BBC/ Reuters Ajan-Muhabirleri, Ortadoğu'nun her yerinde geziyor.
Ne tezgâhlar çeviriyorlardır bölgede, anında olan biteni Londra'ya ulaştırmakta mahirler. Musul operasyonu 17 Ekim 2016 sabahı başlatıldı. Harekat başlarken ilk haberi, ne tesadüf yine İngiliz BBC ve Reuters verdi. Reuters detaya girdi. DEAŞ'ın lideri Bağdadi'nin Musul'dan ayrıldığını, Rakka'ya gittiğini yayınlamıştı. Bu İngilizler, DEAŞ'ın gölgesini bile takip etmekte mahirler.
Bu haber üzerine ben de "Derin Amerika-İngiltere, 'Musul'a girin' dedi, taşeron örgüt girdi. Zamanı geldi, 'Çıkın' dediler, taşeron örgüt çıktı" diye yazmıştım. Çünkü DEAŞ'ı kuran onlar.
Ciğerini bilen onlar. DEAŞ üzerinden yeni Ortadoğu haritalarını kurgulayan onlar. Ne dediysek o. Aynen öyle oldu. Musul boşaltıldı. Musul'da yeni bir süreç başladı.
Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım-Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar'ın temsil ettiği TÜRK DEVLET AKLI, zaten bu işin böyle olacağını bildiği için, "Musul'da Türkiye olacak" paradigmasıyla öne çıktı. Musul boşaltılacaktı. Bu işi Türkiyesiz yapmalarının önünü kesmek için stratejik okuma yapılarak, gardımızı aldık. Peki, Musul'u kim idare edecek? İşte bu noktada Türkiye, Musul'un geleceğine yönelik stratejisini ortaya koydu. Musul'un statüsü belirlenmeden, Irak'ın geleceği belli olmayacaktır.
Musul'un statüsü belirlenmeden, Türkiye'nin Musul-Halep hattı/Misak-ı Milli hedefleri yerine oturmayacaktır. Musul'a girildi.
Musul olayının can alıcı noktası, Türkiye için güvenliğinin hayati süreci şimdi başlıyor. Kentin hangi güçler arasında, ne şekilde paylaşılacağına dair yaşanan anlaşmazlık nedeniyle tartışmalara yol açıyor. Temel mesele Musul'un DEAŞ'tan kurtarıldıktan sonra kaderinin ne olacağına dair. Bu nedenle operasyona katılmak isteyen güçler kadar komşu ülkeler ve emperyalist batı arasında kıyasıya bir mücadele var.
Kent, zengin petrol yatakları ve doğusu ile batısındaki petrol boru hatlarının yanı sıra coğrafi konumu nedeniyle stratejik bir noktada bulunuyor.
Demografik yapısı, nüfusu Arap, Kürt, Türkmen, Ezidi ve Süryaniler'den oluşan kentte nüfusun yarısından fazlasını Sünni Araplar oluşturuyor.
Washington ve Londra, hem Erbil, hem de Bağdat merkezi yönetimi ile taktiksel manevralar yapıyorlar. Onların derdi, petrolü ve gazı bir yüzyıl daha rahatça çıkarma, satma, petrol boru hatlarını kontrol etmek. Bir planlar var, ama çok rahatsız edici: "Musul'da sekiz bölgeli bir çözüm. Musul'u ileride Kuzey Suriye'deki koridora eklemlemek ve Katar doğalgazı ve petrolüyle birlikte Musul'un yeraltı enerji kaynaklarının da aynı rota üzerinden Avrupa'ya ulaştırılması. Bu parantezde, Kuzey Suriye'de oluşturulmaya çalışılan yeni rotalı 'Enerji Koridoru'. Din ve mezhep üzerinden yeni yumuşak karınlar ortaya çıkarmak."
SONUÇ: Türkiye'nin Musul'da var olması sadece bugünün değil gelecek yüzyılın da parametrelerine ruh verecek. Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan'ın, Misak-ı-Milli konusunu açması, kentte tarihsel bir hak oluşundan vücut buluyor. Irak Kürt yönetimi idaresi dışında kalan Kürt bölgelerinin Kürt bölgesel yönetimine devri konusu da, sadece Irak merkezi yönetimi ile Barzani yönetimi arasında değil, Türkiye'nin Musul-Halep hattını dış güvenliğin can damarı olarak görmesi nedeniyle, çok hassas pozisyonlara işaret ediyor. Musul'un 55 kilometre batısındaki yaklaşık 100 bin Türkmen'in yaşadığı Telafer kentinin yaşamında Türkiye, birinci derecede ilgili olmaya kararlı. Cumhurbaşkanımız Erdoğan-Ankara her ne pahasına olursa olsun Musul masasında yer alarak, bir yüzyıl daha Musul merkezli olası oyunlara set koymaya kararlıdır.