Bugünkü
Takvim
  • 15 Kasım 2010, Pazartesi

İstanbul'u tanıtmak

Geçen hafta benim için, her zaman yoğun olsam da, ayrı bir heyecan taşıyordu. Hollandalı CityFilm ekibinin çektiği, benim sunduğum İstanbul tanıtım filmi yayınlanmaya başladı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtım Genel Müdürlüğü'nün GoTurkey projesi ile desteklediği bu tanıtım filmi artık İstanbul'un tanıtımlarında kullanılacak.
Oldukça gurur verici, öyle değil mi?
İstanbul'un nihayet modern yüzünü, kültürel mozaiğini, modern ve gelenekseli harmanlanmasını en iyi teknik açılarla izleyebilecek tüm dünya. Bu filmi sunduğum için kendi yaşadığım heyecanı ne kadar anlatsam az. Kaldı ki bir kez köşemde bilgi verdim; takdir başkalarında olmalı.
Sağolsun medyamızdan gazetem Takvim dahil olmak üzere birkaç gazete bu yeni filmin haberini girdi; tüm internet sitelerinde flaş haber olarak verildi. Birkaç TV programına bu konuyla ilgili konuk çağrıldım. Ancak bu kadar önemli bir filmin yine de basında yer aldığı yoğunluktan hiç memnun değilim.
Bir kez daha gösterdi Türk medyası, altını çize çize; "Biz iyi haber sevmeyiz, nerede polemik oraya atlarız" Üzülüyorum… Okuyuculara verilen bilgiler, mesajlar farklı olmalıyken nelere pay verdiğimizi görmek bazen içimi parçalıyor.
İsyan etmek istiyorum.
Okan'da bir anlık talihsizliği sayfa sayfa manşetlere taşıyan medyacı meslektaşlarım; şimdi neden tam tersi bir haberi yeterince vermiyorsunuz?


Not:
Bu konuda bir TV yöneticisine dert yanarken bana "Sen de İstanbul filminde dört kişinin tecavüzüne uğrasaydın, hamam sahnelerini daha çok öne çıkarsaydın bak nasıl verilirdi haber her yerde!" dedi. Haklı olarak o da sitemini böyle ortaya koydu.


ÇEKİM KIYAFETİ
Gazetemizin köşe yazarlarından sevgili Bekir Hazar, geçen haftaki yazısında İstanbul filmini beğendiğini ancak Ece'nin, yani bendenizin, neden aynı kıyafetle iki gün geçirdiğini sormuş.
21 dakikalık filmin çekimleri tam yedi gün sürdü; gündüz çekimleri için turuncu tişört ve kot, gece çekimleri için mini bir elbise giydim. Televizyonculukta çok deneyimli olduğu için aslında gayet iyi biliyordur. Yapım ekibi tarafından süreklilik için hep aynı kıyafetleri giymem istendi. (Merak etmesin, sık sık kuru temizlemeye gitti kıyafetler) Mesela filmin sonundaki bir sahneyi biz ilk gün çekmiştik. Aksi takdirde, farklı kıyafetlerle onlarca mekanı çekseydik hata yapma şansımız artıyordu.
Bekir Hazar bir de Galatasaray Hamamı'na girerken neden 'Erkekler Hamamı' kapısından girdiğimi de sormuş. O da yurtdışında yapılan montajdan sorumlu ekibe yöneltilmesi gereken bir sual, öyle değil mi sevgili Hazar'cığım?


YEMEKTEYİZ
Geçen pazartesi başlayan 'Yemekteyiz Özel' programı hafta içi her gün yayınlandı; umarım eğlenmişsinizdir. Biz çekimlerde her ne kadar yarışma psikolojisine girip gergin anlar yaşasak da çok da eğlendik.
Hayatını Twitter'da paylaşan biri olarak, 'Yemekteyiz' hakkında da takipçilerimle tweetleşiyorum. Herkes elbiselerimin markasını soruyor ve ben çok mutlu oluyorum. Bilgileri paylaşıyorum. Yani sanal alemde kıyafetlere puan tam.
Fakat, yarışmacı arkadaşlarımdan Neşe Erberk'in evinde giydiğim tek kolu açık gri elbise için yine yarışmacılardan Barbaros Şansal 'eve yemeğe giderken bu kadar abartı giyilir mi?' demişti. Dediği yer neresi? Kameralar. Peki yarışmayı kendi kendimize evde mi yapıyoruz?
Hayır. Üç kamera sürekli çekim yapıyor.
Dolayısıyla, seyirciye saygıdan ve bu bir TV projesi olduğundan tabii ki şık giyinmek şarttır. Seda Sayan'ın dediği gibi, "TV'de gece gündüz yoktur. Abiye giyilir."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
  • ve ya