Bakan Fidan'dan Mekke Anlaşması ve Kıbrıs'ta iki devletli çözüm mesajı: Bize saldırmayan hiçbir ülke hedefimizde değil
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, AA Editör Masası'nda Mekke Ortak Savunma Anlaşması'ndan Kıbrıs meselesine, Hürmüz Boğazı'ndan Gazze ve Rusya-Ukrayna Savaşı'na kadar gündemdeki başlıkları değerlendirdi. Fidan, üç ülke arasında imzalanan savunma anlaşmasının herhangi bir ülkeyi hedef almadığını vurgularken, Kıbrıs'ta Türkiye'nin iki devletli çözümden yana olduğunu söyledi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'nda gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na ilişkin değerlendirmelerde bulunan Fidan, anlaşmanın bölgesel güvenlik ve istikrar açısından önemli bir adım olduğunu belirtti. Anlaşmanın NATO Antlaşması'nın kolektif savunmaya ilişkin 5. maddesiyle teknik olarak aynı olduğunu ifade eden Fidan, üç ülkenin birbirlerinin güvenliğine yönelik tehdit oluşturmayacağını ve gerektiğinde dayanışma içinde hareket edeceğini vurguladı.
Mekke Anlaşması'nın herhangi bir ülkeyi hedef almadığını belirten Fidan, "Bize saldırmayan hiçbir ülke hedefimizde değil." dedi. Anlaşmanın savunma sanayisi, istihbarat paylaşımı, lojistik, ortak eğitim ve askeri çalışabilirlik gibi alanlarda iş birliğini kapsayacağını belirten Fidan, yapının ilerleyen süreçte başka ülkelerin katılımına da açık olacağını kaydetti.
Kıbrıs meselesine de değinen Fidan, Türkiye'nin çözüm konusunda durduğu yerin iki devletli çözüm olduğunu belirterek, Kıbrıs Türkü'nün egemen, eşit ve bağımsız duruşunun önemine dikkat çekti.
Dışişleri Bakanı Fidan'ın açıklamaları şöyle:
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'nda gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na ilişkin değerlendirmelerde bulunan Fidan, anlaşmanın bölgesel güvenlik açısından önemli bir adım olduğunu belirtti. Anlaşmanın teknik olarak NATO Antlaşması'nın kolektif savunmaya ilişkin 5. maddesiyle aynı olduğunu ifade eden Fidan, "Bize saldırmayan hiçbir ülke hedefimizde değil." dedi.
Fidan, Kıbrıs meselesinde ise Türkiye'nin çözüm konusunda durduğu yerin iki devletli çözüm olduğunu belirterek, Kıbrıs Türkü'nün egemen, eşit ve bağımsız duruşunun önemine dikkat çekti.

MEKKE ANLAŞMASI İÇİN 2 YIL 8 AYLIK HAZIRLIK
Bölgede uzun yıllardır devam eden istikrarsızlığa işaret eden Fidan, savaşların, işgallerin, sürgünlerin ve yerinden edilmelerin Türkiye'nin yakın doğusu ve güneydoğusunda, dünyada genel olarak "Orta Doğu" ismiyle kabul görmüş coğrafyada uzun yıllardır devam ettiğini söyledi.
Son birkaç yıldır bu konudaki görüşlerini daha da olgunlaştırarak pratikte ne tür adımlar atılabileceğine yoğunlaştıklarını dile getiren Fidan, ilk tespitlerin ilgili taraflarla paylaşıldığını ve nihayetinde somutlaştırılma aşamasına gelindiğini söyledi.
Bölgesel sahiplenmenin artırılmasının önemli olduğunu vurgulayan Fidan, dışarıdan gelen hegemonların bölgedeki sorunları çözmediğini, aksine sorunları daha da akut hale getirdiğini belirtti.
Fidan, bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini, ekonomik istikrarlarını, kalkınmalarını ve refahlarını daha kurumsal yapılarla güvence altına almaları gerektiğini kaydetti.
Türkiye'nin bölge ülkelerinin hemen hemen hepsiyle çok iyi ilişkilere sahip olduğunu belirten Fidan, bu ilişkilerin konjonktüre ve siyasi algılara bağlı olarak her an değişebilen bir yapıda olduğunu ifade etti.
Fidan şöyle konuştu:
"Türkiye'nin dış politikası uzun zamandır Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde aynı. Biz bunu daha kalıcı hale getirmenin daha faydalı olduğunu hep düşündük. 'Aradaki kardeşlik ilişkisi' dediğimiz veya 'ilişki' dediğimiz konuların daha yapısal, daha profesyonel, daha kendi kendine gidebilen bir noktada olması gerekiyor bütün bölgenin istikrarı için."
