Mesele özgürlük değil! Çocukları algoritmalara karşı korumanın zamanı geldi
Teknolojinin hayatın her alanına hızla nüfuz ettiği günümüzde, çocukların kontrolsüz dijital dünyayla karşı karşıya kalması giderek daha büyük bir endişe kaynağı haline geliyor. İngiltere’den Avustralya’ya kadar birçok ülke, sosyal medyanın çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerine karşı yaş sınırı ve erişim kısıtlamaları üzerinde çalışırken, Sabah yazarı Hilal Kaplan da konuyu köşesine taşıdı. Türkiye’nin benzer bir düzenlemeyi daha fazla gecikmeden hayata geçirmesi gerektiğini belirten Kaplan, sosyal medya şirketlerinin çocukların dikkatini ve zamanını hedef alan algoritmalarla hareket ettiğini belirterek, meselenin artık bireysel tercih değil, çocukların korunmasını gerektiren bir halk sağlığı sorunu olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Hızlı Özet Göster
- Dünyada İngiltere, Avustralya, Fransa, Yunanistan, Danimarka ve İspanya gibi ülkeler çocukların sosyal medya kullanımına yönelik 15-16 yaş altı için çeşitli yasaklar ve kısıtlamalar getirmeye hazırlanıyor.
- Sabah yazarı Hilal Kaplan, Türkiye'nin de çocuklar için sosyal medya yaş sınırı uygulamasını hayata geçirmesinin artık zorunluluk haline geldiğini belirtti.
- Sosyal medya şirketlerinin çocukların ekran başında geçirdiği süreyi artırmak için tasarlanmış algoritmaları, dikkat dağınıklığı, uyku problemleri, siber zorbalık ve depresyon gibi sorunlara yol açıyor.
- Türkiye'de ilkokul çağındaki çocukların bile saatlerce sosyal medya içeriklerine maruz kaldığı ortamda ailelerin tek başına mücadele etmesinin mümkün olmadığı vurgulandı.
- Kaplan, yaş sınırlarının bütün sorunları çözmeyeceğini ancak çocukları zararlı içeriklerden ve bağımlılık mekanizmalarından koruyabileceğini ifade etti.
Teknolojinin hayatın her alanını kuşattığı çağımızda, kontrolsüz dijital dünyanın çocuklar üzerindeki etkileri giderek daha fazla tartışılıyor. Dünyanın birçok ülkesinde çocukların sosyal medya kullanımına yönelik kısıtlamalar birer birer gündeme gelirken, Türkiye'de de benzer düzenlemelere yönelik beklenti yükseliyor. İngiltere'nin 16 yaş altına sosyal medya yasağı hazırlığı, Avustralya'nın attığı adımlar ve Avrupa genelinde artan düzenleme girişimleri dikkat çekerken, Sabah yazarı Hilal Kaplan da konuyu köşesine taşıdı. Çocukların teknoloji devlerinin hedefinde olduğunu vurgulayan Kaplan, Türkiye'nin yaş sınırı uygulamasını hayata geçirmesinin artık bir tercih değil, zorunluluk haline geldiğini belirtti.
"Devletlerin görevi yalnızca sonuçlarla mücadele etmek değil, riskleri azaltmaktır. Emniyet kemeri takmak bütün kazaları önlemez ama hayat kurtarır." diyen Kaplan, çocukların dijital dünyanın olası zararlarından korunması için atılması gereken adımlara dikkat çekti.
Çocuklara sosyal medya yaş sınırı getirilmesi gündemde. (Haberin fotoğrafları AA ve Takvim Foto Arşiv'e aittir)
İşte Kaplan'ın 17 Haziran tarihli yazısı:
Uzun yıllar boyunca sosyal medya, teknolojik ilerlemenin ve bireysel özgürlüklerin bir sembolü olarak sunuldu. Çocuklarımıza tabletler, akıllı telefonlar ve sosyal medya hesapları açarken onları geleceğe hazırladığımızı düşündük. Ancak bugün dünyanın birçok ülkesi aynı soruyu sormaya başladı: Gerçekten öyle mi? Zira çocuklar ile dev teknoloji şirketleri arasındaki mücadelede çocuklar kaybediyor.
Sosyal medya şirketleri, çocukların gelişimini desteklemek için değil, onların ekran başında geçirdiği süreyi artırmak için tasarlanmış algoritmalar kullanıyor. Çünkü bu şirketlerin gelir modeli, dikkat ekonomisine dayanıyor. Bir çocuk ne kadar uzun süre ekranda kalırsa şirketler o kadar çok kazanıyor.

