Bilal Erdoğan’dan gençlere dünya çapında hedef mesajı
Dünya Etnospor Birliği Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan, gençlerin sporla bağının zayıfladığına dikkat çekerek, geleneksel sporların yeni nesilleri yeniden spora yönlendirebilecek güçlü bir alan sunduğunu söyledi. Erdoğan, geleneksel sporların yalnızca spor faaliyeti değil, aynı zamanda kimlik, kültür ve medeniyet aktarımı açısından da önemli bir fırsat olduğunu vurguladı.
Hızlı Özet Göster
- Dünya Etnospor Birliği Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan, gençlerin yarısının sporla ilişki kurmadığını ve bu oranın kız çocuklarında daha yüksek olduğunu belirtti.
- Erdoğan, geleneksel sporların kültürel yönüyle spora ilgi duymayan kesimleri sporla buluşturabileceğini ifade etti.
- İstanbul'daki okçuluk kulüplerinin yoğun talep nedeniyle mevcut alanlarının ve ekipmanlarının yetersiz kaldığı belirtildi.
- Türkiye, Çin'de düzenlenen dünya okçuluk şampiyonası ikinci ayağında en çok madalya kazanan ülke olarak Çin ve Kore'yi geride bıraktı.
- Erdoğan, Türkiye'nin geldiği güç noktasının her alanda dünya çapında iş yapma zorunluluğunu getirdiğini söyledi.
Bilal Erdoğan, Anadolu Ajansının (AA) İstanbul'daki Uluslararası Haber Merkezi'nde gerçekleştirilen Spor Masası programına konuk oldu.
Türkiye'de modernitenin Batı hayranlığına dönüştüğünü aktaran Erdoğan, "Ülkemize modernite 'batılılaşma' adı altında geldi ve biz bu batılılaşmayı yaşarken kendimize ait olanları yeren bir yaklaşım sergiledik. Kendi müziğimizin kötü olduğunu, Batı'nın müziğinin daha iyi olduğunu konuştuk.
Kendi sanatlarımızın ilkel olduğunu, Batı'nın sanatlarının daha gelişmiş, daha sofistike olduğunu kendi kendimize adeta kabul ettik. Onun için en iyi öğrencilerimizi Batı'ya gönderdik, en iyi öğrencilerimizi Batı müziği eğitimine verdik, en iyi sporcularımızı Batı sporlarına yetiştirmeye çalıştık. Sporda Batı'yla rekabet etmeye çalıştık." diye konuştu.

Geleneksel sporların ihyasına 2010'ların başında giriştiklerini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
"Okçular Tekkesi'ni, Okçular Vakfıyla ihya etmeye 2013'te başladığımız zaman Türkiye'de geleneksel sporların, geleneksel okçuluğun birkaç küçük grup tarafından hobi düzeyinde yapıldığını gördük. Geleneksel Osmanlı yayını orijinal metotları kullanarak yapan Türkiye'de kimse yoktu. Macaristan'da birisinden yeniden öğrenerek bunu Türkiye'de canlandırmayı başardık. 550 yıllık okçuluğun en eski müessesesi olan Okmeydanı'nda Necmettin Okyay'dan beri neredeyse ok atan kimsenin olmadığını biliyorduk.
Modernite gelir, kendi enstrümanlarını, adetlerini, temalarını hayata sokar ama gelirken yerine geldiklerini bütün bir topluma kötülemiş. Bu çok enteresan bir şey. Biz bunu yapmışız. Ancak modernitenin bütün bu hışmına rağmen insanlar geleneksele özlem duyuyorlar. Kültür dediğimiz şey bin yıllar boyunca oluşan, şekillenen bir şey. Mesela Türk kahvesinin pişirilişinde, sunumunda, kullandığımız bardağında, tabağında bir değişikliğin olması ve kabul görmesi için birkaç nesil geçmesi lazım.
