Şikeden AK Parti üzerine derin hesapların devreye sokulduğu çok net anlaşılıyor.
Başbakan'ın hasta yatağında olduğu bir dönemde, Erdoğan sonrasına yönelik senaryoların konuşulmasının arkasında hangi hesapların yattığını hissetmemek mümkün mü?
Başbakan Erdoğan'ın geçirdiği ameliyat nedeniyle nekahat dönemini yaşadığı bir sırada, Erdoğan ve Gül arasında yaratılmak istenen kaos planını anlamamak mümkün mü?
Siyasetin derin kulvarlarında neler yapılmak istendiğini daha iyi okumak için, yazılı medya üzerinde bir ufuk turu yapalım.
Duayen gazeteci-yazar Fehmi Koru'nun (Taha Kıvanç), AK Parti üzerinde oynanan oyunlara yönelik iki yazısı, derin planların perde arkasını açıkça ortaya çıkarıyor.
Özellikle, "AK Parti üzerine hesaplar'' başlıklı yazısının son bölümünde yer alan, "Bilebilecek durumdaki bir dostum aile yakınlarından aldığı izlenimi, 'Tayyip Bey dinlenme dönemini gözlemle geçirdi' diye aktardı.
Aile dışında kimseyle uzun boylu görüşmemiş, okumuş, izlemiş... 'Bayağı bilenmiş' dedi, dostum.
Türkiye'de kimlerin güçsüz hükümet istediğini, kimlerin heveslerini kışkırttıklarını ben biliyorum da, Tayyip Bey bilmez mi?" cümleleri, sinsi planların analiz edildiğinin işaretini veriyor. Fehmi Koru "bilenmiş" sözünü televizyon programında şöyle izah etti: "Bilenmişliği kavga, hır çıkarma anlamına değil, kendi tavrının doğruluğu yönünde bilenme olarak yorumladım.
Varlığının ne kadar gerekli olduğunun herkes tarafından görülmüş olduğunu görmesi olarak yorumladım."
Siyasetin sisli bulvarlarında ne olduğunu yakından bilen Fehmi Koru'nun, son cümlelerinden başlayarak, kim ne yazmış, hangi gazete yazmış, neden yazmış sorularıyla, olayları oturtacağımız çerçeveyi daha net ortaya çıkaralım: "Taha Akyol. Hürriyet Gazetesi.
2014 planı vererek işi ateşledi. Taha Akyol'un işaret fişeği gibi sözleri, bazı odakları hemen harekete geçirdi. Arkasından, Cumhuriyet gazetesinin, güya bir yabancı kuruluşun, Erdoğan üzerine kurguladığı anketi devreye sokması dikkatleri çekti.'' Bu gelişmeyi, intermedya yazarlarından ADNAN BERK OKAN (Memduh Bayraktaroğlu) şöyle analiz ediyor: "Medyada kopartılan 'Erdoğan'dan sonrası' fırtınası bana 2002 yılı Mayıs ayı ve daha öncesini hatırlattı. O dönemde Çiller – Doğan kavgası vardı. Olup bitenlerden 'en haberdar iki kişi' Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök ve Milliyet Gazetesi 'gizli başyazarı' Taha Akyol'du...
Özkök, Özkan tarafında yer alır ve dizayna destek verirken; Akyol, DYP ve ANAP'ı kontrolü altında tutuyordu...
28 Şubat sürecinde başlayan Çiller-Doğan kavgası sonlandırıldı.
Bugünlerde 'Erdoğan'ın hastalığı' ile ilgili merakları ve Şike yasasının Cumhurbaşkanı ile Hükümet arasında 'kavga' yarattığı/yaratacağı iddialarını 2002 yılı Mayıs ayında yaşadığımız siyasi senaryoları hatırlayarak irdeleyin.'' Koru'nun cümlesine dönelim, "Türkiye'de kimlerin güçsüz hükümet istediğini, kimlerin heveslerini kışkırttıklarını ben biliyorum da, Tayyip Bey bilmez mi?''
ESKİ GÜÇSÜZ HÜKÜMETLER
Güçsüz hükümetler döneminin yeniden hortlatılmak istendiği ortada.
28 Şubat döneminden başlayarak, 2002 seçimlerine kadar Türkiye'de yaşanan güçsüz hükümetler dönemini hatırlayalım. 2001 krizini yeniden düşünelim. 100 milyar dolara yaklaşan banka soygunlarını, suistimalleri, milletinin hem cebine hem iradesine dokunan gelişmeleri hatırlayalım.
1990-2000 yılları arası 'hükümetler kuran, Başbakanlar değiştiren' hangi medya patronu idi? Zayıf koalisyon hükümetleri döneminde, güçsüz iktidarlar ile önce çatışan, sonra anlaşan bir stratejiyi uygulayan hangi medya grubuydu? Elindeki medya gücünü de kullanarak medya dışı alanlara yönelip bankalar alan, özelleştirmeden en çok faydalanan hangi medya grubuydu?
Ne zaman ki tek parti iktidarına dayanan bir Başbakan, Erdoğan, iktidarı başkaları ile paylaşmak istemedi, o medya imparatorluğu için çöküş süreci başladı. Son ümitleri, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri.
Fitili ateşleyen gazeteye ve yazara bakınız, siyasetin sisli bulvarlarında bir planın nasıl uygulamaya sokulduğunu daha iyi anlayabilirsiniz.