğru kurumsallaşma modeliyle şirketlerin ömrünü uzatabiliyor. Uzmanlar, ailelerin yönetimi profesyonellere devretse bile şirketin değerlerini koruyacak bir sistem kurulması gerektiğini belirtiyor.
DEMOGRAFİK TEHLİKE DE VAR
Sanayideki dönüşüm yalnızca iş insanlarının gözlemleriyle sınırlı değil. Demografik veriler de aile şirketleri açısından yeni bir döneme işaret ediyor. Türkiye, tarihinin en düşük doğurganlık dönemini yaşıyor. TÜİK verilerine göre toplam doğurganlık hızı 2025 yılında 1.36 çocuğa gerileyerek nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2.1'in oldukça altında kaldı.

Birleşmiş Milletler ve TÜİK projeksiyonları, çocuk nüfusun toplam nüfus içindeki payının gelecek yıllarda daha da gerileyebileceğini gösteriyor. Daha az çocuk, aile şirketleri açısından doğal olarak daha dar bir halef havuzu anlamına geliyor. Ancak sorun yalnızca sayıdan ibaret değil. Yeni neslin eğitim düzeyi, yaşam beklentileri, meslek tercihleri ve dünyaya bakışı da geçmiş kuşaklardan farklılaşıyor. Birinci kuşak için fabrika, ailenin hayatta kalma mücadelesiydi. İkinci kuşak için büyütülmesi gereken bir mirastı. Üçüncü ve dördüncü kuşak içinse önlerindeki çok sayıda kariyer seçeneğinden yalnızca biri haline geldi.

TÜRKİYE'NİN ÜRETİM HAFIZASI RİSK ALTINDA
Ekonomi çevrelerine göre önümüzdeki 10 yılın en önemli başlıklarından biri finansmana erişim kadar sanayide kuşak devamlılığının sağlanması olacak. Çünkü Türkiye'de mesele yalnızca daha az çocuk doğması değil; yeni kuşağın üretim kültürünü devralmaya geçmiş kuşaklar kadar istekli olmaması. Anadolu Kaplanları'nın kurduğu fabrikalar yalnızca ailelerin serveti değil, Türkiye'nin üretim ve ihracat hafızası niteliğinde. Bu şirketlerin plansız bir kuşak değişimi nedeniyle zayıflaması; istihdamdan ihracata, tedarik zincirlerinden şehir ekonomilerine kadar geniş bir alanı etkileyebilir.

RİSKLİ 10 ÜLKE ARASINA GİRDİK
Türkiye ekonomisinin omurgasını oluşturan aile şirketleri açısından uluslararası araştırmalar da dikkat çekici sonuçlar ortaya koyuyor. PwC'nin 62 ülkede 1.325 aile şirketiyle gerçekleştirdiği küresel araştırma, aile şirketlerinin en önemli gündemlerinden birinin yalnızca büyüme değil, şirketin sürdürülebilirliği ve liderliğin yeni kuşağa aktarılması olduğunu gösteriyor.
Araştırmada işletmenin gelecek nesillere bırakılması, aile şirketlerinin uzun vadeli öncelikleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Hızla değişen iş dünyası, dijitalleşme ve genç kuşakların farklılaşan beklentileri nedeniyle liderlik devri geçmişe kıyasla daha zor. Türkiye'nin de kuşak devri bakımından risk taşıyan ilk 10 ülke arasına girmesi, meselenin birkaç şirketle sınırlı olmadığını ortaya koyuyor.