Muhtemelen o değişikliğin de Türk kahvesi gelenekleriyle, insanların Türk kahvesiyle kurduğu ilişkiyle uyumlu bir şey olması gerekir. Mesela çay bardağımızın şeklinin değişmesi için epey bir şeyler olması lazım. Onun yerleşmesi birkaç nesil sürebilir. Mesela bardakta bir büyüme yaşadık. 'Tiryaki' dediğimiz küçük çay bardağından, şimdiki büyük çay bardağına geçmek 20-25 sene sürdü.
Birden bire herkes onu kullanmaya başlamadı. Kültür öyle derinlikli bir şey olduğu için, siz onun yerine hışımla gelen modernite vesilesiyle o toplumun kodlarıyla uyumsuz bir şeyi zorladığınız zaman hep geri planda bir özlem kalıyor. Hala kodlarınızla uyumlu olan bir şeylerin arayışına devam ediyorsunuz. 2019'da Geleneksel Türk Okçuluk Federasyonu kuruldu. 2019'dan bu yana en hızlı büyüyen federasyon, 500'den fazla kulüp, 20 binden fazla müsabık sporcuya ulaşıldı. Türkiye'nin dört bir yanında yüzlerce etkinlik, turnuva yapıldı. İnsanlar onu büyük bir hasretle kucakladılar.
Geleneksele modernite bir düşmanlıkla geliyor, onu yerle bir ediyor, bazı şeyler unutulup da gidiyor. Unutulanların kaydı ancak ansiklopedi sayfalarında kalıyor. Hala imkanınız varken bir şeyleri geri getirmeyi başarırsanız insanlar ona hasretle koşuyor. Yüzyıllardır görmediği arkadaşını görüp ona kucaklaşır gibi de onları yeniden benimsiyor."

"SPORUN KÜLTÜR AÇISINDAN TAŞIYICI ÖZELLİĞİ VAR"
Bilal Erdoğan, sporun, kültürün nesilden nesile aktarılması için önemli bir araç olduğunu dile getirdi.
Gençlerin büyük bölümünün spor yapmadığını ve izlemediğini vurgulayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Kültürün taşıyıcısı olan çeşitli mecralar var. Bunlardan en önemlisi dildir. Dilde kullanılan kelime dağarcığı aslında sizin yine kültürel aktarımınızın nesiller boyunca şekillendirdiği bir şeydir. Bir dilde bir kelime farklı konotasyonlar, yankılar taşırken başka bir dilde farklı anlaşılabilir. Bazı dillerde olan kelimeler başka dillerde yoktur.
Mesela 'gönül' kelimesinin İngilizcede karşılığı yok. 'Kalp' diyorsunuz ama olmuyor. Gönül kelimesi demek ki muhabbeti ve dostluğu çok önemseyen, gerçekten merhametli olan falan bir toplumda sadece gelişebiliyor. Sporun da taşıyıcı özellikleri olduğunu görüyoruz. Ciritteki affederek puan almayı örnek veriyorum veya yağlı güreşte daha genç olan sporcu, daha büyük olan üstadını yendiği zaman sonunda elini öpüyor. Bu, kültürü sporun içinde taşıyan özellikler.
Onun için buradaki mesele sadece spor değil ama spor tarafı çok önemli. Yaptığımız araştırmalara göre gençlerin yarısı ne izleyerek ne yaparak sporla ilişki kuruyor. Bunun için de kızların oranı daha yüksek. Bu kesimlerin geleneksel sporlarla mesela spora yeniden angaje olunabileceğini düşünüyoruz. Bu kültürel tonlarıyla daha güzel bir belki konsept getiriyor ve böylelikle daha çok gencimizin sporlarla iletişim kurmasını, ilişki kurmasını sağlamış oluyoruz.
Bunu yaparken medeniyet iddiasına da bir parantez açmış oluyorsunuz. Kendi kimliğinizi, kültürünüzü yeni nesillere aktarmak için bir fırsat yakalamış oluyorsunuz. Biz bunu sadece merkezimizin olduğu İstanbul, Türkiye için değil 30 ülke, 52 üye ve bugüne kadar ilişki kurduğumuz 100'den fazla ülkede de aynı şekilde savunuyoruz ve anlatıyoruz.