Sonuç ise ortada. Dikkat dağınıklığı, uyku problemleri, siber zorbalık, depresyon, yalnızlık hissi ve gerçek hayattan kopuş. Dünyanın farklı ülkelerinde yapılan araştırmalar, sosyal medya kullanımının özellikle ergenlik çağındaki çocuklar üzerinde ciddi psikolojik baskılar oluşturduğunu ortaya koyuyor.
Bu nedenle İngiltere, Avustralya ve diğer bazı Batılı ülkeler artık meseleyi bireysel tercih olarak değil, halk sağlığı sorunu olarak görüyor. Tıpkı çocukların sigara satın almasının veya kumar oynamasının yasak olması gibi, sosyal medya kullanımının da belirli yaş sınırlarına tabi tutulması gerektiğini savunuyorlar.

İngiltere'nin 16 yaş altına sosyal medya yasağı getirme hazırlığı ve Avustralya'nın benzer düzenlemeleri, Fransa ve Yunanistan'ın 15 yaş altına yasak tasarıları ile Danimarka ve İspanya'nın 16 yaş altı için ebeveyn onaylı veya tamamen yasaklı modelleri gündeme alması da kimilerine göre "özgürlük ölçer" olan kıta Avrupasında da bu meselenin gündemde olduğunu gösteriyor.
Türkiye'nin de benzer bir düzenlemeyi hayata geçirmesi yalnızca makul değil, aynı zamanda gecikmiş bir adımdır. Çünkü Türkiye'de çocuklar ilk akıllı telefonlarına giderek daha erken yaşlarda sahip oluyor. İlkokul çağındaki çocukların bile saatlerce sosyal medya içeriklerine maruz kaldığı bir ortamda ailelerin tek başına mücadele etmesi mümkün değil.

Ebeveynler evde bazı kurallar koyabilir; ancak dünyanın en büyük teknoloji şirketleri çocukların dikkatini çekmek için milyarlarca dolar harcıyorsa, bireysel çabalar da çoğu zaman yetersiz kalabiliyor.
Elbette hiçbir yasak tek başına mucize üretmez. Ancak devletlerin görevi yalnızca sonuçlarla mücadele etmek değil, riskleri azaltmaktır. Emniyet kemeri takmak bütün kazaları önlemez ama hayat kurtarır. Yaş sınırları da bütün sorunları çözmez ama çocukları zararlı içeriklerden ve bağımlılık mekanizmalarından koruyabilir.

Bu yüzden tartışmayı "özgürlüklerin kısıtlanması" şeklinde görmek eksik bir bakıştır. Buradaki mesele, yetişkinlerin özgürlüğü değil, çocukların korunmasıdır. Çocuklar henüz algoritmaların nasıl çalıştığını, manipülasyonun ne olduğunu, dijital bağımlılığın nasıl oluştuğunu anlayabilecek olgunlukta değildir. Onlardan kendi başlarına bu mücadeleyi kazanmalarını beklemek gerçekçi değildir.
Nasıl ki çocuklarımızı yoğun trafikte tek başlarına bırakmıyorsak, dijital dünyanın kontrolsüz otoyollarında da yalnız bırakamayız. Batı ülkeleri bugün geç de olsa bu gerçeği kabul ediyor. Türkiye'nin de aynı kararlılığı göstermesi gerekiyor. Çünkü geleceğimizi şekillendirecek olan çocuklarımız olmalı, algoritmalar değil.
Rojin Kabaiş soruşturmasında baba konuştu
30 bin kişi bu patikada yürüyor!