Dünya yeni bir güç mücadelesinin içinden geçiyor. Enerji kaynakları, ticaret yolları, deniz yetki alanları ve savunma ittifakları, küresel siyasetin geleceğini belirliyor. Artık ülkelerin gücü yalnızca ordularının büyüklüğüyle ya da ekonomilerinin hacmiyle ölçülmüyor.
Enerjinin hangi güzergâhtan taşındığına, ticaretin hangi limanlardan yapıldığına, kriz anlarında hangi ülkelerin masada olduğuna ve bölgesel dengeleri kimin etkilediği artık çok daha önemli.
İşte Türkiye tam da bu büyük dönüşümün merkezinde yükseliyor. Mekke Anlaşması, Bedir Mutabakat Zaptı ve Libya ile imzalanan mutabakatlar, Türkiye'nin farklı coğrafyalarda geliştirdiği stratejik ilişkilerin sonucu. Aslında bunlar 100 yıldır beklenen projelerdi.
Bu adımların her biri, kendi siyasi ve diplomatik bağlamında değerlendirilse de ortaya çıkan tablo çok önemli. Bugün enerji, dünyanın en önemli güç unsurlarından biri.
Petrolün, doğal gazın ve diğer stratejik kaynakların nereden çıkarılacağı kadar hangi güzergâhlardan taşınacağı da büyük önem taşıyor. Avrupa'nın enerji güvenliği, Körfez ülkelerinin ihracat kapasitesi, Doğu Akdeniz'deki doğal kaynaklar ve Asya ile Avrupa arasındaki ticaret bağlantıları, birbirinden bağımsız meseleler değil.
Türkiye, coğrafi konumuyla bu denklemin tam ortasında bulunuyor. Bir yanında Avrupa, diğer yanında Asya; güneyinde Orta Doğu ve Körfez, kuzeyinde Karadeniz var. İstanbul ve Çanakkale boğazları, uluslararası deniz ulaşımının en önemli geçiş noktaları arasında yer alıyor.
Türkiye'nin enerji altyapısı, limanları, boru hatları ve kara yolu bağlantıları da bu coğrafi avantajı stratejik bir kapasiteye dönüştürüyor. Geçilen güzergâhın güvenliğine katkı sunmak, alternatifler oluşturmak, enerji tedarikini çeşitlendirmek ve ticaret ağlarının vazgeçilmez halkalarından biri hâline gelmek.
Yeni dünya düzeninde ülkeler, yalnızca sahip oldukları kaynaklarla değil, kurabildikleri ilişkilerle de güç kazanıyor. Enerji kaynakları, ticaret yolları ve güvenlik ortaklıkları birbirini tamamladığında stratejik etki ortaya çıkıyor. Türkiye'nin önünde böyle bir fırsat bulunuyor. Dünyanın yeni güç haritası çizilirken Türkiye'nin gücü, etkisi artık her başkentte kabul ediliyor.
LİBYA VE AKDENİZ
Türkiye'nin Libya ile geliştirdiği ilişkiler, bu büyük tablonun en dikkat çekici örneklerinden biri. 2019 yılında imzalanan Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakatı, Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları tartışmalarında yeni bir dönemin kapısını araladı. Türkiye, bu anlaşmayla denizlerdeki hak ve çıkarlarını diplomatik ve hukuki bir çerçevede savunma iradesini ortaya koydu. Bu mutabakatı yalnızca iki ülke arasındaki bir anlaşma olarak görmek, meselenin stratejik boyutunu eksik değerlendirmek olur.
Doğu Akdeniz; enerji kaynakları, deniz ticareti, limanlar ve bölgesel güvenlik bakımından büyük önem taşıyor. Ankara'nın verdiği mesaj açık: Türkiye, çevresindeki gelişmeleri yalnızca izleyen bir ülke olmak istemiyor. Kendi haklarını savunan, bölgesel ortaklıklar geliştiren ve uluslararası meselelerde söz sahibi olan bir aktör olarak hareket ediyor.