Fidan, bölgede savunma ittifakına ihtiyaç olduğunu belirterek, ülkelerin birbirlerinin güvenliğinden emin olmadan ekonomik yapılar inşa edemediğini söyledi. Avrupa Birliği'nin ortaya çıkış sürecinden örnek veren Fidan, bölgedeki istikrarsızlıkların giderilmesi ve daha büyük ekonomik ve sosyal entegrasyon sağlanarak bölge halkının refahının artırılması konusunda büyük bir irade bulunduğunu kaydetti.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın fikir düzeyinden kavrama, kavramdan da anlaşma noktasına geçmesinin yaklaşık 2 yıl 8 aylık bir süreci kapsadığını belirten Fidan, bu süre boyunca ortakları ve diğer bölge ülkeleriyle konuyu kesintisiz görüştüğünü ifade etti.
NATO'NUN 5. MADDESİYLE AYNI TEKNİK YAPIYA SAHİP
Fidan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın teknik olarak NATO Antlaşması'nın kolektif savunmaya ilişkin 5. maddesiyle aynı olduğunu belirterek, anlaşmanın imzacı ülkelere karşılıklı güvenlik yükümlülüğü getirdiğini söyledi.
Türkiye'nin 1952'den itibaren NATO'da bulunduğunu hatırlatan Fidan, NATO'nun temel caydırıcılığının defansif bir güvenlik anlayışına dayandığını ifade etti.
Fidan, NATO'nun Afganistan ve Kosova'daki operasyonlarına da değinerek, bütün gelişmelerin önünü tıkayan temel unsurların şiddet, savaş ve gözyaşı olduğunu vurguladı.
Anlaşmanın yalnızca dışarıya mesaj vermek amacı taşımadığını belirten Fidan, üç ülkenin birbirlerinin güvenliğine tehdit oluşturmayacağını ve gerektiğinde dayanışma içinde hareket edeceğini söyledi.
Bakan Fidan, anlaşmanın uygulanmasına ilişkin yükümlülüklerin ise tehdidin niteliğine ve ilgili kurulların alacağı kararlara göre şekilleneceğini belirtti.
Fidan, ihtiyaç halinde istihbarat, lojistik, mühimmat veya daha ileri aşamada askeri birlik desteğinin gündeme gelebileceğini ifade etti.
Anlaşma kapsamında dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarının yer aldığı siyasi ve askeri bir komite oluşturulacağını belirten Fidan, liderlerin ortaya koyduğu vizyonun bu komite tarafından karara bağlanacağını, bunun uygulanması için de bir genel sekreterlik ve teşkilat kurulacağını söyledi.

SAVUNMA SANAYİSİ İŞ BİRLİĞİ ÖNE ÇIKIYOR
Fidan, Mekke Anlaşması'nın yalnızca siyasi bir deklarasyon olmadığını, sürekli işleyecek kurumsal bir yapının oluşturulacağını belirtti.
İlk komite toplantısının ardından sekretaryanın kurulması, yapısı, işleyişi ve verilecek ilk görevlerin liderlerin onayına sunulacağını kaydeden Fidan, anlaşma kapsamında ortak çalışabilirlik, karşılıklı eğitim, lojistik, tehdit analizleri, istihbarat paylaşımı ve savunma sanayisi alanlarında iş birliği yapılacağını söyledi.
Fidan, üç ülke liderleri arasında en çok konuşulan konulardan birinin savunma sanayisi alanındaki iş birliği ve teknolojilerden karşılıklı yararlanma olduğunu belirtti.
Ülkelerin kriz anında ne yapacağını yeniden tartışmak zorunda kalmaması için mekanizmanın kurumsallaştırılması gerektiğini vurgulayan Fidan, üç ülkeyi "çekirdek ülkeler" olarak nitelendirdi.
Fidan, anlaşmada şu anda ortak bir tehdit tanımlanmadığını, temel taahhüdün ülkelerin birbirlerinin güvenliğiyle yakından ilgilenmesi olduğunu söyledi.
"BİZE SALDIRMAYAN HİÇBİR ÜLKE HEDEFİMİZDE DEĞİL"
Mekke Anlaşması'nın bölgesel savunmaya yönelik olduğunu belirten Fidan, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın yayılmacı politikaları bulunan ülkeler olmadığını ifade etti.
Fidan, anlaşmanın bölge içinden veya dışından herhangi bir ülkeye karşı ofansif bir yapı oluşturmadığını vurgulayarak şöyle konuştu:
"Dolayısıyla bölgede ister bölge içinden ister bölge dışından saldırıya uğramadığı sürece bu ittifakın herhangi bir ülkeyle alıp veremediği olamaz. Ama bölgesel istikrara katkıda bulunmak için tabii ki ortaya koyduğumuz bu güç kompozisyonunun yapıcı katkısı olacaktır."
Fidan, bu nedenle İran'ın anlaşmanın hedefinde olmadığını belirterek, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'ndaki ülkelere saldırmayan ülkelerin hedef alınmayacağını söyledi.
