Mesela seçmenin yüzde 41'i başka bir partiyi oy vermiş ise, yüzde 25 oy almış olan bir parti, 'benim dediğim olmalı' diyemez.
Türkiye bu açıdan çeşitli gariplikler yaşanmak zorunda kalınan bir ülke. Koalisyon ortağı olabilme şansı olduğu halde bunu tepen ve muhalefette kalmaya çalışan bir partinin yanında, bu imkanı, kendisini birinci zannettiği için kaybetmek zorunda kalan bir başka parti var.
Koalisyon ortağı olmamak için çırpınan parti, diğer partileri bir hükümet kurmaya çağırıp duruyor.
Seçimi gidilirse şayet, kitlesine dönüp 'ne yapalım, çok istedik ama bizim dışımızdakiler bir türlü hükümet kuramadı' diyerek oy almayı mı düşündüğü, hala merak konusu...
Oy kaybı sebebiyle seçimin kaybedenlerinden olduğu halde, her nedense kendisini hala birinci parti zanneden diğeri ise, seçimin birincisi olan partiye: 'Yaptığın her şeyi yıkacağımız ve ülkenin kazanımlarını kaybetmesini sağlayacak bir restorasyon hükümet kuralım' gibisinden oldukça garip bir teklifte bulunuyor ve kabul edilmeyince de bozuluyor.
Bir başka parti var ki, o hangi rüzgara tabi olacağı konusunda kararsız. Eğer birkaç gün içerisinde yeni bir hükümet kurulamazsa; Cumhurbaşkanı Anayasa'nın gereği olarak Türkiye'yi erken seçime 'götürebilir'. Sürecin bu noktaya gelmesi, 7 Haziran seçim sonuçları ile ilgili bir durum. Tek başına iktidar olma şansını yakalayamasa da birinci olan bir parti ile, beraber hareket etmeleri beklenirken bir araya bile gelemeyen diğer 3 parti.
CHP'yi ikna etmek...
Seçimin birinci partisine yaptığı, 'benim istediğim gibi bir hükümet kuralım' dayatması kabul edilmeyeni, diğer partilerin bir hükümet kurmaları gerektiğini söyleyeni ve hala bir yön belirleyemiyeni ile üç parti, her şeyden AK Parti'yi ve Cumhurbaşkanımızı sorumlu tutma eğiliminde.
Yoğun bir laf salatası arasında kaybedilmeye çalışılan gerçek ise şu: CHP-MHP-HDP arasında bir koalisyonun gerçekleşemeyeceğini anlayan çevreler, AK Parti ile CHP arasında ve ama CHP'nin başat rolde olacağı bir koalisyonun peşine düştüler; olmadı.
AK Parti Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu'nu kesinlikle razı olmayacağı şeylere zorlamaya çalışmak yerine, CHP'yi taleplerini makul seviyelere çekme konusunda ikna edebilmek için uğraşmaları gerekirdi oysa.
Aslında daha 7 Haziran gecesi ne yapacaklarını kafalarına koymuşlardı: Ak Parti'yi mümkün olduğu kadar prensiplerinden taviz vermeye zorlamak ve buna rağmen netice alınamaz da seçime gidilirse, bu gelişmenin sebebinin Sayın Cumhurbaşkanı olduğu iddialarına sarılmak. Bütün hesapları, ülkemizin gelişmesini durdurabilecek bir ortam için insanımızı kandırmak üzerine...
Oysa insanımız 'ayağını yorganına göre uzat' ve 'yok öyle üç kuruşa beş köfte' sözlerini, manasını iyi bilerek kullanır...