Bakan Fidan’dan Türkevi’nde Gazze mesajı: İsrail’in yaptıkları artık sonuçsuz kalmıyor
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, New York’taki Türkevi’nde düzenlediği basın toplantısında Türkiye’nin diplomatik temaslarını değerlendirdi. Fidan, Filistin meselesinin görüşmelerin ana gündem maddesi olduğunu belirterek, Mekke İttifakı çerçevesinde de temaslarda bulunduklarını söyledi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, New York'taki Türkevi'nde düzenlenen basın toplantısında Türkiye'nin diplomatik temaslarına ilişkin açıklamalarda bulunuyor. Fidan, Filistin meselesinin görüşmelerin ana gündem maddesi olduğunu belirterek, Mekke İttifakı çerçevesindeki temaslara ilişkin bilgi verdi.
Bakan Fidan'ın konuşmasından öne çıkan detaylar:
Türkiye'nin öncülük ettiği bölgesel girişimlerle krizlerin çözümünde harcadığı yoğun mesai ve yapıcı yaklaşımlar, katkısı aranan, söyledikleri dikkatle dinlenen bir aktör hâline aldığını bir kez daha görmekten büyük mutluluk duyduk.
Önümüzdeki dönemde de ülkemizin ağırlığını çok taraflı platformlarda daha da güçlendirmeye, diplomasinin tüm imkânlarını kullanmaya, farklı aktörler arasında köprüler kurmaya inşallah devam edeceğiz. New York'tan bu anlayış ve kararlılıkla ayrılıyoruz.

"İSRAİL'İN ZULMÜ SONUÇSUZ KALMIYOR"
Cumhurbaşkanımız, Sayın Trump'la ve diğer ülkelerle beraber bir araya gelme imkânları oldu. Burada iki konu ağırlıklı olarak konuşuldu.
Bir, geçen sene yine burada süreci başlatılan Gazze Barış Planı'nın karşılaşacağı zorluklar ve sıkıntılar ve İsrail'in bu konudaki kural tanımazlığı. İkincisi ise Körfez'de devam eden gerilimin, bu gerilime ilişkin neler yapılabileceği konusu gündeme geldi. Cumhurbaşkanımız kendileri orada, yani Türkiye'nin bölgesel barış vizyonu ve ona bağlı olarak İsrail yetkililerinin ortaya çıkardığı tehdidi, Gazze'deki sorunları ve aynı zamanda Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklıkların aşılmasına ilişkin vizyonlarını, çözüm önerilerini sundular.
İfade ettiğiniz gibi İsrail'in uluslararası yalnızlaşması giderek artar bir duruma gelmiş durumda. Burada tabii ki takip edilen ustalıklı diplomasinin büyük rolü var. Burada uluslararası toplumun hislerini uygulanabilir, görülebilir protestolara, tavırlara ve sonuçlara dönüştürmek gerçekten ciddi bir çaba ve çalışma gerektiriyor. Koordinasyon gerektiriyor. Bu konuda diplomasinin bütün imkânlarını kullanarak Türkiye olarak ortaklarımızla beraber, müttefiklerimizle beraber yoğun bir çaba içerisindeyiz. Açıkçası bunun ortaya koyduğu sonuçları da görüyoruz. Tabii ki amacımız Gazze'deki dramın bir an önce son bulması, oradaki insani yardım ihtiyacının artması ve Filistinlilerin gelecek kaygısı yaşamaması. Bunu temin etmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Ama İsrail'in yaptığı zulmün ve katliamın, yapılan diplomatik çabalar sonucu artık eskisi kadar böyle sonuçsuz kalmadığını görüyoruz. Yani yaptığı her eylemin karşılığında çok ağır bedeller ödemek zorunda.

"İSRAİL DAHA ÖNCE KARŞILAŞMADIĞI DURUMLARLA KARŞI KARŞIYA KALIYOR"
Bu yalnızlaşma, Uluslararası Adalet Divanı ve ceza mahkemeleri dâhil olmak üzere burada tabii ki hukuki yaptırımlarla karşı karşıya gibi. Daha önce hiç alışık olmadığı, hiç karşılaşmadığı durumlarla karşılaşıyor. Bu, ifade ettiğim gibi, Cumhurbaşkanımızın dirayetleri idaresinde Türkiye'nin ortaya koyduğu, müttefikleriyle beraber insan vicdanı merkezli, evrensel değerleri dikkate alan ve prensipler çerçevesinde ve prensipler derken de çok fazla kimseyi hedef tutmayan, gözetmeyen politikanın bir sonucu.
Gerçekten buradaki, özellikle 200'e yakın ulus devlet, bu konularda bu türden bir dış politika liderliğine muhtaç durumdalar. Yani herkesi kuşatan, ortak değerleri gözeten, ayrımcılık yapmayan, barışı hedefleyen bir politik duruş, bir diplomatik girişim. Bunun Türkiye tarafından ve müttefikleri tarafından yapılıyor olması, Filistin meselesinde de çok şükür büyük sonuçlar getiriyor.

