Sosyal medya illüzyonu aile yapısını ve insan sosyolojisini parçalıyor... Uzmanlardan "sessiz tehlike" uyarısı
Sosyal medya bağımlılığı toplumsal bağları derinden sarsıyor. Sanal medyanın sahte vitrinleri üzerinden kurulan yüzeysel ilişkiler, kalabalıklar içinde yalnızlaşan yeni nesil oluşturuyor. Ekran karşısında yüzlerce kişiyle bağlantıda olan fertler, gerçek hayatta derinlikli ilişki kuramıyor. TÜİK verileri geniş ailelerin hızla küçüldüğünü gösterirken, psikologlar ve sosyologlar, dijitalleşmenin getirdiği illüzyonun gençleri istismara açık hale getirdiğini vurguluyor. Uzmanlar, dijitalleşmenin neden olduğu sessiz tehlikeye karşı acil toplumsal seferberlik çağrısı yapıyor.
Giderek kalabalıklaşan şehirler ile dijitalleşen dünyada, sosyal medyanın oluşturduğu sahte bağlantı hissi insanları tarihte görülmemiş ölçüde yalnızlığa sürüklüyor.
SOSYAL MEDYA İLLÜZYONU TOPLUMSAL YAPIYI AŞINDIRDI
Dünya Sağlık Örgütünün 2025 raporuna göre küresel çapta her 6 kişiden birinde yalnızlık vakası saptandı.
Sorunun merkezinde sosyal medyanın insan sosyolojisi üzerinde neden olduğu ağır tahribat yer alıyor.
Sosyal medyanın gerçek ilişkilerin yerini aldığına dikkat çeken akademisyen Prof. Dr. Ali Murat Kırık, A Haber'e yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
"Maalesef sosyal ilişkilerin yerini almaya başladı sosyal medya. Özellikle çocuklar, gençler ciddi manada bağımlı duruma geldi. Buradaki dijital içeriklerden olumsuz yönde etkileniyorlar. Bu da iletişim sorun ve problemlerinin yaşanmasına sebebiyet veriyor."
Akademisyen Prof. Dr. Ali Murat Kırık
DİJİTAL PLATFORMLAR AİLE İLETİŞİMİNİ TAHRİP ETTİ
Dijital platformların aile yapısına zarar verdiğini anlatan Prof. Dr. Kırık, "Bu her geçen gün ciddi bir riski de beraberinde getiriyor. Şöyle düşünün, çünkü hani çocuklar, gençler büyüdükçe bu noktada ne olacak? Toplum içerisine karışılmış olacak. İşte aile kuracaklar ve bu da tabii ki aile yapısının da zarar görmesine sebebiyet veriyor. Dikkat ederseniz son dönemde aile içi iletişimin de çok zayıfladığını görüyoruz." ifadelerini kullandı.
Küresel çapta giderek yayılan yalnızlık salgını, özellikle sosyal medyanın insan sosyolojisi üzerindeki yıkıcı etkileriyle derinleşiyor.
SOSYAL MEDYA SAHTE VİTRİNDEN İBARET
Psikolog Dr. Rukiye Karaköse, sosyal medyanın sahte vitrinler sunduğunu belirtti.
Karaköse, "Sosyal medyada sürekli birbirimizden bir haberdar olma durumu var ama birbirimizin vitrinini görüyoruz. Yani orada kısmi bir görülme var ama gerçek anlamda bir duyulma yok. Orada vitrinimizi süslü püslü, daha özenli, daha bakımlı, daha havalı ve daha ilgi çekici taraflarımızı sergiliyoruz, adeta teşhir ediyoruz. Bakın ne kadar mutluyum, ne kadar iyiyim, ne kadar zindeyim, ne kadar fitim, ne harika bir hayat yaşıyorum diyoruz ve bu söylem tabii ki gerçek ve sağlıklı bir ilişki kurmaya yetmiyor. Sosyal medya etrafımızdaki kalabalıkların sayısını artırıyor ama gerçek anlamda duygusal bir temastan söz etmek pek mümkün değil." diye konuştu.
Psikolog Dr. Rukiye Karaköse
SANAL ALEM KALABALIKLAR İÇİNDE YALNIZLIK PLATFORMU
İlişkilerde sayının değil niteliğin önemli olduğunun altını çizen Dr. Karaköse, şu sözleri sarf etti:
"Etrafımızda kaç kişinin olduğu değil, o insanlarla kurduğumuz ilişkinin niteliğidir. Yakın, duyulduğumuzu, görüldüğümüzü, anlaşıldığımızı hissettiğimiz ilişkiler varsa sayısı az da olsa biz kendimizi yalnız hissetmiyoruz. Ama eğer o kalabalığın içinde gerçek bir diyalog yoksa, bizi gören, duyan, bizim için endişelenen, kalbi bizim için çarpan bir öteki yoksa biz kalabalık içinde de yalnız olabiliyoruz.