Bugün Avrupa da kendi kültürünü korumanın mücadelesini veriyor. Dünyadaki kültürel yozlaşma Batı'nın modernitesiyle ve sömürgecilikle bütün dünyaya yayıldı ama o yozlaşmadan Batı'nın kendisi de nasibini aldı. 18-19. yüzyıldaki yüksek sanatlarını, kültürel değerlerini 21. yüzyılda yaşatmakta Batı da zorlanıyor.
Onun için bizim Avrupa'dan da üyelerimiz var. Çok gelişmiş bir ülke olan Japonya da kendi kültürünü yaşatmanın mücadelesini veriyor. Güney Kore de kendi kültürünü yaşatmanın mücadelesini veriyor. Elbette Moğolistan, Bangladeş, Pakistan da bu mücadeleyi sergiliyor. Türk dünyası ülkelerinde geleneksel sporlarımız çok güçlü.
Bundan dolayı da çok mutluyuz ve gurur duyuyoruz. Türkiye'de de son 10 yılda yaptığımız çalışmalarda geleneksel sporların kurumsal kapasitesinin geliştiğini, halkımızla da çok güzel karşılık gördüğünü gerçekten izlemek bize çok keyif veriyor."

"DAHA İDDİALI OLMAK ZORUNDAYIZ"
Dünya Etnospor Birliği Başkanı Bilal Erdoğan, Türkiye'nin her konuda daha iddialı olması gerektiğini savundu.
Türkiye'deki eğitim imkanlarının arttığına değinen Erdoğan, "Ortaokul sınıflarına gittiğim zaman çocuklara uzanarak yapacakları, telefon ve bilgisayar üzerinden bir iş isteyip istemediklerini özellikle soruyorum. Okul fark etmeksizin çocukların yarısı bunu istiyor. Çocuklarımız ve gençlerimizin hem şansı hem de tuzağı bugünkü imkanlar, kolaylıklar.
Türkiye, dünyanın en güçlü eğitim altyapılarından biri haline geldik. Gençler istedikleri alanda ücretsiz olarak üniversitenin sonuna kadar sahip olma imkanını yakaladı. Bu imkan belki bir genci, 'Bu eğitimi bitirdikten sonra diplomamla bir iş sahibi olurum. Öyle devam ederim' kolaycılığına sevk edebiliyor.
Oysa ki daha netameli süreçlerle kendini yetiştiren insanların tırmalayarak bir şeyler edinme motivasyonu oluyor. Daha dirençli olabiliyorlar. Dolayısıyla bazı imkanlar yetişirken kişinin direncini gevşetebiliyor, hayata dair hedefleriyle ilgili ciddiyetini biraz sulandırabiliyor ama öbür taraftan da işte 'Nimet mi külfet mi?' diye de insanı düşündürüyor.
Onun için gençlerimizin bir yandan rahatlık aradığını görebiliyoruz. Halbuki dünyada çok ciddi bir rekabet var. O rekabete hazırlanmak için daha dirençli, daha iddialı olmak zorundayız ve hedeflerimizi daha yukarılara koymak zorundayız." ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin dünyada söz sahibi bir ülke olduğunu vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:
"Artık, Türkiye'nin geldiği cesamet, geldiği güç noktası ve profili bizim her alanda yaptığımız işlerde dünyanın en iyisi olma iddiasıyla yapma zorunluluğunu bize dayatıyor. Şu anda biz ara bir yerdeyiz. Bölgesel güç, merkez ülke, sözüne itibar edilen Türkiye, bölgesine nizam vermesi belki beklenen Türkiye konumundayız ama bunu yapmak için 7'den 70'e her sektörde, her alanda çalışan insanımızın, gencimizin de iddiasının dünya çapında göstermesi gerek.
