CANLI YAYIN
BÜLENT ERANDAÇ
BÜLENT ERANDAÇ

1993'ün perde arkası

Eklenme Tarihi 09 Haziran 2012
1993 yılının Türkiye için ne kadar önemli bir yıl olduğunu yeniden düşünelim. Yıllardır yaşadığımız birçok sıkıntının arkasında da o karanlık yılın etkilerini görebilirsek, geleceği daha iyi anlamamız mümkün olacaktır.
Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal, 17 Nisan 1993 tarihinde geçirdiği bir rahatsızlık sebebiyle görevi sırasında vefat etmişti. Çankaya'ya Süleyman Demirel çıkmıştı. Merhum Özal, Türkiye'nin yerleşik geleneksel devlet kavramını dönüştürme yolunda birçok adımlar attı. Şüphesiz onunla paralel olarak Türkiye'deki devlet anlayışını sorgulayan, devleti eskiden addedildiği gibi sorgulanamaz, kutsal, dokunulamaz bir otorite gibi gören anlayışı zayıflatmaya dönük bir söylem de geliştirdi, bu yönde kimi adımlar attı. Örneğin,141, 142, 163. maddeler... Onun döneminde Türkiye'de geleneksel devlet ve siyasetin temelleri darbe almaya başladı. Çoğulculaşma başlamıştı.
Birçok konuyu konuşabilir hâle geldik. İktisadi bakımdan "İstanbul sermayesi" denilen büyük sermayeye alternatif "Anadolu kaplanları" ortaya çıktı. Devletten bağımsız, kendi başına ayakta durabilen bu yeni sermaye grubu, İstanbul sermayesini paniğe itti. Bir de bu sermayenin desteklediği veya destekleyebileceği bir siyasi hareketin ön plana çıkması daha da büyük bir rahatsızlık yaratıyordu. Özal'ın vefatı ve devletin geleneksel duyarlılıklarına daha sempatik bakan, onlarla daha uyumlu davranma eğiliminde olan Demirel'in Cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte, bu iklim değişti. 2007'ye kadar "derin devlet" dediğimiz nitelikleri meydanlarda gördük.
2008'den itibaren Ergenekon ve darbe davalarıyla, derin devlet bağlantıları deşifre edilmeye başlandı.
Mahkemelere çıkarılan örgütlerin etkisinin azaldığını, 4 yıldan bu yana duran-bıçak gibi kesilen faili meçhul olaylardan anlıyoruz.
Deşifre etmek yeterli mi?
Hayır, kurumsal yapıları oturtmak için Türkiye'nin atacağı çok daha fazla adımlar var. Bu adımları geliştirecek önemli bir faaliyete dikkat çekmek istiyorum. Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu çalışmaya başladı. Yakın dönemin karanlık dehlizlerine girildi. Komisyonun, özellikle 1993 yılına yönelik yapacağı araştırmalar çok önemli. Doğu-Batı Araştırmaları Enstitüsü Başkanı ve uluslararası stratejist Ömer Özkaya, 1993'ün perde arkasını analiz etti: TÜRKİYE'NİN 3 TEMEL SORUNU VAR.
1- Enerjide dışa bağımlılık.
2- Güneydoğu sorunu.
3- Cari açık.
Türkiye, temel bu üç sorunundan ikisini, 1990'ların başında çözmek üzereydi. Talabani ve Barzani neredeyse her gün Ankara'daydı, Türki Cumhuriyetlerin enerji kaynakları da dünya pazarlarına Türkiye üzerinden açılacaktı. Bu konuda Azerbaycan lideri Elçibey "anahtar" rol oynuyordu.
Güneydoğu sorunu ve enerjide dışa bağımlılığın sona ermesiyle cari açık problemimiz de kalmayacaktı. Yani Türkiye boynundaki 'üç kement'ten kurtulacaktı. Ancak olmadı. Enerji bağımlılığımızı devam ettirten uluslararası planlar devreye girdi.
Taşeron PKK harekete geçirildi.
Güçlü bir yapı Türkiye'yi kana buladı. Halen aydınlatılamamış bir yıl olan 1993'te bakın neler oldu:
Cumhuriyet gazetesi yazarı Uğur Mumcu öldürüldü. Musevi asıllı işadamı Jack Kamhi'ye suikast düzenlendi. Adnan Kahveci, şüpheli bir kaza sonucu hayatını kaybetti. Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis'in uçağı düşürüldü.
Cumhurbaşkanı Özal şüpheli bir şekilde öldü. Bingöl'de 33 er şehit edildi. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Elçibey askeri darbeyle devrildi.
Sivas'ta Madımak Oteli'nde 37 kişi can verdi. Başbağlar'da 33 vatandaşımız öldürüldü. Cem Ersever, Güneydoğu Anadolu'daki olayların gerçekleri Türk milletinden gizleniyor" dedi ve öldürüldü. 12 ayda 13 karanlık olay. Bunlar, 28 Şubat darbesine zemin hazırladı.
SONUÇ: Dünya devleti Bilderberg'te yapılan son toplantıda, Türkiye'nin 'geleceği' konuşuldu. İstanbul'daki Dünya Ekonomik Forumu'nda, Türkiye'nin küresel oyunculuğa yürüdüğü değerlendirildi. 2013'e yaklaşırken önümüzde büyük fırsatlar var. Türkiye, 1993'ü aydınlattığında, küresel liderliğine karşı kimlerle mücadele ettiğini anlayacak ve geleceğe daha dikkatle bakacak.