MHP lideri Devlet Bahçeli'den Mekke İttifakı çıkışı: Suudi Arabistan'a her türlü destek verilmeli
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda Suudi Arabistan'a yönelik füze saldırılarına sert tepki göstererek Mekke ve Medine'nin korunması konusunda kararlılık mesajı verdi. Kutsal topraklara yönelik saldırılara sessiz kalmayacaklarını belirten Bahçeli, "Bu topraklara yönelik saldırılara hiçbir şekilde duyarsız kalamayız, ne gerekiyorsa da onu yaparız." dedi. Yunanistan'ın İsrail ile yakınlaşmasına da tepki gösteren Bahçeli, "Hiçbir gücün bizi korkutamayacağını asla aklından çıkarmamasını kendilerine tavsiye ederiz." dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin TBMM Grup Toplantısına katıldı.
Bahçeli'nin açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:
"Bugünkü toplantımızı yurt içinde ve yurt dışından televizyon ekranları, radyo kanalları ve sosyal medya platformları vasıtasıyla takip eden aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızdaki tüm kardeşlerimize en kalbi duygularımla selamlarımı gönderiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantımız vesilesiyle bir arada bulunmaktan duyduğum memnuniyeti, birlikte sözlerimizin, çalışmalarımızın ve her türlü halisane gayretimizin ülkemize ve milletimize yönelik hayırlı sonuçlara vesile olmasını temenni ediyorum.
Geçtiğimiz hafta içinde milletçe her birimizi üzüntüye sevk eden kazalar yaşanmıştır.
İstanbul'un Maltepe ilçesinde bir binanın iki katının çökmesi sonucu 5 kişi vefat ederken 11 kişi de yaralanmıştır. Ayrıca Manisa'nın Akhisar ilçesinde 11 kişinin hayatını kaybettiği, 27 kişinin yaralandığı, Kahramanmaraş'ta ise bir gencimizin hayatını kaybettiği, içerisinde Kahramanmaraş Milletvekilimiz Sayın Zuhal Karakuş'un da bulunduğu 7 kişinin ise yaralandığı trafik kazaları yaşanmıştır.
Bahçeli partisinin TBMM Grup Toplantısına katıldı (Foto: AA)
Bu kazalarda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yaralı olanlara da acil şifalar diliyorum.
Bu vesileyle trafikte can güvenliğini esas alan bir yaklaşımla kazaları azaltacak her tedbirin alınmasını, aynı zamanda da kentsel dönüşüme yönelik devletimizle başlatılan seferberliğin süratle tamamlanmasını, başta öncelikli deprem riski bulunan alanlar olmak üzere ülkemizin her yerinde güvenli yapıların inşa edilmesinin önemini vurgulamak istiyorum.
Muhterem Milletvekilleri, Türkiye tarihî ve kültürel müktesebatı, jeopolitik konumu, maddi ve kültürel sermaye birikimi ile dünyanın önemini bildiği bir ülke, kudretini tanıdığı bir devlettir.
Zira Türkiye sadece bir ülkenin adı değil, görkemli bir medeniyetin ve zengin Türk-İslam geleneğinin mirasını barındıran toprakların adı; dünyada yeni buluşma ve uzlaşmaların adresidir.
Türk-İslam medeniyetinin temsil ettiği ruh ve kök değerlere sahip çıkmak, onları çağdaş ilerlemeler ve yeniliklerle buluşturmak, küresel gelişmeler karşısında Türkiye'nin çıkış yolu olacak, aynı zamanda da mazlum milletlerin hür ve onurlu bir şekilde yaşamasına ışık tutacaktır.

POLİTİK MERKEZİMİZ TÜRKİYE'DİR
Türkiye'nin süregelen ve birçoğunun toplumsal karşılığı olmayan tartışmaları bir kenara bırakarak enerjisini müreffeh ve mutlu bir ülkenin inşası, yüksek değerlerle donanmış yeni bir medeniyetin oluşturulması hedefine yöneltmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir. Geçen haftaki konuşmamda da ifade ettiğim gibi ideolojik koordinatlarımız farklı olsa da politik merkezimiz Türkiye'dir.
Türk milleti sahip olduğu engin tarihî tecrübeye ve kültürel derinliğe, demokratik değerlerle tesis edilmiş evrensel kazanımları da eklemleyerek yeniden büyük bir medeniyet yaratma imkân ve kabiliyetine sahiptir. Türk milletinin başlatacağı medeniyet yürüyüşü manevi iklimi İslam kaynaklarından, kültürel temellerini ise kadim değerlerimizden alacaktır.
Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge girişimi Türkiye sınırlarını ve bölgede hâkimiyet kurma heveslilerini endişeye sürüklerken tarihimizin her döneminde olduğu gibi Türkiye'yi zayıflatmaya dönük sistemli çabalar da devreye sokulmaktadır. Nasıl geçmişte kimi zaman ekonomik, kimi zaman siyasi ve sosyal, kimi zaman da terör ve şiddeti esas alan yollarla milletimizi ayrıştırmak, ekonomimizi istikrarsızlaştırmak, devletimizi güçsüzleştirmek istendiyse başarısız olunmuştur.
Huzur ve güven ortamını sabote etmek isteyenler de yine devrededir. Peşinen söylemeliyim: Türkiye yolundan, Türk milleti kararından geri dönmeyecektir.
Terörsüz Türkiye adımları ciddiyetle ve samimiyetle atılmaya devam edecek ve en kısa zamanda nihayete erdirilecektir.
Aynı zamanda terörsüz bölge yolunda önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde ise İsrail'in bölgeye dönük saldırganlıkları yaklaşan seçimlerde bahane edilerek devam etmekte, kışkırtıcılık seviyesi artmaktadır.
İlk kıblemiz olan Mescid-i Aksa'ya yönelik provokasyonlar İsrail varlığının geldiği seviyeyi göstermektedir.

MEKKE MESAJI: NE GEREKİYORSA YAPARIZ
Milliyetçi Hareket Partisi olarak ne ilk kıblemiz Mescid-i Aksa'ya ne kıblemiz Kâbe'ye ne de Hazreti Resulullah'ın kutlu mabedine yönelik saldırılara göz yumamayız, sessiz kalamayız, tahammül göstermeyiz. Kutsal topraklarımız başka bir egemen devletin sınırları içerisinde olsa da kutlu ceddimizin buralardaki mütecavüz eylemleri püskürtmek için başlattığı seferler tarihin hafıza kayıtlarında saklıdır.
Bu topraklara yönelik saldırılara hiçbir şekilde duyarsız kalamayız, ne gerekiyorsa da onu yaparız. Bu yönde diplomasinin imkânları yetmiyorsa caydırıcı güç kullanılmalıdır.
Mekke İttifakı kapsamında ülkemizin Suudi Arabistan'ın savunmasına mümkün olan her türlü askeri desteği vermesi, uluslararası hukuku da ihlal eden yaklaşımlara karşı hassasiyetle ve kararlılıkla mukabele edilmesine imkân sağlamalıdır.
Bilindiği gibi dost ve müttefikimiz olan Suudi Arabistan'a yönelik artan füze saldırıları ağır sivil kayıplara yol açmıştır.
Sivillere ve sivil altyapıya saldırmanın uluslararası hukuk ve insancıl hukuk açısından büyük bir suç teşkil ettiği açıktır. Yemen'den Suudi Arabistan'a yönelik bu tür saldırıların en sert şekilde kınanması gerektiği de tartışmasızdır.
Bu menfur saldırılar kuşkusuz bütün bölgenin huzur ve istikrarını hedef almaktadır.
Yemen'de uzun yıllardır devam eden çatışmaların yeniden şiddetlenmesi Kızıldeniz ve Bâbülmendep Boğazı'nın güvenliğini tehlikeye atmakta; uluslararası ticaret, enerji arz güvenliği ve bölgesel ekonomik istikrar bakımından ciddi riskler doğurmaktadır.
Bölge ülkeleri arasında husumetleri derinleştirecek, yeni çatışma cepheleri açacak ve sivillerin hayatına mal olacak hiçbir eylem maruz görülemeyecektir.
Hangi gerekçeyle gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin sivilleri hedef alan saldırılar hiçbir surette meşru görülemeyecektir.
Suudi Arabistan'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik tehditler karşısında Türkiye, Mekke Savunma Anlaşması'ndan kaynaklanan taahhütlerine bağlı kalarak ve İslam âleminin mukaddes beldelerine ev sahipliği yapan bu müttefikimizle dayanışmasını kararlılıkla sürdürecektir. Hatırlatmak isterim ki ecdadımız yıllarca Hâdimü'l-Harameyn unvanıyla şereflenmiştir.
