CANLI YAYIN
BEKİR HAZAR
BEKİR HAZAR

Sanatçı konuşacaksa böyle konuşur

Eklenme Tarihi 10 Ocak 2012
Haluk Bilginer, Film Arası Sinema Dergisi'ne röportaj vermiş.
Diyor ki; "Biz artık 1915'le de hesaplaşıyoruz.
Dersim'le de hesaplaşıyoruz.
Susurluk'la hesaplaşıyoruz.
12 Eylül'le hesaplaşacağız inşallah.
Ve hesaplaşmak zorundayız.
28 Şubat'la hesaplaşacağız.
Yüzleşmek zorundayız bunlarla."
Altına imzamı atıyorum bu sözlerin.
Demokrasi havariliği yapıp… İşine gelen darbeye karşı olan… İşine gelmeyen darbeye… "Tu kaka" yapan sanatçılarımıza ve bazı aydın geçinen karanlıklara ders olacak sözler bunlar.
Ve devam ediyor Haluk Bilginer: "Yoksa önümüz açılmaz önümüzü göremeyiz.
Gerektiği yerde özür dileyeceğiz.
Hiç değilse bir devlet olarak diyeceğiz ki, özür dilendi bundan sonra böyle şeyler yapılmayacak.
Yapmaya kalkan çok büyük şeylerle cezalandırılacak ve bir daha aklına bile gelmeyecek herhangi bir şey yapmak.
Ordu darbe yapmayı aklına bile getiremeyecek artık."
Türkiye'de sanatçıyım diye geçinen herkesin altına beşer-onar imza koyması gereken açıklamalar bunlar.
Ancak devrimci ruhu olduğunu iddia edip… Kendini en baba devrimci ilan eden bazı sanatçılarımızda bile hala… "Ordu göreve" beklentisi yıllardır içlerinde doğum yaptı, içlerinde büyüyor.
Halbuki devrimciden darbeci olmaz.
Nerede olmaz?
Tüm dünyada… Devrimciler cuntalara karşıdır memleketimiz dışında… Bizde ise cuntacı devrimciler kol geziyor.
Ağızlarında askeri borazan ile.
Haluk Bilginer'in sözlerini yorumlatsak onlara… Derler ki "Bu hükümet yalakalığı"… Halbuki memleket dışına çıksalar… Avrupa'dan Amerika'ya gezseler… Mesela Küba'ya, Kosta Rika'ya gitseler.
Türk tipi devrimci inançlarını anlatsalar… Bunları "Cunta yalakası" diye sopayla kovalarlar.
Gerici derler bu tiplere dışarılarda.
Yani gidip Haluk Bilginer'in elini öpün falan da demiyorum onlara.
Dediğim odur ki; Pek dışarılara çıkıp cuntacı demokrasi anlayışlarını açık etmesinler.
Bu memlekette yaşamanın tadını çıkarsınlar.

HAYIRDIR İNŞALLAH

Tertemiz, pırıl pırıl bir genç vardı.
Yıllar önce yanımda çalışıyordu.
Sonra rüzgarlar bizi ayırdı, koptuk.
Geçtiğimiz günlerde canlı yayında fenalaşmıştı Ahmet Çakar.
Onu rüyamda gördüm. "Sevgili Ahmet Çakar, benim yanımda çalışan… Pırıl pırıl gence iftira attın.
Hata yaptın, o sağlık sorunu olarak sana yansıdı.
O genç senin yüzünden büyük sıkıntıya düştü.
Hemen şikayetini geri al.
Yoksa daha büyük belalar gelir başına"
dedim.
Ve rüyadan uyandım.
Allah Allah ilginç bir rüyaydı.
Hemen arkadaşlara haber saldım. "O genci bulun" diye.
Bir süre sonra telefon numarasını uzattılar önüme.
Hemen aradım ve ulaştım. "Büyük sıkıntıdayım abi" dedi.
Van'daymış.
Depremzedeymiş ve üç çocuğu ile yaşam savaşı veriyormuş.
Üstelik deprem sonrası işten de çıkarılmış.
Şimdi bir işadamı dostum el uzattı ona.
Bugün çok mutluyum...