Bazı imkanların varlığı belki sizi bu iddialara hazırlanmak için desteklerken sizin ona yönelik iç motivasyonunuzu zayıflatabiliyor. Belki gençlerin zorluğu bu alanda olabilir. 'Geleneği anlatmak mı, geleceği anlatmak mı?' diye sorarsanız herhalde geleneği bugün yaşatmak daha zor. Çünkü mesele cirit oynamak, geleneksel okçuluk yapmak, geleneksel güreşlerimizi eski ihtişamıyla, şenliğiyle, katılımıyla yapmak değil.
Mesele gelenekte bize ait olan ruhu bugünün imkanlarıyla, rekabetiyle, dünyasıyla buluşturacak nüveyi bugünün genç neslinin kafasına, kalbine, gönlüne yerleştirmek. Marifet Mimar Sinan'ın yaptığı caminin aynısını yapmak değil. Mimar Sinan bugün yaşasaydı, 21. yüzyıl dünyasının Müslüman, Anadolulu, Türk mimarı olarak bugünün inşaat teknolojilerini, mühendislik çizgisini kullanarak ne yapardıyı yakalayacak bir nesil yetiştirmek.
Bunu yaptığımız zaman gelecekle geçmiş arasında herhangi bir uyumsuzluk kalmamış oluyor. Geleceğin bütün imkanlarını kullanırız ama bunun için kendi kimliğimizden, kültürümüzden, inancımızdan, bu toprakları bize vatan yapan değerlerden sıyrılmamıza gerek yok. Biz, 300 yıl önce savaşlar kaybetmeye başladık.
O zamana kadar kolay kolay savaş kaybetmeyen, zaferden zafere koşan ecdadımız bir yerde artık kaybetmeye başlayınca aydın kesimlerimiz de 'Niye kaybediyoruz?' diye sorgulamaya başladı. Veya toplumda 'Niye kaybediyoruz?' yerine belli bir yerden sonra 'Artık kazanamayız, artık kazanamayacağız herhalde'ye dönmeye başladı. Bu içselleştikten sonra 'biz kaybetmeye mahkumuz' ve 'O zaman kazanacaksak, bizi yenenlere benzememiz lazım.' denmeye başladı.
Şimdi, o travmayı atlattığımızı düşünüyorum. Cumhurbaşkanımızın dünya çapındaki o öz güveni, dirayetli duruşu, millete de öz güven getirdi ve artık 'Biz kazanabiliriz' yerleşmeye başladı. Yeni nesillerde 'Biz kazanabiliriz' duygusunun daha da güçlenebileceğine inanıyorum. O duyguyla Selçuk (Bayraktar) beyi teknolojide bir lider yapan, dünyanın en iyi kurumlarında, en iyi eğitim kurumlarında eğitimini alıp kendi kimliğini, inancını, bu milletin bir ferdi olma özelliklerini hiç kaybetmeden geri dönüp dünyanın zirvesine bu milleti o alanda getirme işi, bizim her alanda kopyalamamız gereken iş.
O zaman geçmişle gelecek arasında bize daha fazla güç veren bir ilişki kurma imkanı yakalıyoruz. Mesele sadece geçmişi anlatmak, gelenekleri diriltmek olmuyor; mesele geleceğe daha güçlü yürümemizi sağlamak oluyor. Aksi takdirde sadece Batılıya benzemek, sadece güçlü olduğunu vehmettiğimiz kesimlere benzemek dediğin zaman artık 'biz' ortadan kalkıyor. Artık sen, başka bir kültür tarihinin parçası haline gelmiş oluyorsun. Artık sen, sen değilsin. Kültür dediğimiz zaman tabii ki sadece bu işin içinde spor yok."

"GELENEKSEL SPORLARIN OLİMPİYATI DİYE TANIMLANACAK BİR ETNOSPORLAR 2027 ETKİNLİĞİNİ ÇALIŞIYORUZ"
Bilal Erdoğan, gelecek yıl geleneksel sporların olimpiyatı sayılabilecek bir etkinlik için çalıştıklarını söyledi.
