Malum günümüzde "Dinlenme" paranoyası yaşıyoruz hepimiz.
Geçen gazeteci bir arkadaşım telefonda "50 bin lira" gönderiyorum dedi.
Onunla gırgırına bir ortaklığa girmiştim.
5 lira vererek bir projesine ortak olmuştum.
Telefonda "50 bin lira" deyince gülüştük ama…
Bir taraftan da irkildim. "Aman" dedim…
"Yahu dinleniyoruz, yanlış anlaşılır oğlum" uyarısı yaparak…
Gayrı ihtiyari düzeltme yaptım.
Gerçekten de bu paranoya beynimize yerleşti.
Bununla yaşamaya alıştık.
Bir zamanlar Ercan Vuralhan Milli Savunma Bakanı'ydı.
Zırhlı araç alımında yolsuzluk yaptığına dair hakkında iddialar havada uçuşuyordu.
Onunla bakanlıkta özel röportaja gittim.
Odası Genelkurmay Başkanlığı'nın içinde malum.
Dört tarafı generallerin odası ile çevrili.
Gitti kitaplıktaki radyoyu sonuna kadar açtı.
Eğildik birbirimize…
Neredeyse kafalarımız tokuşacaktı.
Radyodan gelen gürültülü müzik eşliğinde…
Dinlenme paranoyasına karşı "Fiskos fiskos" yaptık röportajı.
Yıllar önce medyada bir müdürle çalışıyordum.
Onda da "MİT, istihbarat" paranoyası vardı.
"Dinleniyoruz Bekir, aman yavaş konuş" diyordu.
Bir de bizimle çalışan bir spiker vardı.
Akşam yarım saat işe geliyor… Çalışmadan gidiyordu.
Deli oluyorduk spikere… Müdürden torpilliydi.
İki sene hiç çalışmadan yatarak maaş aldı.
İki sene sonra yurtdışına gitti çalışmaya…
Yola çıkmadan önce onu karşıma aldım.
"Canım kardeşim" dedim…
"Meraktan çıldıracağım, hatta öleceğim.
Ne olur bana gerçeği söyle.
Tam iki sene hiçbir şey yapmadan yatarak maaş almanın formülü ne?
Nasıl başardın bunu?
Söz aramızda kalacak" dedim.
Kulağıma eğildi…
"Bizim müdürün derin dinlenme, istihbarat paranoyaları var malum.
Baktım adam bu konuda iyi…
Kullandım bu paranoyasını...
Ona 'Ben derin devlettenim' dedim.
Bana saygı duydu iki yıl.
Hiç iş yaptırmadı." dedi gülerek.
Ulan güzel formül be…
Gerçekten biz gazeteciler hayatımızın her kesitinde paranoyalar üretiyoruz kendimize…
Bir zamanlar istihbarata yakın olma paranoyaları vardı…
"Dün bir general ile görüştüm" diye başlayan yazı ve böbürlenme, Genelkurmay'a yakın olma paranoyaları vardı...
Korkmadan konuşma…
Telefonda haberi nasıl yazacağı konusunda talimat ve emir alma özgürlüğünü doyasıya yaşardı gazeteciler…
Şimdi telefon paranoyası yaşıyoruz…
Bizi bu hale…
Geçmişteki hatalarımız getirdi…
Paranoyak geldik…
Paranoyak gidiyoruz…
* * *
GAZETECİLER
Ben bu piyasada…
Sanatçıdan emir alan…
Sanatçıya ayakkabı giydiren…
Sanatçının fal parasını ödeyen…
Kredi kartından sanatçıya alışveriş yapan…
Gazeteciler gördüm…
* * *
ÖZÜR!!
Yıldız Tilbe bir gazeteciye "O……" demişti.
Gazeteci de onu mahkemeye vermişti.
Öğrenince şaşkına döndüm.
Hakim Yıldız Tilbe'ye "Gazeteciden özür dileyecek misin?" diye sorunca…
Yıldız Tilbe "Genelevdeki kadınlardan, kaldırım kenarında müşteri bekleyenlerden kullandığım kelime için özür dilerim" cevabını vermiş.
Tam tilki kafası bir cevap…
Bu özürden ne çıkarırsan çıkar…