Fikir beyanıdır... Biz hayatı kısa yoldan yaşıyoruz, derinliğine girmeyi seven bir toplum değiliz...
Mesela:
FRANSIZ DÜŞÜNÜR:Düşünüyorum, öyleyse varım.
TÜRK DÜŞÜNÜR:
Düşün düşün, pohtur işünnn.
BİR BAŞKA FRANSIZ:Doğru yolda giden kaplumbağa, eğri yolda giden yarış atını geçer.
TÜRK DÜŞÜNÜR:
-Hafız şurdan gir bak, burası kalabalık.
- Ters yön, girilmez diyor.
-Lan sen bi gir.
YUNAN DÜŞÜNÜR:Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğimdir.
TÜRK DÜŞÜNÜR:
Ben bi öleceğim günü bilmem kanka.
YUNAN DÜŞÜNÜR:Aynı ırmakta iki kez yıkanılmaz.
TÜRK DÜŞÜNÜR:
Mahmut abi su çok güzel gelsene.
ALMAN DÜŞÜNÜR:Bu da dahil tüm genellemeler yanlıştır.
TÜRK DÜŞÜNÜR:
Bu Almanlar'ın hepsi soğuk.
ÖYLE diyoruz ama keşfedilmeyen felsefecilerimiz var.
-Bana şu sandalyenin olmadığını ispat et.
-Hangi sandalye?
Yemin ediyorum şu soruyu Platon'a, Aristo'ya sorsan sana altı ay anlatır, ispat etmeye çalışır. Oysa bizde öyle mi? Hangi sandalye? Bak bak bak nefis valla. Mis gibi felsefe var, kıymetini bilin.
Felsefe kelimesini genellikle tartışma anında duyabiliriz.
-Oğlum aslında sen geldin benim yanıma, gelmeseydin olay bu kadar büyümeyecekti.
-Lan felsefe yapma karşımda.
Ha felsefe yapma deyince, önemli düşünürümüz Mustafa Topaloğlu'nun şarkısını da unutmayalım.
Büyük abilerimiz evlenmeden önce önemli düşüncelerini bizimle paylaşırlar: "Kadın dediğin az konuşacak." Sonuç olarak biz bu konuyu şu sözlerle sona getirmişiz.
Ayağını sıcak tut, başını serin.
Karnını aç koyma, düşünme derin.
Eee diyecek bir şey kalmamış bu konuda.LÜZUMSUZ BİLGİLER
Amerikalı boksör George Foreman'a neden 5 oğluna da George ismini koyduğu sorulunca, şöyle cevaplamış:
Joe Frazier, Muhammed Ali, Ken Norton ve Evander Holyfield gibi isimler sizin de kafanıza yumruk atsaydı, doğrusu siz de çok fazla isim düşünemezdiniz.
TESPİTLİ YORUM
Siz bu dokunmatiklere hem hızlı hem yanlışsız nasıl yazıyorsunuz ya? Ben Türkçe başlıyorum Urduca bitiriyorum
NE KADAR OLDU?
Yeşilçam Film Akademisi, efekt kullanılmayan Aşk Tesadüfleri Sever filmine, "En iyi efekt" ödülü vereli 9 YIL OLDU
AlkışlıYorum
ŞEHİR efsanelerinden biri de şudur. Lacost'un sahibi İstanbul'a gelir. Eminönü'nde gezerken çakma Lacoste tişörtleri görür.
Ve der ki; "Vallahi bizden daha iyi yapmışsınız, hatta dur şu düğmenin üstüne isim yazma olayını biz de yapalım."