Hepsi birbiriyle alakalı görünen açıklamalar. Hepsinin kendi "içinde ve dışında çemberleri" var. O çemberler diğer çemberleri ya kesiyor ya teğet geçiyor. Birleştirebilirseniz Türkiye'nin bazı mahfillerini (güç odakları) ve dar koridorlarındaki ilişkileri görürsünüz. "411 şoku"nun, siyasetin derinliklerinde ve AK Parti'nin kılcal damarlarında çok rahatsızlık yarattığı, Türkiye'nin önünde psikolojik engel oluşturduğu, kamuoyunda daha açık şekilde tartışılmaya başladı. "411 şok"u nedeniyle, AK Parti, CHP, MHP ve DTP arasında konsensus olmadan anayasa değişikliği yapmak da mümkün görünmüyor.
KAPATMA DAVASI
DTP'nin kapatılmasına ilişkin son karar verilme noktasında. AK Parti hakkında "yeniden kapatma davası" açılacağı dedikoduları yapılıyor.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "AK Parti kapatılamaz. AK Parti'nin alnı açıktır. Dışarıdan ne paraya ihtiyacımız var ne de böyle bir saçmalığı yapacak akılsızlığımız var. Hiç kimsenin elinde de kapatmaya gerekçe olacak bir belge ve bilgi olamaz" açıklamasını yapmıştı.
Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk, mevcut yasalar yürürlükte kaldığı sürece partilerin kapanmaya devam edeceğini bildirdi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya da, Venedik kriterleriyle yapılacak değişikliğin bazı hususlarına karşı çıktı. "DTP kapatma davası sürerken, değişiklik yapılmamalı" dedi. Partilerin kapatılmasının zorlaştırılması ile "Anayasa'nın değiştirilemez" maddeleri arasında ilişki kurarak, bir değişikliğin, Anayasa Mahkemesi tarafından esastan görüşülmesine yol açabileceği uyarısında bulundu.
Başbakan Erdoğan ve Yardımcısı Bülent Arınç, "411 şoku"nu dikkati çeken biçimde gündeme getirdiler.
Erdoğan, anayasa değişikliği çalışmalarıyla ilgili "Biz 411 akıbetini bir daha yaşamak istemiyoruz.
Onun için bir konsensus oluşsun istiyoruz.
Olmadan bizde doğrusu bir gerilimin tarafı olmak istemeyiz" diyerek tavrını ortaya koydu.
Arınç, Türk Parlamenterler Birliği'nde, "Anayasa Mahkemesi sizden daha cesur. Böyle şey olur mu? 485 milletvekilinin katıldığı, 411'inin evet oyu verdiği bir düzenlemede, şekil bakımından inceleme yapması gerekirken, bir takım gerekçelerle esasa girip, sonra tokat gibi bir kararla Meclis'e iade etmişken, buna sessiz durmak, buna cevap vermemek, yasama, egemenlik hakkını müdafaa etmemek" dedi.
İŞE BAŞLAMA NOKTASI
Arınç, "İşe nereden başlayacaklarına" işaret ederek, "Ben Meclis'in yasama hakkına sahip çıkarken bile birileri, 'Acaba bunu ne maksatla söylüyor' diye içlerinden geçiriyor. Yargı, kendi hakkına sonuna kadar sahip çıkıyor. Anayasa gereğince sahip çıkmalı. Yürütme, kendine göre bir işin içerisinde. Benim elimde bir tek yasama var. Yasamayı kırık dökük hale getiren kurumlar, kuruluşlar, kişiler, siyasiler ne varsa onlara karşı Meclis'in itibarını muhafaza etmeliyiz" görüşünü savundu. Siyasi odaklar arasında farklı görüşler var. Siyasi koridorlarda, "Şimdi ne olacak?" sorusu üzerinde fikir jimnastikleri yapılıyor:
NE YAPABİLİR?
1) Referandum yolu.(Erdoğan, gerilimi yükselteceği için karşı) 2) CHP'den teklif gelirse, AK Parti-
CHP ortak pozisyona geçebilir.
3) Anayasa Mahkeme'sinin DTP kararı beklenir. Kapatma kararı çıkarsa, tartışmalar bu konuda yoğunlaşacağı için, konsensus pozisyonu yeniden aranır.
4) 2011 seçimlerine kadar iş böyle gider. Seçim kampanyası, "yeni anayasa" üzerine kurulur.