Sadece ve sadece, bazı gerçeklerin herkes tarafından öğrenilmesi amacıyla manşete çıkan yazı karşısında, gazetecilerin yakaladığı bir kareyi diline dolayan, bir derenin kenarında önünden geçenleri seyreden yazarımız, "garip bir soğukluk" hissetmiş.
Bir zamanlar eski Amiral Gemisi'nin Kaptan Köşkü'nde oturuyordu. BDP'li Bengi Yıldız'ın o ilginç pozunu öyle bir tasvir ediyor ki "kadının kalçalarına bakan adam" başlıklı yazıyla acaba kimlere mesaj verilmek isteniyor?
Bana sorarsanız "Dil yeni bir dil değil" diyor yazar. Aslında bu dil, Türkiye tarihinden süzülerek gelen dildir. Tüm vatandaşlarımızın dilidir.
Ama pazarlama yeniymiş.
Haber pazarlanmaz, görülür, duyulur, halka sunulur. Kararı millet verir. Bir taşla üç-beş "şahin" vurulmuş sözü ne kadar boşlukta kalıyor.
Manşetler şahin vurmuyor, Türkiye topraklarında yaşayan kim olursa olsun herkesin sesine kulak veriyor.
Mesajı iyi biliyoruz
Bazı etiketlerden bahsediliyor.
Takvim, etikete bakmaz. İnsana insan olarak bakar. Eski bir gazete yöneticisi olarak nedense aklına, askerlerin andıçla kurdurduğu felaket siteler gelmiş. Bizim de aklımıza neler geliyor neler? Derenin kenarında geçenleri seyredenlerin kaleminden milletimiz çok haber okudu, manşet gördü. Bunları unutmadı. Eski Hürriyet gazetesinin attığı manşetleri biz de çok iyi biliyoruz. "Tayyip muhtar bile olamaz" diyordu. "Gerekirse silahlı mücadeleye gireriz" diye konuşuyordu. Bir zamanlar, postmoden darbe, 28 Şubat'ı canla başla destekleyen yazılar okuyorduk. "411 el kaosa kalktı" gibi manşetler atarak iktidarlar üzerinde oluşturdukları baskılar ile milletin iradesi yerine kendi iradelerini yansıtanları unutmadı milletimiz.
Bu yazılarla, manşetlerle kime ne mesaj verildiğini gayet iyi biliyoruz.
Hürriyet Gazetesi'nin "Türkiye Türklerindir" yazısı ve bayrak, Hürriyet'in çıkışından 1.5 yıl kadar sonra, 8 Kasım 1949 tarihinde oraya konuldu.
Gerekçe de, o günkü Hürriyet'te yayınlanan "Türk bayrağı" başlıklı başyazıda açıklanıyordu.
O günden beri, Hürriyet'in logosunun bir parçası olarak yayınlanmaya devam ediyor.
Geçmişteki dezenformasyon savaşları halkımızın büyük çoğunluğunun olayların aslında nasıl geliştiğini, ülkede neler olup bittiğini anlamasını engelliyordu. Şimdi durum farklı.
Türkiye'de yaşanan olaylar ve günümüzdeki gelişmeler önümüzdeki yıllarda çok daha sağlıklı bir şekilde değerlendirilebilecektir. Ülkemizde yaşananlar, CIA ile Mossad kol kola girmiş sahte milliyetçilerin hiç hoşuna gitmiyor. Onlar, bir avuç mutlu azınlığın aldıkları talimatlar doğrultusunda milletin, psikolojik harekâta maruz bırakılarak kendi iradesini ortaya koymamasına alışmışlar.
Gerçekleri söyleyin
Ülkenin yeniden gerçek sahiplerine dönmesi ile Türkiye, geçmişiyle, değerleriyle, halkıyla ve bütün dünya ile yüzleşmektedir. Kendi içindeki anlamsız kavgaları bir yana bırakarak, bütün halkıyla kucaklaşarak yeni dönemlere emin adımlarla yürümektedir.
Takvim, haber pazarlamadan, etiketlere bakmadan, gerçekleri halkımıza açık ve net şekilde vermeye devam edecektir. Yaptıklarımıza, birileri eski gözlükleri ile bakmasın. Millete gerçekleri söylesin, bu yeter.