Astana'daki Dünya Göçebe Oyunları'nın çok ihtişamlı olduğunu dile getiren Erdoğan, "Orada sanki uluslararası podyumda geleneksel sporlar kendini gösterdi gibi hissediyorum. Orası önemli bir dönüm noktasıydı. Şimdi bir sonraki hedefi büyüttük. Artık geleneksel sporların olimpiyatı diye tanımlanacak bir Etnosporlar 2027 etkinliği için çalışıyoruz. O da artık bu işin taçlandığı yer olacak.
Dünyada çok çalkantılı, karanlık zamanları yaşıyoruz. Özellikle bölgemiz ve etrafımızda zulümlerin ve savaşların olduğu bir dönemde, geleneksel sporların ihyası, canlanması üzerinden de sanki dünyanın sadece huzur isteyen, barış isteyen, büyük güç rekabeti arasında sıkışıp kalan milletleri için de bir soluk olacak gibi de hissediyorum.
Birçok Afrika ülkesinde, Balkanlar'da, Orta Asya'da, Asya'da konuştuğumuz insanlar, hatta ülkelerin spor bakanları ve yöneticileri, geleneksel sporlarla ilgili verdiğimiz mesajı çok beğeniyorlar. Bu konsepti çok doğru buluyorlar. İnşallah Astana'da 2024'te ulaştığı seviye, 2027 Etnosporlar'la çok daha yüksek bir noktaya gelecek." şeklinde görüş belirtti.
Düzenledikleri etkinliklerde gençlere ilham vermeyi istediklerini anlatan başkan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bazısı için nostalji etkinliği olarak kalıyor. Kimisi belki bir büyüyle beraber geliyor, büyüğü daha çok ilgileniyor genç olanın ilgisini o kadar çok çekmeyebilir. Hedefimiz mümkün olduğunca daha genç yaşta, üniversite yaşında değil, mümkünse ortaokul, ilkokul yaşında çocukların gelip orada hoşça vakit geçirmesi, hala hayatına yeni şeyler katarken geleneksel sporlarla tanışmasını istiyoruz.
Bugün 50-60 yaşında birisi festivalimize gelip hoşça vakit geçirmesi bir nostalji olacak. Ancak daha küçük yaşta gelenler, eve döndüğü zaman, 'Anne, baba ben okçuluğa başlamak istiyorum.' veya 'Beni at binmeye götürür müsünüz?' demeler başlıyor.
Bunlar böyle bir günde olan şeyler değil. 10 yılda geldiğimiz noktayı düşününce, ikinci 10 yılda bu işin çarpanının daha da güçlü ve yaygın olacağına inanıyorum."
İstanbul'da geleneksel okçuluğa olan ilgiye değinen Bilal Erdoğan, "İstanbul'daki okçuluk kulüplerinin yerleri yetmiyor. Gelen herkesin talebine cevap veremiyorlar ve yeni yerler arayışındalar.
Ekipman yetiştiremiyorlar, ekipmanlar daha hızlı eskiyor. Talep artıyor. Hem geleneksel yayla hem olimpik ve makaralı yayla olan okçulukta böyle bir sinerji var. Birbirini de besliyor . O da bize daha çok madalya getiriyor. Çin'deki en son Dünya Şampiyonası ikinci ayağında Türkiye birinci oldu en çok madalyayı kazandı. Bu büyük bir başarı. Bu başarının devamı gelecek.
Los Angeles Olimpiyatları'nda da bu başarının geldiği noktayı göreceğiz. Sporcularımıza çok güveniyoruz, çok iyi çalışıyorlar, çok formdalar, çok iyi bir ekip havası var. Bu iş bizim ata sporumuz, kendi sporumuz. Biz burada zirvede olacağız, zirvede kalacağız. Okçulukta 'Türkler zaten yüzlerce yıldır zirvedeler.' dedirteceğiz. Tarihte iyi olduğumuz bir şeyde modern çağın şartlarında da iyiyiz.
Tarihte en iyi yayları bizim ecdadımız yapmış. İnşallah gelecekte de en iyi çipleri, dronları, robotları da biz yapacağız. Biz her zaman teknolojide pratikliğimizle, zekamızla iyi olmaya namzet bir milletiz, yine iyi olacağız." ifadelerini kullandı.