Çünkü o haberlerden sonra günlerce kabuslar gördüm. Depresyonlara girdim… Artık yanımda birine diken batsa dayanamıyorum. 1 çizik kan görünce bayılma noktasına geliyorum… Dizilerde, filmlerde, haberlerde kanyaralı- ölü görüntüleri beni mahvediyor. Kafamı koltuklara gömüyorum, hemen zap yapıyorum.
Bir haber okudum. Araştırmalar yapılmış.
Uzmanlar sarsıcı olayları takip eden gazetecilerin çok yoğun duygusal ya da psikolojik stres yaşadıklarını belirlemiş… İşte ben onlardan biriyim… Fizyolojik olarak tehlikeli bir durumla karşılaştığımızda bedenimiz çok sayıda kimyasal salgılayarak dikkatimizi toplamamızı ve gerektiğinde harekete geçmemizi sağlıyormuş… Gazeteciler ise normal durumlarda insan vücudunda bulunmayan kimyasalları fazlasıyla taşıyormuş. Bu kimyasalları vücutlarından atmaları günler sürebiliyormuş.
Evet vücudumuzda kimyasallar turistik seyahat yapıyor… Yaşadığımız olaylar onlara otobüs oluyor… Son yıllarda tv programları ve diziler de vücut kimyamızı fena halde bozdu… Aile içi ensest ilişkilerden liseli aşklara geldik dizilerde… Gazeteci bir dostumla muhabbet ediyorduk önceki gün… Aşk-ı Memnu tahribatını rafa kaldıracak Küçük Sırlar dizisine bayılıyormuş 14 yaşındaki kızı… "Baba işte gençlik dizisi bu" diyormuş… Vücudu kimyasallar salgılamış dostumun… "Hala bedenimde geziyorlar, atamadım" dedi… "İşe gidiyoruz, geç geliyoruz. Geçmişte anne babalarımız bize sahip çıkardı. Ancak günümüzün şartları bizi ailemize, çocuklarımıza pamuk ipliği ile bağlı kalma noktasına getiriyor.
Sonra birileri de bunu tamamen koparmak için diziler yapıyor" diye dert yandı… Kim bilir Türkiye'de kaç babanın vücut kimyası bozuldu son haftalarda?
Küçük Sırlar, küçük fiziklerdeki beyin matematiklerini çarpma bölmeye tabi tutuyor… Küçük Sırlar gibi sarsıcı dizileri izleyen Küçük Kızlar acaba hangi duygusal stresleri yaşıyor?...
Onlara bu yaşta tahribata yol açan vücut kimyasallarını artırıcı zehiri enjekte etmeye kimin ne hakkı var?
Nükleer reytinge hayır diyecek bir Greenpeace yok mu bu memlekette?