MEKKE İTTİFAKI
Biz Mekke İttifakı Dışişleri Bakanları olarak, ifade ettiğiniz gibi, New York'ta da bir araya geldik. Burada, yani ittifak sürecinin başından itibaren kesintisiz devam ettirilen çalışmaların bir yenisi yapılmış oldu. Kurumsallaşmaya ilişkin Genel Sekreterlik, biliyorsunuz, önemli bir pozisyon. Amacımız bunun iki hafta içerisinde belirlenmesiydi. Pakistanlı kardeşlerimiz bir aday teklifinde bulundular. Yani büyük olasılıkla bu aday, büyük ülkeler tarafından, bizler tarafından kabul edilecek ve Genel Sekreter görevine başlayacak. Başlamasını müteakip diğer kadrolara atamaların yapılması konusunda çalışmalar nihayete erecek diye düşünüyorum.
Diğer taraftan tabii bölgede devam eden, özellikle Suudi Arabistan'ı hedef alan birtakım askerî tehditler ve gelişmeler var. Gerek güneyden olsun, gerek kuzeyden yapılan saldırılar... Bunlara ilişkin durumların ne olduğuna ilişkin genel siyasi değerlendirmelerde bulunduk. Dün, biliyorsunuz, Riyad'da yarın Başkanımızın da katıldığı bir askerî teknik değerlendirme toplantısı oldu. Kendisiyle de bugün konuştum. Yani hem askerî teknik konuları hem siyasi perspektifi uyumlaştırma adına Cumhurbaşkanımızı da bilgilendirdik. Onun ortaya koyduğu genel vizyonu bir siyasi politik ile, ardından da uygulanabilir askerî taktik konulara çevirmeyle ilgili çalışmalarımız her kademede iyi devam ediyor.
Silahlı Kuvvetlerimiz gerçekten çok profesyonel, biliyorsunuz. Her türlü tehdide cevap verebilecek imkân ve kabiliyetlere, daha önemlisi tecrübeleri var. Şu anda bu konudaki çalışmalardan açıkçası memnunuz. İnşallah, yani daha çatışmasız, barışçıl bir ortamı sağlamada çalışmalarımıza devam edeceğiz.

KÖRFEZ KRİZİ VE ATEŞKES TEKLİFİ
Onu bir kez daha İranlı yetkilisinden dinleme imkânım oldu. Daha sonra Amerikalıların buna, ona ilk tepkileri konusunda da birtakım izlenimler alma imkânımız oldu. Güzel olan şey, çabaların devam ediyor olması. Ama tabii negatif olanı ise hâlihazırda bir netice vermemiş olması. Bizim isteğimiz, Cumhurbaşkanımız bunu telefonda Sayın Trump'a da söylediler, hiçbir şekilde çatışma ortamına meydan vermeden, savaşı tekrar yenilenmeden bizim diplomatik zeminde çalışmaya devam etmemiz esas olmalı.
Burada açıkçası bizim Körfez'deki bu konudan birinci dereceden etkilenen, hem ekonomik olarak hem savaş koşulları olarak ve diğer tetkiklerimizin, ortaklarımızın da aynı görüşü paylaşıyor olması önemli. Bunu İranlı arkadaşlarımıza da yaptığımız görüşmelerde çok net anlattık. Yani burada İran gerçekten zor bir durumda; yaptırımlar var, savaş riski var, saldırılar var, taarruzlar var. Ama onun dışında İran'ın ortak olduğu birtakım tavırlar var. Bunların hani daha farklı nasıl yönetilebilir hepsi, bu arayışı en kısa sürede nasıl getirebiliriz ve savaşın bölgeye yaygınlaşması nasıl önlenebilir? O konularda çok kapsamlı bir çalışma içerisinde bulunduk. New York'ta geçirdiğimiz bir hafta süresince gündemimizi işgal eden önemli konulardan biriydi.

IRAK'IN KUZEYİ VE SİNCAR'DA SON DURUM
Büyük memnuniyetle görüyoruz ki Irak tarafı, bütün silahlı grupları ülkede silahsızlandırmaya ilişkin bir politik hedef koymuş durumda. Bu, bizim desteklediğimiz bir vizyon. Bunu yaparken özellikle PKK ve ilintili grupların yönetiminde bulunan, başta Sincar olmak üzere, buradaki hususların da silahsızlandırılmasını kendisine hedef olarak koymuş durumda. Tabii Türkiye'nin Irak'taki askerî varlığı, biliyorsunuz, daha önce özellikle terörle mücadele merkezli olan bir varlığı. Başka bir özellikle atıldığı zaman, terörle mücadele maksatlı Irak'la beraber anlaşma heyeti üzerine açılmıştı.
Şimdi Irak'ın ortaya koyduğu, terörü ve silahlı grupları sona erdirmeye ilişkin bu haritası hayata geçtikçe Türkiye de oradaki varlığını kademeli olarak azaltma ve sonlandırmaya yönelik, bir başka özrünle ilgili söylüyorum, tasarruf içerisinde olacak. Cumhurbaşkanımız, buna Irak Başbakanı'yla konuştuklarında iradelerini belli ettiler. İnşallah Sincar'da ortadan terör grubunun varlığı sona erdikten, kalktıktan sonra biz de birtakım adımları tabii ki atacağız.