İttifakın hukuki, siyasi ve stratejik açıdan incelendiğini belirten Fidan, bu alanda herhangi bir sıkıntı bulunmadığını ifade etti.

TÜRKİYE, FARKLI GÜVENLİK MİMARİLERİNİ UYUMLAŞTIRMAK İSTİYOR
Fidan, Türkiye'nin NATO üyeliği ile farklı coğrafyalardaki güvenlik önceliklerinin birbiriyle çatışır hale getirilmemesi gerektiğini belirtti.
Türkiye'nin Kafkaslar, Orta Doğu, Karadeniz, Akdeniz ve Balkanlar üzerinden daha geniş Avrupa coğrafyasına yönelik stratejik bir oryantasyona sahip olduğunu ifade eden Fidan, her stratejik havza için geliştirilen perspektiflerin uyumlaştırılması gerektiğini söyledi.
Kafkaslar'da Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barış anlaşmasına doğru ilerleyen süreci desteklediklerini belirten Fidan, bu süreçte güvenlik ve ekonomik mimariye ilişkin bir perspektiflerinin bulunduğunu kaydetti.
Benzer yapıların Kafkasya ve Orta Asya gibi bölgelerde de kurulabileceğini belirten Fidan, Orta Doğu'daki temel problemin karşılıklı savaşlar, güvensizlikler ve çatışmalar olması nedeniyle burada önceliğin güvenlik mimarisi olduğunu ifade etti.
Fidan, Avrupa ile Orta Doğu güvenlik mimarilerinin Türkiye üzerinden uzun ve orta vadede uyumlaştırılabileceğini belirterek, Avrupa'daki dönüşümün daha uzun zaman alacağını söyledi.
KIZILDENİZ VE MEKKE ANLAŞMASI
Suudi Arabistan'ın davetiyle 40 ülkenin genelkurmay başkanlarının Kızıldeniz'in güvenliğini konuştuğu toplantıya da değinen Fidan, Suudi Arabistan'ın konuyu dünya ticaret güvenliği ve Babülmendep'in güvenliği açısından gündeme getirdiğini belirtti.
Fidan, Husilerle yaşanan ikili sorun nedeniyle diğer ülkelerden doğrudan yardım talep edilmediğini söyledi.
Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmelerin Türkiye'nin enerji tedariki açısından doğrudan büyük bir etkisi bulunmadığını belirten Fidan, Türkiye'nin enerji tedarikini uzun yıllardır boru hatlarıyla güvence altına aldığını ifade etti.
Buna karşılık Kızıldeniz ticaret havzasının kapanmasının Türkiye'nin menfaatiyle doğrudan ilgili olduğunu vurgulayan Fidan, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bölgedeki güvenlik çalışmalarında yer almasının normal olduğunu söyledi.
Kızıldeniz'in Süveyş Kanalı üzerinden Akdeniz'e açıldığına dikkat çeken Fidan, Türkiye'nin Akdeniz'deki ticari hareketlilik nedeniyle bu oluşumlarda söz sahibi olması gerektiğini kaydetti.
TÜRKİYE'NİN ARABULUCULUK ROLÜ
Türkiye'nin NATO üyeliğinin Rusya-Ukrayna Savaşı'ndaki arabuluculuk rolünü etkileyip etkilemeyeceğine ilişkin soruyu yanıtlayan Fidan, Türkiye'nin NATO üyesi olmasına rağmen taraflar arasında arabuluculuk yapabildiğini belirtti.
Fidan, Türkiye'nin arabuluculuk rolünün ülkenin nerede durduğu ve nasıl hareket ettiğine bağlı olduğunu ifade ederek, tarafların uygun arabulucunun Türkiye olduğuna inanması halinde Ankara'nın bu görevi yerine getirmemesi için bir neden bulunmadığını söyledi.

SUUDİ ARABİSTAN-İRAN GERİLİMİ
Suudi Arabistan'ın İran'a yönelik yaklaşımına da değinen Fidan, Riyad'ın İran'la savaşmak veya İran'ı yok etmek gibi bir stratejisinin bulunmadığını belirtti.
Fidan, Suudi Arabistan'ın özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki şiddetin sona ermesini istediğini ve askeri müdahalenin İran'la yaşanan sorunları çözmeyeceğini savunduğunu söyledi.
Bölgedeki savaşların ülkeleri müttefikleri olsa dahi zarardan korumadığını belirten Fidan, caydırıcılığın gerekli olduğunu ancak sorunların farklı yöntemlerle yönetilmesi gerektiğini ifade etti.
İranlı muhataplarıyla bu konuları iki yıldan uzun süredir görüştüklerini belirten Fidan, İran'ın da bölgenin yapıcı politikalarına katkıda bulunacağı kolektif yapının içinde yer almasına ihtiyaç olduğunu söyledi.