Fahrettin Paşa'nın dillere destan Medine Müdafaası bu şuurun yüksek iradesidir. Öyle ki Peygamber ocağında pişen kahraman Türk askeri, Mehmetçik unvanını bu topraklarda almıştır.
Temennimiz Husilerin saldırılarına derhal son vermesi, Yemen'de kalıcı bir siyasi çözümün tesis edilmesi ve bölgesel ihtilafların diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesidir. Bölgedeki herkes itidal içerisinde hareket etmeli, akliselimden şaşmamalıdır. Daha fazla Müslüman kanı akmamalı, tüm bölgemiz huzur ve güven ortamında yaşayabilmelidir.
Diğer yandan Yunanistan yönetiminin İsrail'e yakınlaşarak kendisini daha güçlü ve güvenli hissedeceğini zannetmesi, Türkiye'nin deniz yetki alanlarındaki haklarına dönük ihlallere "dur" dediğimizde İsrail'in kendisini koruyabileceğini umması; tarihten ve günümüzden hiçbir ders almadığı anlamına gelecektir.
YUNANİSTAN'A UYARI
Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail arasında geliştirilmek istenen elektrik bağlantısı projesi; deniz yetki alanlarına ilişkin ihtilafları yeniden gündeme taşımıştır.
Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı'nın projeye desteğini açıklaması ve Atina'nın deniz tabanı araştırmalarını yeniden başlatma girişimi, meselelerin uluslararası boyutunu ortaya koymaktadır.
Türkiye'nin güzergâha ilişkin önceden koordinasyon gerektirdiği yönündeki tutum ortadayken üçüncü ülkelerin desteğini almakla Ankara'nın itirazlarını aşabileceğini sanmak, Atina için ciddi bir hata olacaktır. Yunanistan bölgemizde kalıcı huzur ve barış istiyorsa bunun yolunun komşularla dostane ilişkiler tesis etmekten geçtiğini unutmamalıdır.
Yunanistan, Türkiye'nin haklarını ve Kıbrıs Türk devletinin egemenliğini tanımadıkça kimle ittifak kurarsa kursun, kiminle ne anlaşma imzalarsa imzalasın ve hangi silahları alırsa alsın kendisini güvende hissedemeyeceğini artık anlamalıdır.
Bizleri korkutmak için silahlanıyorsa hiçbir gücün bizi korkutamayacağını asla aklından çıkarmamasını kendilerine tavsiye ederiz. Bizim arzumuz ve tercihimiz, Yunan-Rum ekseninin gereksiz kışkırtmalardan ve husumetlerden uzaklaşması, diyalog ve diplomasi ile sorunlarını çözme iradesi sergilemesidir. Atina'daki acemi siyasetçiler, Türkiye'nin besleyeceği saygı ve dostluğun İsrail'in satacağı silah ve mühimmattan daha güçlü olduğunu artık idrak etmelidir.
"TÜRKİYE ARINMA VE AKLANMA DÖNEMİNDEDİR"
Kıymetli milletvekilleri, saygıdeğer misafirler, uluslararası hukuku ihlal ederek yapılan egemenlik haklarımıza yönelik bazı saldırılarla beraber ülkemizi istikrarsızlaştırmaya, milletimizi kutuplaştırmaya ve birçok konuda da umutsuzluğa sevk etmeye dönük girişimler eş zamanlı devam etmektedir. Türkiye güçlendikçe, kardeşliğini pekiştirdikçe huzurumuzu sabote etmeye yönelik fitne ve nifak da yaygınlaşmakta, Türkiye hasımlarıyla birlikte içerideki taşeronlar da hareketlenmektedir. Devlet-millet dayanışması güven iklimi oluşturdukça, geleceğin güçlü Türkiye'sine yönelik ortak irade serpildikçe provokasyon girişimleri artmaktadır.
Türkiye kamuda, siyasette ve diğer birçok alanda arınma ve aklanma dönemindedir. Köklü sorunlarını çözüme kavuşturabileceği uygun bir iklimdedir. Bununla beraber yapılan operasyonları, devletin kamu menfaatlerini istismara yönelik hukuksuzlukları açığa çıkarma yolunda attığı adımları yeni bir kuşatma ve istikrarsızlaştırma sürecine çekmek, bir kısım siyaset ve medya aracılığıyla sosyal hareketlilik yaratmak arzusu da dikkat çekmektedir. Türkiye yükselme, millî birlik ve kardeşlikle buluşma evresindeyken içeriden ve dışarıdan toplumu tahrik edici olaylar karşısında tüm kurumlarıyla birlikte duyarlı ve hazır bulunmuşluk içinde olmalıdır.
