Türk milletinin tarihteki en büyük gücü, hiçbir zaman başkalarının kuklası olmamış, her türlü zor koşulda bile kendi göbeğini kendi kesmiş, istiklâl ve istikbalinden asla taviz vermemiş iradesidir. Ancak ne yazık ki bu milletin bağrından çıkıp da zihni emperyalizmin tarlasında ekilmiş bir kesim var ki; yüzyıllardır Batıcılığı, sömürgeciliğe kul köle olmakla karıştırmaktadır.
Bugün salon aydınlarından ekran bülbüllerine kadar uzanan bu zihniyet; kendi ülkesine, kendi insanına, kendi toprağına yabancılaşmış; Batı'nın her yaptığını "ilahî nizam", her buyruğunu "mutlak hakikat" zanneden kronik bir özgüven kaybının ve ezikliğin tutsağıdır. Sömürge aklını "Batıcılık" zannederek içselleştiren bu güruh sürekli kronik hale gelen "Bizden Adam Olmaz" hastasıdır.
Sömürgecilik kandan beslenen emperyalistlerin diğer milletleri ezmek, boyunduruk altına almak ve benliklerini yok etmek için kurduğu zorbalık düzenidir.
Fakat bu ezik zihniyet, sömürgeciliğin acımasız dişlerini ve Batı'nın ikiyüzlülüğünü görmezden gelir. Onlar için Batı demek kusursuzluktur; kendi milleti ise peşinen mahkûm edilmesi gereken bir kütledir.
Bu hastalıklı ruh hali şu tezahürlerle kendini gösterir: Yerli ve Millî olan her şeye çamur atmayı marifet sayarlar. Türkiye, dünyanın gözü önünde savunma sanayiinde, havacılıkta, teknolojide çığır açar.
Dünyanın en büyük devletleri hayranlıkla izlerken, bu içerideki zihniyet, sahipleri sömürge efendilerine yaranmak için "Bunu yapamayız", "Plastik oyuncak", "Kesin arkasında yabancı var" diyerek kendi insanının, mühendisinin emeğine hor bakar, hatta aşağılayarak iftira atar. Çünkü onların dünyasında Türk evladı büyük bir iş yapamaz.
Çünkü Batılı efendisi beynine bunu fısıldamıştır. Kültürel züppe ve zihinsel köle takılırlar: Kendi tarihine, destanlarına, öz kültürüne yabancı olan bu ezikler; Batı'nın en bayağı popüler kültür ürünlerini bile ezberleyerek "çağdaşlık" maskesiyle pazarlarlar. Kendi insanına "göçebe", "gerici" gözüyle bakarken, Avrupalının her hareketini taklit etmeyi, Batı'dan transfer montajı marifet sayarlar. Gizli finansal ve siyasal mandacıdırlar.
"Efendilerimiz Ne Der?" korkusu yaşarlar. Monşer kafalıdırlar. Fransız, İngiliz tarihini, kültürünü su gibi yutup caka satarlar. Beyinleri "Aman Batı'yı üzmeyelim" mottosuyla çalışır. Bu ezikliğin en tehlikeli boyutu, ülkenin bağımsızlığına ve ekonomik kararlarına gölge düşüren bu beyinlerde yaşanan gizli siyasal ve finansal mandacılıktır.
Batı Medyasının tetikçiliğini yapmak onlar için büyük onurdur. Türkiye düşmanı odakların manşetlerini, iç politikada iktidar devşirmek için ezbere papağan gibi tekrarlarlar. Türkiye'nin ulusal çıkarları söz konusu olduğunda hemen Washington'ın, Brüksel'in veya Londra'nın ağzıyla konuşmaya başlarlar.
"Acaba Batı bize kızar mı?", "Avrupa ne der?" korkusu, bunların omurgasını oluşturan yegâne çizgidir. Batı başkentlerinden devletimize gelen saldırıları kullanarak iktidara hücum etmeyi, kullanılmayı çok severler. Bu konuda mason localarında devşirilmiş dedeleri gibi büyük aşk yaşarlar.
Ekonomik tetikçi olmayı görev bilirler. Uluslararası finans kurumlarının Türkiye'ye yönelik siyasi maksatlı raporlarını koro halinde savunurlar. Kendi ülkesinin ekonomik bağımsızlık mücadelesini baltalamak için fırsat kollarlar. Onların gözünde Türkiye, kendi kararlarını kendi alan egemen bir devlet değil, Batı'nın sermaye piyasalarına diyet borcu olan bir sömürge eyaletidir.
Bir konunun içeriğini, mantığını veya aslını hiç sorgulamadan, duyduğu veya ezberlediği şeyleri tıpkı bir papağan gibi aynen, düşünmeden tekrarlar. Uluslararası odakların veya Batılı finans çevrelerinin Türkiye aleyhine yaydığı iddiaların ve raporların içeriğini akıl süzgecinden geçirmeden, kendi ülkesinin gerçeklerini yok sayarak her daim saldırırlar.
Hatta bunların içinde freni olmayanlar da vardır. "Keşke ekonomi batsa" diye beddua edecek kadar teşhircidirler ne idüğü belirsizliklerini dışa vurmak için.
Batı'nın kapı kulu olmak, sömürgeci politikalara alkış tutmak kutsal görevleridir. "Her şeyi en iyi Batı yapar" diyen bu köksüz, ittihatçı ve ezik zihniyet, Türk milletinin bin yıllık bağımsızlık karakterine tamamen zıttır.
Bu millet, dün olduğu gibi bugün de ne sömürgecilerin tasmasını boynuna takar ne de içerideki mandacıların zihinsel esaretine ve hastalığına teslim olur. Türkiye, kendi gücüne, kendi evlatlarına ve kendi millî iradesine yaslanarak bu zihinsel kölelerin takmaya çalıştığı prangaları da söküp atacak kudrettedir. Bunu asla göremezler. Çünkü gözleri de kalpleri gibi mühürlüdür. Ağzınla kuş tutsan "Asla ötemez, maket bu" derler.