ANLAŞMANIN KURUMSAL YAPISI
Fidan, NATO dışındaki büyük ve kalıcı savunma organizasyonlarının sınırlı olduğunu belirterek, NATO'daki uygulamaların önemli bir tecrübe sunduğunu söyledi.
Mekke Anlaşması kapsamında stratejik, siyasi ve askeri kararların alınması için bir komite oluşturulduğunu belirten Fidan, bu yapıda dışişleri bakanı, milli savunma bakanı ve genelkurmay başkanının yer alacağını kaydetti.
Bir genel sekreterlik kurulacağını ve sekretaryanın merkezinin Suudi Arabistan'da olacağını ifade eden Fidan, yapının kuruluşu ve işleyişine ilişkin ayrıntıların ilk toplantıda ele alınacağını söyledi.
Ortak tatbikatlar ve eğitimler yapılacağını belirten Fidan, farklı ülkelerin silah ve haberleşme sistemlerinin ortak muharebe senaryolarında nasıl çalışacağının belirlenmesinin önemli olduğunu ifade etti.
Bu kapsamda ortak standartların geliştirilmesi gerektiğini belirten Fidan, NATO'nun Brüksel'deki genel sekreterliği ve askeri karargahının büyük ölçekli yapılar olduğunu hatırlattı.

ÜÇÜNCÜ ÜLKELERİN KATILIMI
Fidan, Mekke Anlaşması'na katılmak isteyen ve isimlerini vermek istemediği başka ülkelerin de bulunduğunu belirtti.
Üç ülkenin kurucu çekirdek ülkeler olarak kalması, prensipleri ve standartları belirlemede aktif rol üstlenmesi konusunda ortakların görüş birliğine vardığını söyleyen Fidan, diğer ülkelerin ise çekirdek ülkelerin onayıyla anlaşmaya katılabileceğini ifade etti.
Başkan Erdoğan'ın vizyonunun anlaşmanın üç ülkeyle sınırlı kalmaması ve daha da büyümesi yönünde olduğunu belirten Fidan, Mekke Anlaşması'nı bölgeye kalıcı istikrar getirecek önemli bir adım olarak nitelendirdi.
Fidan, Osmanlı'nın bölgeden çekilmesinden bu yana geçen yaklaşık 100 yıllık dönemde bölgenin istikrarsızlıkla anıldığını, ancak artık bölge ülkelerinin kendi sorumluluklarını üstlenerek önemli adımlar attığını söyledi.
Pakistan'ın coğrafi konumunun da klasik Orta Doğu tanımının ötesine geçilmesini sağladığını belirten Fidan, daha geniş bir bölgesel perspektifle hareket edildiğini ifade etti.
Anlaşmanın adının şu anda "Mekke İttifakı" veya "Mekke Savunma İttifakı" olarak ifade edildiğini belirten Fidan, kesin ismin zamanla oturacağını söyledi.
MISIR İLE BÖLGESEL DÖRTLÜ
Mısır'ın da yer aldığı bölgesel dörtlünün önemli bir siyasi platform olduğunu belirten Fidan, bu yapının varlığını sürdüreceğini söyledi.
Fidan, Mısır'ın Türkiye'nin doğal bir ortağı olduğunu belirterek, teknik konuların çözülmesinin ardından Mısır'ın da ittifak içinde yer alabileceğine inandığını ifade etti.
Bölgesel dörtlünün önemini koruduğunu vurgulayan Fidan, Mısır'ın önemli bir ülke olduğunu ve Pakistan ile Suudi Arabistan'ın bu konuda bir görüş ayrılığı bulunmadığını kaydetti.
HÜRMÜZ BOĞAZI
Fidan, Hürmüz Boğazı'nda en önemli önceliğin, geçici süreyle de olsa, boğazın açılmasını sağlayacak bir uzlaşmaya varılması olduğunu söyledi.
Bölge ülkeleri, Amerika, Batı, Avrupa ve Asya'nın boğazın bir an önce açılmasını talep ettiğini belirten Fidan, bu konuda büyük bir baskı bulunduğunu ifade etti.

GAZZE
Fidan, Hamas'ın Filistin halkını önceleyen yaklaşımının takdire şayan olduğunu belirterek, Filistin halkının bunu ödüllendireceğini söyledi.
Uluslararası siyasi izolasyonun kesintisiz biçimde devam ettirilmesi gerektiğini belirten Fidan, İsrail'in en çok korktuğu şeyin uluslararası izolasyon olduğunu ifade etti.
Fidan, İsrail'in temel hedefinin Gazze'yi Filistinlilerden arındırmak olduğunu savunarak, bu yaklaşım sürdüğü sürece benzer gelişmelerin devam edeceğini söyledi.
RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI
Fidan, tarafların taviz vermediği bir ortamda savaşın kendi taviz alanını oluşturana kadar şiddetini artırarak devam edeceğini belirtti.
Karadeniz'de Türk sahipli veya Türk bayraklı gemilere yönelik saldırılara da değinen Fidan, Türk gemilerinin diğer hedef alınan gemilere göre sayıca daha az olduğunu ancak saldırıların Türkiye'yi endişelendirdiğini söyledi.
Cephedeki yıpratmanın cephe gerisine taşınmasının savaşın niteliğini değiştireceğini belirten Fidan, bunun millet olarak var olup olmama meselesine dönüşebileceğini ifade etti.
Fidan, uluslararası toplumun devreye girerek savaşı durdurması gerektiğini söyledi.
"TERÖRSÜZ TÜRKİYE" SÜRECİ
Fidan, "Terörsüz Türkiye" sürecinin başarıyla nihayete ermesi için önemli aşamalardan birinin söz konusu çerçeve yasanın kabulü olduğunu vurguladı.
Kamuoyunun bu konuda zaman zaman endişe duyduğuna dikkati çeken Fidan, "Bu çerçeve yasanın çok iyi yazılmış, garanti altına alıcı hükümleri var. O açıdan güzel bir dili, mekanizması var. O da nedir? Yani örgüt kendi silahlarını bırakmadan, imkan ve kabiliyetlerinden vazgeçmeden bu yasanın sağladığı hususlardan yararlanamayacak." ifadelerini kullandı.
Örgütün büyük reformların yapıldığı 2013'te barışçıl yola evrilmesi gerektiğini belirten Fidan, şunları kaydetti:
"Normalde aslında en son demokratik reformların yapıldığı günden itibaren bunun hayata geçmesi gerekiyordu 2013'te. Biliyorsunuz yani büyük reformlar yapılmıştı. Kimlikle ilgili sorunların hepsinin ortadan kalktığı dönemden itibaren aslında örgütün bu barışçıl yola evrilmesi gerekiyordu. Fakat o zaman, tabii zaman zaman da konuştuk, birtakım bölgesel ve uluslararası değişimlerin ve dengelerin kendi lehlerine çalışacağını düşündüler. Bazıları da farklı şeyler söylediler. Sonuçta ondan istifade etmediler.
13 yıl sonraki gelinen bu aşamada artık bölgesel konjonktürün de küresel konjonktürün de çok fazla lehine olmadıklarını görüyorlar. Türkiye'deki bu demokratik ortamın, herkesin lehine çalışan bu ortamın aslında bir parçası olmaları gerekiyor. Yani (örgüt tarafından) yapılan şeyler, Kürtlerin faydasına olan hususlar değil. Yani daha fazla ekonomik kaybın, daha fazla istikrarsızlığın, daha fazla endişenin oluşmasına katkıda olan bir eylem tarzı. İnşallah uzatılan eli bu sefer tutarlar. Ama ifade ettiğim gibi; yasanın amir hükümleri gerçekten iyi mekanizmalar kurmuş, teyit mekanizmaları var, kurulları var. Yani o konuda müsterih olabilirler."

KIBRIS MESELESİ: RUM KESİMİNİ DEVLET OLARAK TANIMIYORUZ
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Kıbrıs adasındaki barış ve istikrarın tek sebebinin Türk askerinin buradaki varlığı olduğunu belirterek, "Türk birliklerinin orada olması statükoyu hiç değiştirmedi. 50 yıldır statüko aynı. Bu şu demek, adadaki istikrar, barış tek bir sebepten dolayı oluyor. Türk askerinin adada var olmasından dolayı." dedi.
Türkiye için Kıbrıs'ta çözümün ne olduğu, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs ziyareti ve yapılan görüşmelerden nasıl bir sonuç çıkacağına ilişkin soruya yanıt veren Fidan, "Bizim için çözüm, şu anda esas itibarıyla iki devletli çözümün tanınmasıdır. İdeal çözüm bu. İdeal çözüm, iki devletli çözümün hayata geçmesi. Yani Rumların da Türklerin de kendilerine ait devletlerinin olduğu bir yapı ve bu iki devletin de adada birbirleriyle barış ve huzur içerisinde yaşamaları, hem adanın refahına katkı hem de bölgesel barışa ve istikrara katkı içerisinde bulunmaları. Bizim durduğumuz yer bu." değerlendirmesini yaptı.
Fidan, Guterres'in genel sekreterlik süresince insanlık onurunu hep öncelikli şekilde ele alan bir yönetim anlayışı olduğunu belirterek, gerek Filistin meselesinde gerek başka konularda her zaman için doğrunun yanında durmaya çalıştığını dile getirdi.
Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın Guterres'in şahsiyetine güvendiğini kaydeden Fidan, "Burada da ortaya konan inisiyatiflerde biz adil olunması gerektiğini düşünüyoruz." dedi.
