Hangi yaşta olunursa olunsun, bir ilişkinin olmazsa olmazı. Fakat yan çizen erkek milleti, 'Aman yahu çiçeğe ne gerek var, sensin benim çiçeğim' derse de çizemez.
Erkekler bu konuda hayli düşünür. Ya niye bu kadar çiçek konusunda takıntılılar diye.
Çoğuna göre çiçek sadece bir ot.
Hatta bir arkadaşımın yorumu hayli ilginçti.
Kız arkadaşı "Bir gün de çiçek al" diye sürekli hayıflanıyordu. Fakat bir gün o cesareti benim yanımda alıp bir demet çiçek aldı. Ama bir şartı vardı.
-Kanka çiçek alacam ama senden bir ricam var.
-Söyle baba.
-Gidene kadar sen taşısana, bana yakışmıyor.
Sana yakışıyor.
-Hönkk???? İyi.
Sonrasında gelen yorumu tam bir bomba etkisi yarattı bende:
-Bir de bana öküz diyor. Otu seven o halbuki.
Erkekler çiçek taşımayı sevmezler. Çünkü herkesin ona baktığını hissederler. Şöyle bir ayrım yapalım... Erkeğin elindeki çiçek demedini gören kadın: "Ayyy ne romantik.
Adama bak almış çiçeğini. Ne kadar düşünceli bir adam. Bizimki öküz nerdee..." Erkeğin elindeki çiçek demedini gören erkek:
"Tipe bak tipe, almış eline çiçeği. Girmiş bitkisel hayata. Hep bunlar yüzünden bizim hatunlar da coşuyor çiçek çiçek diye." Aslında bütün mesele minimum bir-iki haftalık mutluluk, vazoda masaya söz konusu çiçek konulduğunda bakıp bakıp gülümsemek.
Güzel kokulu çiçeğin güzel aşkınıza benzemesi, başka bir anlam yüklenmez genelde.
Yirmili yaşlardayken, olayı sorgulardım, yahu çicek işte altı üstü falan derdim, evet odunmuşum resmen. Ya kardeşim sana ne olayın matematiğinden, al çiceği ver sevdiceğine, sonra gelsin öpücük yağmuru.
Olayı irdelemenin, tartışmanın, mantık bulmanın hiç manası yok. Gönderin çiceği rahatlayın, hatta alışkanlık haline getirin, ayda en az 1 defa gönderin kardeşim.
Şimdi bazı hemcinslerim, her ay gönderirsek alışkanlık olabilir diyebilirler. hayır kardeşim yanılıyorsun, gönder gitsin... İnan bana çiceğe verdiğin 20 TL, sana mutluluk, huzur ve öpücük olarak geri dönecek. Ulan, ben bu gerçekleri 30 yaşından sonra çözen kafama tüküreyim.
ASLAN
Dursun, hayvanat bahçesine gezmeye gitmiş. Burada dolaşırken bakmış bir kafesin kapısı açık. Merak etmiş, kafese girmiş. Bunu gören hayvanat bahçesi görevlileri hemen müdahale etmiş: - Dur, sen ne ne yapıyorsun? Orası aslan kafesi… Dursun kızgın bir şekilde geri dönmüş ve: - Tamam, tamam aslaninizu yemeduk...
YÜRÜYELİM
Küçük çocukla babası belediye otobüsüne bindiler.
Biletçi durmadan bağırıyordu:
- Beyler yürüyelim!
Her durakta yeni yolcular biniyor, biletçi bağırıyordu:
- Yürüyelim beyler! Siz şapkalı bey, ilerleyin lütfen!
Birkaç duraktan sonra, artık otobüste değil yürümek, adım atacak yer kalmamıştı.
Ama biletçinin sesi hiç kesilmiyordu:
- Yürüyelim beyler!
Çocuk iyice sıkışmıştı.
Babasına sordu:
- Babacığım madem ki yürüyecektik, neden otobüse bindik?
GÜLÜYORUM
Çiçeklerine kadar sevdiğimi anlatıyorum uzun uzun. Ertesi gün kapının önüne geçen yıl ektiği çiçeklerin açtığını söylüyor.
Heyecanla, "Ne güzel bir enerji veriyor, değil mi?" diyorum. El cevap: "Yemediğim şey ne enerjisi verecek bana la?"
KUŞ YEMİ
Bizim Temel bir gün elinde bir çantayla havaalanına geliyor. Tam güvenlik alanından geçerken tarama yapan alet alarm veriyor. Bunun üzerine güvenlik görevlisi Temel'e soruyor: Çantanızda ne var? Temel: Kuş yemi var... Görevli: O zaman bir daha geçin bakalım. Temel tekrar geçiyor ama alet yine ötüyor. Bunun üzerine görevli Temel'e çantasını açmasını söylüyor. Temel çantayı açınca görevli çantada mücevher, altın, saat gibi değerli şeylerin olduğunu görüyor ve ona soruyor: - Hani kuş yemi vardı çantada? Temel: Valla ben bunları götürüp kuşun önüne koyuyorum, ister yer ister yemez?
ALKIŞLIYORUM
Dolmuşta giderken, rüzgarın etkisiyle dolmuşun önüne uçan boş poşete "Çekil yolun ortasından!" diye bağırıp korna çalan şoföre kocaman bir alkış lütfen...