Aslında psikolojik ve psikiyatrik her türlü hastalıkta yalnızlık bir risk faktörüdür. Kişinin o hastalığın belirtilerini daha yoğun yaşamasına sebep olur ve iyileşme sürecinin daha zor ve uzun ve sancılı olmasına sebep olur. Derdimiz ve sevincimiz olduğunda paylaşacak kimse bulamıyorsak, elimiz o telefona gittiğinde ya da aradığımızda bize dönüşler olmuyorsa buradaki yalnızlık tehlikeli bir yalnızlık."
Dijital platformların yarattığı sahte vitrinler, bireyleri kalabalıklar içinde yalnızlaştırırken aile içi iletişimi koparıyor.
AİLELERDE TEKLEŞME TEHLİKESİ
Türkiye'deki hane yapısı da hızla değişiyor. 2014 yılında her yüz hanenin yaklaşık 14'ünde yalnızca tek kişi yaşarken, 2025 yılında bu sayı 20'yi geçti.
Türkiye'deki yaklaşık 27 milyon hanenin 5,5 milyonunda yalnızca tek kişi barınıyor.
TÜİK verilerine göre geniş ailelerden oluşan hanelerin oranı 2014 yılında yüzde 16,7 seviyesinden 2025 yılında yüzde 13,5'e geriledi.
MODERNİTENİN BİREYSELLEŞME TUZAĞI
Bireyselleşmenin Batı kaynaklı anlayış biçimi olduğunu vurgulayan Sosyolog İsmail Öz, "Bireyselleşme, bireyci toplum anlayışı biliyorsunuz yani Batı'nın ve modernitenin ürettiği bir anlayış biçimi. Bireye sen her şeysin, yani senin kimseye bir ihtiyacın yok zaten, her şeyi yapabilirsin. Böyle bir aslında insanın sosyolojik tarafını, diğer insanlarla kaçınılmaz olarak ve muhakkak olarak dayanışma içerisinde yaşaması gereken, yani komşu komşunun külüne muhtaçtır anlayışını aslında tamamen varlığında taşıyan bir canlıya siz kalkıp diyorsunuz ki sen her şeysin…"
Öz, şöyle devam etti:
"Bir insan hayatındaki bütün unsurlara, işte ne bileyim ihtiyaçlarına, temel ihtiyaçlarına baktığı zaman bir insanın bunları tek başına yapabilmesi mümkün olabilir mi? Yani her açıdan aslında biz mutlaka başkalarına, başka kabiliyetlere, başka yeteneklere muhtacız. O bireyci toplumu dayatan modernitenin bize ne yaptığını bugün işte sokakta parçalanmış, tek kal bırakılmış, yalnız bırakılmış, hatta yalnız bırakıldığı için de istismara, sömürüye veya kuşatılmaya çok müsait bir insan tipi, tipolojisi üretilmiş vaziyette gibi..."
Sosyolog İsmail Öz
YALNIZLIK KABUSA SÜRÜKLÜYOR
Sosyal medya ve dijital platformların sürüklediği yalnızlık sadece psikolojik sorun olmaktan çıkarak ölümcül tehdide dönüştü.
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yalnızlıkla bağlantılı ölümlerin sayısı dünyada yılda yaklaşık 871 bin olarak saptandı.
Sosyal izolasyonun kronikleştiğinde hayat kalitesini düşürdüğünü aktaran Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Özyaral, "Siz yalnızlığı çok sevebilirsiniz ve bundan hoşlanabilirsiniz. Gidersiniz kitabınızı okursunuz, resim yaparsınız, kahvenizi içersiniz. Ama sosyal izolasyon herkesle olan ilgiyi ve ilişkiyi kesmek olduğunda bu kronikleşen bir durum oluyor. Yani süre uzuyor, akıyor ve hareketsizliği de beraberinde getiriyor. Ve tembellikle beraber evdeki düzen kayboluyor, yaşam kalitesi aşağı inmeye başlıyor ve yani gerçek bir kabusa doğru sürükleniyor kişi. Burada yüzde yüz destek alması gerekiyor." dedi.
Tedavi unsurlarına bakmak gerektiğini belirten Prof. Özyaral, "Dünya Sağlık Örgütünün verilerine baktığımızda bu tip olaylarda kalp damar hastalıklarındaki risk, felç olma yani inme dediğimiz riskler yüzde 30'lar civarında risk olarak ortaya çıkıyor. Bu da tabii ki hoş değil. Durup dururken bir hastalığa diyorsunuz ki gel. Yani üç kişiden biri, ben bununla kapı açtım demek gibi oluyor." diye konuştu.
Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Özyaral