Bakan Fidan, 1960 Anlaşması'yla kurulan Kıbrıs devletinin Avrupa Birliği'nin 2004'te üye kabul ettiği Kıbrıs devleti olmadığını belirterek, "Şimdi geldiğimiz noktada Rum kesimi bütün Kıbrıs'ı temsil eden bir devlet olarak tanınıyor. Ama kuzeyde yaşayan Türkler bu noktada ihmal ediliyor." ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin ekonomik ve güvenlik alanında KKTC'nin güvenliğini sağladığına işaret eden Fidan, "Biz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni egemen ve bağımsız devlet olarak kabul etmişizdir. Tamam, tek kabul eden biziz. Ama bu bizim durduğumuz yeri değiştirecek bir husus değil." değerlendirmesini yaptı.
"RUM KESİMİ HİÇBİR ZAMAN TÜRKLERLE EŞİT GÜÇ PAYLAŞIMINA GİTMEYECEK"
Fidan, öte yandan 2004 Annan Planı ve daha sonra Crans-Montana süreçlerinde iki toplumun eşitliğine dayalı bir yapı arayışına dönemin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın destek verdiğini hatırlatarak, şunları kaydetti:
"Biz hep şunu gördük, yani Rum kesimi hiçbir zaman için Türklerle eşit güç paylaşımına, otorite paylaşımına, refah paylaşımına, devlet paylaşımına gitmeyecek. Bu, iki artı iki dört kesinliğinde bir konu. Adamın elinde şimdi bir devlet var, Avrupa Birliği'ne üye olmuş. BM'de temsil ediliyor, bütün menfaatlerden o yararlanıyor, şimdi bunu gidip bir başkasıyla paylaşacak. Bunun yalan olduğunu kendileri de biliyor, biz uluslararası topluma sorduğumuz zaman onlar da biliyor. Böyle bir yalanı devam ettirmek rasyonel bir şey değil." ifadelerini kullandı.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) izolasyonlarına işaret eden Fidan, "Rum kesimi kendi devlet olmaktan kaynaklı haklarını Kıbrıs Türklerinin uluslararası toplum tarafından gelebilecek bütün menfaatlerini engellemede kullanıyor. Ticarette, ulaşımda, bütün bunları engelliyor." ifadelerine yer verdi.
Fidan, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili bir teklif geldiği zaman öncelikle bu teklifin kimden geldiğine baktıklarını ve eğer Guterres'ten geliyorsa bunu dinlediklerini söyledi.
Kıbrıs Türklerini içine alan her türlü diyalog ortamını desteklediklerinin altını çizen Fidan, Kıbrıs Türklerinin neden devlet kurduğunun ve haksız izolasyonlara maruz kaldığının yeni jenerasyona iyi ve tekraren anlatılması gerektiğini dile getirdi.
"ADANIN KUZEYİNDE GÜNEYİNDE SUYA, ENERJİYE, ELEKTRİĞE, TURİSTE İHTİYAÇ VAR"
Fidan, Başkan Erdoğan'ın "belli menfaatlere ulaşmak için kalıcı çözümleri beklemeye gerek olmadığı" yönünde bir yaklaşım geliştirdiğini belirterek, "Adanın kuzeyinde güneyinde suya, enerjiye, elektriğe, turiste ihtiyaç var. Bunlar için ortak projeler, ortak çalışmalar yapılabilir. Biz bunu Sayın Genel Sekreter'e de ifade ettik. Yani bu iki taraf arasında güven artırıcı önlemler konusunda değerlendirilebilir." değerlendirmesini yaptı.
GKRY'nin KKTC'ye yönelik engellemelerine gerekli yanıtların verildiğini kaydeden Fidan, bunların aşılması gerektiğini vurguladı.
Bakan Fidan, "Onun için ama biz ne yapıyoruz buna mukabil. Biz de Rum kesimini devlet olarak tanımıyoruz. Yani sen Kıbrıs Türkünün hakkını tanımazsan ben de senin devlet varlığını tanımam. Çünkü sen 1960'ta kurulan devlet değilsin. Bunu herkes biliyor. Dolayısıyla bizim tanımamamız da son derece meşru." ifadelerini kullandı.
Bunun da beraberinde Rum kesimine birtakım dezavantajlar getirdiğini kaydeden Fidan, "Aslında uzun vadeye bu konuları bırakıp her iki tarafın da legal pozisyonlarını değiştirmeden ortak bir güven inşa edecek menfaat adımları atması mümkün. Bunu da biz çok cesurca yaratıcı fikirlerle karşı tarafa söyledik." diye konuştu.