FON SORUŞTURMASI! GEREKLİ ADIMLAR ATILIYOR
Belediyelerde yaşanan yolsuzluk ve ahlaksızlıkların ülke düzeyinde yayıldığı bir dönemde siyaset adına bunların üstünün örtülmesine yahut olduğundan farklı gösterilmek suretiyle kamu malına zarar verenlerin, yetim hakkına el uzatanların masumlaştırılmasına fırsat verilmemelidir. Sermaye piyasalarında yaşanan gelişmelerle birlikte veya futbolda hakemlik camiasında yaşananlar da soruşturulmalı, Türkiye her bakımdan gayrihukuki ve gayriahlaki unsurlardan ayıklanmalıdır. Hiçbir yolsuzluk ve hukuksuzluk, hukuk önünde koruma görmemelidir. Fon soruşturması kapsamında devletimizin kurumları gerekli adımları atmakta, yargı süreci işlemekte, küçük yatırımcıyı korumaya dönük yasal süreçler de başlatılmış bulunmaktadır. Kurumlarımıza ve Türk adaletine güveniyor, adaletin doğru, aynı zamanda da hızlı tecelli etmesini milletimiz adına bekliyoruz.
Bununla birlikte dikkatinizi çekmek isteriz ki bu süreçte özellikle muhalefet çevresinde elma ile armut aynı kefede tartılmaya kalkılmakta, kamuyu yanıltmak, yönlendirmek ve tahrik etmek amacıyla organize suç şebekesi hâline gelmiş, kamu mallarına el uzatmış, milletimizin üzerine çökmüş belediyelerdeki ahlaksızlıklar grubunun eylemleri milletimizden saklanmaya, üstü örtülmeye çalışılmaktadır. Belediyelerdeki rüşvet ve yolsuzluk operasyonları karşısında fon rövanşizminin politik antitezi sentezi olarak siyasi kültürün damarlarına zerk edilmek istenmekte.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak ahlak terazisinde adaletin üleştirilmesini ve dağıtılmasını, bunun için de ahlaki standartlaşmanın evvela siyaset kurumunda tesis edilmesini öngörmekteyiz. En nihayetinde ahlak ve adaletin temeli vicdandır. Vicdan, iktidarda adaleti, devlet erkânında liyakati, siyaset kurumunda ise aklı ve ahlakı harekete geçirecektir. Devletimizin ilgili kurumları olan biteni, çalanı, talan edeni kamuoyuna açıklamalı, doğru bilgilerle kamuoyunu aydınlatmalıdır. Somutlaşmış mahkeme kararları, netleşmiş, hukuk önünde belirli hâle gelmiş konular milletimizle paylaşılmalı, belediyelerdeki yolsuzlukların boyutu vatandaşlarımızın bilgisine sunulmalıdır. Hakkıyla haksızı, doğruyla yanlışı fark etmeyi mümkün kılacak etkili bir iletişim stratejisi ile toplumsal kafa karışıklığı önlenmelidir. Ülkemizin Terörsüz Türkiye sürecinde yönlendirilmiş sanal meselelerle odağını kaybedeceği bir yöne sürüklenmesine izin verilmemelidir. Milletçe, Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge yolunda atılan adımlara, elde edilen kazanımlara ve güçlü gelecek tasavvurlarımıza odaklanılmalıdır. Çünkü siyaset, medya ve sosyal medyadaki hedef saptırma girişimlerinin, toplumsal güveni ve kurumlara duyulan inancı zayıflatma çabalarının, umutsuzluğu yaymaya ve Türkiye'nin prangalarıyla baş başa kalmasını sağlamaya yönelik daha geniş bir çerçevenin parçası olduğu anlaşılmaktadır. Bu yaklaşımın temel hedeflerinden birisi, söz konusu olayları Türkiye'de kurumsal ve siyasal yapının bütünüyle çürüdüğünün göstergeleri olarak takdim ederek toplumda çaresizlikle birlikte kutuplaşma ve siyasal gerilim yaratmaktır. Nihai aşamada yönetilemeyen kurumları, işlevsizleşen ve toplumsal bütünlüğü zayıflayan bir Türkiye algısı oluşturulmaktadır. Bu alçaklığa müsaade edemeyiz, izin veremeyiz."
Cız cinayetinde "Yunanistan" planı
Sofralarımıza giren ürünlerde skandal tespit