CANLI YAYIN
BÜLENT ERANDAÇ
BÜLENT ERANDAÇ

MİT-PKK görüşmesini kim sızdırdı?

Eklenme Tarihi 21 Şubat 2012
MİT ile PKK arasında yapılan Oslo görüşmelerini kim sızdırdı? Kim deşifre etti?
MİT fırtınası devam ederken, dikkatlerden kaçmaması gereken üç önemli açıklama oldu. İlginç açıklamalar arka arka gelirken, kafalar karıştı.
Emniyet eski İstihbarat Başkanı Bülent Orakoğlu "İsrail sızdırdı'' açıklamasını yaparken, MİT ve PKK görüşmelerine katılan kapatılan DEP eski Miletvekili Zübeyir Aydar, hedef saptırmaya matuf , "Polis sızdırdı" açıklamasını yaptı.
Kandil'de oturan KCK'nın başkanı Murat Karayılan'ın Aydar'a paralel açıklaması da dikkatlerden kaçmadı.
Karayılan, "Kim deşifre ettiyse bu belgeleri de aynı çevreler polisin dosyasına koymuştur. Bu, çok açıktır.
Bu belgeler devletin ya da MİT'in arşivinden alınmıştır. Tek bir ihtimal daha vardır, uluslararası güçlerin de bu belgeleri elde etme olanağı olabilir; onu yadsımıyorum ama pek ihtimal de vermiyorum.
Esas büyük ihtimal, dış bağlantıları olsa da, devlet sistemi içerisinde yer alan bir kesimin bu belgeleri ele geçirmesi ve deşifre etmesidir."
Karayılan'ın bu açıklaması doğrultusunda, konuyu yakından takip eden bazı kaynaklar, "Neoconİsrail-
Ergenekon bağlantısı üzerinde de durulmalıdır"
yorumunda bulundular.
Aynı kaynaklar, "MİT-PKK görüşmesi görüşmesinde, arabulucu kim?'' sorusunun da önemli olduğunu belirterek, "Böyle bir olay içinde CIA'nin olmasını da göz ardı etmemek gerekir" dediler.

SABRİ OK'A DİKKAT
MİT-PKK görüşmesinin, PKK'nın Avrupa sorumlusu Sabri Ok tarafından sızdırıldığı ısrarla belirtiliyor. Sabri Ok'un, uzun yıllar İsrail hapishanelerinde yattığı, bu sırada MOSSAD tarafından devşirildiği konuşuluyor.
Sızma konusunda verilen bir bilgiye göre, MOSSAD'ın sağladığı özel ekipman ile görüşmeyi kayıt altına alan Sabri Ok, ses kaydının CD'sini özel istihbarat elemanları aracılığıyla İsrail'e ulaştırdı, IP adresleri de bu ülkeden sağlandı.
MİT-PKK görüşmelerinin Sabri Ok tarafından sızdırılması, MOSSAD'ı devreye soktuğu gibi, CIA'nin Neocon kanadını da çerçeve içine almanın yararına işaret ediyor. PKKMOSSAD bağlantısının, sızdırma operasyonu ile önce Ak Parti hükümetini köşeye sıkıştırmayı planlamış, son olarak da MİT fırtınasında, "Kurumlar arasında çatışmayı körüklemek ve Türk-Kürt çatışması çıkartarak ülkeyi şiddet sarmalına sokmak için sahnelenen oyunun perde arkasındaki birlikteliğe işaret ettiği" vurgulanıyor.

DERİN BİLGİLER
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü KCK operasyonunda elde edilen belgeler ve Emniyet'in hazırladığı raporlara göre, PKK'nın Abdullah Öcalan sonrası için belirlediği lider olarak Sabri Ok'un adı geçiyor.
Sabri Ok, örgütün ilk eylemleri olan (1984'teki) Siirt ve Eruh baskınlarının planlayıcısı olarak biliniyor. Bilindiği gibi Sabri Ok, 1985'te yakalandı, Bursa Cezaevi'nde 20 sene yattı.
Hapisteyken bile örgütün en kilit isimlerinden biriydi. Öcalan hapse atıldığında yanına istediği tek kişi Sabri Ok'tu. 28 Şubat sürecinde Batı Çalışma Grubu'nun Sabri Ok ile sürekli bağlantıya geçtiği belirtiliyor.
Örgütün hâlen gizli lideri. Avrupa ile Kandil arasında gidip geliyor.
KCK, PKK ve diğer birimler Ok tarafından idare ediliyor. Ok, derin PKK'lıları da kontrol edebilen tek kişi olarak biliniyor.

CIA'DA NEOCON'LAR
Bugün Neo-con denilince akla ABD'nin küresel hegomanyasını sağlamak için hard power'ın (askeri güç) aktif bir şekilde kullanılmasını savunan isimler geliyor. Carter yıllarının güçsüz dönemini yaşayan bu insanlar, ABD'nin dünyada daha fazla güce dayanan bir politika uygulaması ve daha baskın bir rol üstlenmesini savunuyordu.
Dönemin bu genç Pentagon çalışanları, II. Irak Savaşı'na giden süreçte Bush yönetiminin tepe noktalarda danışmanlık görevi yürüttüler. Paul Wolfowitz, Richard Perle ve Douglas Feith bu ekibin en tanınan isimleriydi.
11 Eylül depremi ile canlandılar.
Bush döneminde Neo-conlar Evangelist-Yahudi ittifakından oluşmuştu. Irak işgalinin fiyaskoyla gelişmesi ve Başkan Obama'nın kazanması ile geri plana itilir gibi oldular.
Bu grubun halen CIA içinde etkili olduğu, İsrail bağlantısı ve Ergenekon ile gizli temaslar içinde olabileceği belirtiliyor. Muhtemel olaylara da, bu üçlü çerçevesinde bakılmasına işaret ediliyor.