Bakan Fidan, "Türk birliklerinin orada olması statükoyu hiç değiştirmedi. 50 yıldır statüko aynı. Bu şu demek, adadaki istikrar, barış tek bir sebepten dolayı oluyor. Türk askerinin adada var olmasından dolayı." değerlendirmesinde bulundu.
"Bu adanın olmazsa olmazı mıdır?" sorusu üzerine Fidan, "Bu şartlar altında. İki tarafın da kalıcı bir anlaşmaya rıza göstermediği şartlarda. Çünkü şunun önüne geçemezsiniz. Rumlar adanın tamamı bana ait diyor. Şimdi sen elindeki bu ezici imkanları Türklere karşı kullanırsan kim Türk'ün yardımına gelecek? Yine biz gideceğiz. Dolayısıyla bunun kalıcı bir çözüme bağlanmadığı bir yerde, şartların aynı şekilde durduğu bir yerde, denklemde bunun değişmesini bekleyemezsiniz, değişmez de." yanıtını verdi.

"ASEAN BÖLGESİYLE ÇOK YAKINDAN ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ"
Bakan Fidan, dış politikayı sürekli kurumsal ve yapısal şekilde yürütmeye çalıştıklarını belirtti.
Türkiye'nin Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) Diyalog Ortağı olarak kabul edilmesine değinen Fidan, bu konunun son 3 yıldır üzerinde çalıştıkları konulardan biri olduğunu aktardı.
Fidan, 11 ASEAN ülkesi ile diyalog ortaklığı yapan 11-12 tane de dünyanın en büyük ülkesi olduğunu belirterek, ASEAN ülkelerinin 700 milyon nüfuslu ve oldukça siyasi olarak "nötr durumda" olan ama ekonomiye, kalkınmaya ve pazara odaklanmış olan ülkeler olduğunu dile getirdi.
Bölgede Kamboçya-Tayland arasındaki sınır anlaşmazlığı dışında pek sıkıntı olmadığına dikkati çeken Fidan, bölgede büyük bir ekonomik imkan ve verimliliğin olduğunu ve Türkiye'nin bu konuda arayış ve çalışmalarının olduğunu söyledi.
Fidan, bölge ülkelerinin hepsinde Türk büyükelçilikleri açtıklarını hatırlatarak, Türk iş insanlarının bölgede faaliyet ve yatırımlarının olduğunu aktardı.
Fidan, şöyle devam etti:
"Rusya'nın, Amerika'nın, Çin'in, İngiltere'nin, Fransa'nın, Kanada'nın olduğu bir yerde Türkiye ekonomisinin yapısal ortak olmaması kabul edilebilir bir şey değildi. Moratoryum ilan etmişlerdi. Yani ASEAN ülkeleri, biz zaten kendimiz azız. Bir de diyalog ortaklarımızla yürütebileceğimiz kapasite imkanlarımız şeklinde. Dünyadan çok fazla talep vardı. Bunlar epey bir süre önce moratoryum ilan etmişlerdi yeni diyalog ortağı kabulüne ilişkin. Ama bizim ısrarlı ve sistemli çalışmalarımızın neticesinde çok şükür bu da hayata geçti. Bundan sonra ASEAN bölgesiyle çok yakından çalışmaya devam edeceğiz."
Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde yürüttükleri dış politikada, klasik alanlarının çok ötesine giderek, ticari, ekonomik ve sosyal-siyasal ilişkileri geliştirme politikalarının çok sistemli gittiğine dikkati çeken Fidan, Afrika ülkeleriyle, Latin Amerika'da da, Asya-Pasifik'te de bu şekilde çalıştıklarını söyledi.
Fidan, "Şuna saplanmıyoruz. Eskinin hatası oydu dış politika yapımının. Yakın bölgenizde olan ateş sizi o kadar içine alıyor ki tarihin aktığı başka yerleri ister istemez pas geçiyorsunuz. Şimdi zihinsel olarak da yapısal ve kurumsal olarak da farklı krizleri aynı anda yöneten imkan ve kabiliyetleri, krizleri ve imkanları aynı anda görüp yönetecek zihne ve kurumsal yapıya sahip olmak gerekiyordu. Bizim de yaptığımız o." ifadelerini kullandı.
Orta Doğu'da uğraştıkları bir krizin, Asya Pasifik'teki bir menfaate ulaşılmasında kendilerini alıkoymaması gerektiğini dile getiren Fidan, Türkiye'nin dış politikada zihinsel olarak belli yere hapsolmadığını, kurumsal olgunluk, zihinsel farkındalık ve diplomatik ustalığa sahip olduğunu belirtti.

"AK PARTİ'NİN ORTAYA KOYDUĞU BU VİZYONUN İNKITAYA UĞRAMADAN DEVAM ETMESİ GEREKİYOR"
Fidan, hem bölgenin hem dünyanın karşılaştığı hayati sorunlara karşı Türkiye'nin saygın bir aktör olarak çok büyük yapıcı katkıları olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
"Bu aslında bir noktada AK Parti'nin dış politikasının da bir tarihi. 25 yıl önce AK Parti kurulduğu zaman şöyle bir dünya vardı; Soğuk Savaş'tan yeni çıkmış, Soğuk Savaş sonrası döneme hazırlanmaya çalışan bir zihinsel algı arayışında olan bir dünya. Ortaya çıkan yeni dünyayı iyi okuyan, iyi anlayan ve Türkiye'nin buradaki yerini iyi konumlandıran, sadece hamaset, hedef ve ideoloji olarak değil, var olan realiteyi de iyi okuyacak bir kadroya ve zihne ihtiyaç vardı."
AK Parti'nin Türkiye'nin geçmişteki hatalarından ders çıkartarak, bugünün şartlarını iyi değerlendirerek ve milletin stratejik kültürünü, emellerini, ruh halini de hesaba katarak oluşturduğu bir formülasyon olduğunu belirten Fidan, şunları kaydetti:
"Türkiye, Soğuk Savaş dönemindeki dış politikadaki rahatlığını hissettiği otomatik pilot durumdan çıkmak zorunda kaldı. Dostun, düşmanın, ittifakların, her şeyin değiştiği Soğuk Savaş sonrası dönemde artık otomatik pilot değil, serbest modda, manuel modda gitmeniz lazım. Orada da kaptan önemli. Milletimizin en büyük buradaki avantajı da Cumhurbaşkanımızın (Recep Tayyip Erdoğan) bir lider olarak ortaya çıkması." diye konuştu.
Fidan, geçmişten gelenler de dahil bütün hedefleri aynı anda devam ettirmek ama yeni risk ortamlarını da iyi hesaba katmak gerektiğine işaret ederek, "Çok zor oldu. Bunu biz Suriye'de, Irak'ta, PKK'yla mücadelede, başka konularda çok gördük. Türkiye AK Parti iktidara geldiği zaman zihinsel olarak da, yapısal olarak da Soğuk Savaş sonrası ortaya çıkan belirsizlik dönemine hazır değildi." dedi.
İmkansızlıklar karşısında ortaya bir liderlik çıktığını vurgulayan Fidan, şöyle devam etti:
"Normal hayatı inkıtaya uğratmadan, zorlukların, iyiliklerin olduğu bir dünyayı, nerede mümkün kılıyorsunuz? Herkesin ateşli olduğu yerde. Kuzeyiniz ateş, güneyiniz ateş, doğunuz ateş, batınız ateş, her yer ateş ve siz burada, manuel pilotta, kaptan pilotun ustalığıyla götürüyorsunuz işi. Bu AK Parti'dir. Ben gittiğim her yerde, parti organlarında görevlendirildiğim zaman oradaki delegelere, üyelere hep aynı şeyi söylüyorum; buradaki başarı sizin başarınızdır. Çünkü siz, size hizmet eden, size başarı getiren, fayda getiren iktidarı sürekli seçtiniz."
Fidan, herkesin Türkiye'de olanı örnek almak istediğine işaret ederek, "Dolayısıyla AK Parti'nin ortaya koyduğu bu vizyonun inkıtaya uğramadan devam etmesi gerekiyor. Cumhurbaşkanımızın da liderliğinin devam etmesi gerekiyor." dedi.
"ÖZELLİKLE İSLAM DÜNYASINDAN BU KONUYA ÇOK DESTEK VEREN VAR"
Mekke Ortak Savunma Anlaşması için, özellikle ittifakın üyesi olmayıp da buna en az kendileri girmiş kadar sevinen ülkeler olduğunu söyleyen Fidan, şunları kaydetti:
"Özellikle İslam dünyasından bu konuya çok destek veren var. Batı'dan da destek verenler var, işin aslını bilenler itibarıyla. Yani Orta Doğu'nun insanlık için, uluslararası toplum için sıkıntı üreten, problem üreten bir yer olmaktan çıkıp tam tersine sahip olduğu her şeyle katma değer üreten bir yer olmasının yolu bu türden yapıcı ittifakların hayata geçmesinden geçiyor ve buna öncelik edenler de takdir ediyorlar açıkçası."
Fidan, Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye'nin liderlikleriyle büyük rol oynadığını belirterek, "Bize düşen görevin, bizim bulunduğumuz makamlarda, üç ülkenin liderliği tarafından ortaya konulmuş siyasi iradenin çok büyük bir bölgesel ve küresel beklenti oluşturduğunun da farkındayız. Bunun altını çok profesyonel doldurarak adım adım ilerletip işlememiz gerekiyor. Bunu yapmaya da başladık. İnşallah devam edeceğiz." diye konuştu.
"AK Parti bir Türkiye kitabıdır"
"Ülkü Ocakları" yazılı plakaya ağır yaptırım