AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik'ten Orta Doğu'ya barış mesajı: Masayı kuracak kişi Cumhurbaşkanımızdır
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MYK toplantısının ardından basın açıklamasında bulundu. Çelik, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Adalet Bakanı Akın Gürlek’in mal varlığına ilişkin iddialarına "Silgisi kaleminden önce biten tek siyasetçi." dedi. Sözcü Çelik, hava sahamıza gelen İran füzeleri hakkında da "Türkiye dünya üzerinde milli güvenliği açısından en hassas ülkelerden bir tanesidir." ifadelerini kullanırken Orta Doğu'da barış masasını kuracak kişinin Başkan Erdoğan olduğunu söyledi.

AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Başkan Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde bugün bir araya geldi.
AK Parti Sözcüsü Çelik'ten MYK sonrası önemli açıklamalarda bulundu.
İşte Sözcü Çelik'in açıklamalarından satır başları...
İlber Ortaylı'nın Cumhurbaşkanımızın kararıyla Fatih Camii hazinesine gömülmesi Fatih'i dünyaya doğru tanıtma ve gençlere doğru tanıtma açısından verdiği emeğin selamlanması bakımından da son derece kıymetli olmuştur. Aynı zamanda diğer alimlerimizle diğer merhum ulemayla yan yana yatacak olmasının da devlet millet hayatımız açısından işaret ettiği büyük değerler ve değerlendirmeler vardır. Hocamız tabii tarihi, kitlelere sevdirmekle daha çok anılıyor ama bir tarihçinin ötesinde gerçekten büyük bir mütefekkir kelimenin tam anlamıyla alim kelimenin tam anlamıyla üstad kelimenin tam anlamıyla bir vatan evladıydı.
Türkiye'nin değerlerinin korunmasında, Türkiye'nin evrensel dünyada doğru değerlendirilmesinde çok büyük katkısı oldu. Hepimiz öğrencilik yıllarımızdan itibaren eserlerini okuduk konferanslarını dinledik. Daha sonra bir büyüğümüz olarak çok daha yakınında sohbetlerinde bulunduk. Gerçekten Türkiye büyük bir değerini kaybetti.
"BÜYÜK BİR ALİMİ, BÜYÜK BİR DEĞERİ, BÜYÜK BİR HAFIZAYI KAYBETTİK"
Dün de Fatih Camii'nde çeşitli illerden gelen vatandaşlarımız, alimlerimiz, tarihçilerimiz, genç kardeşlerimiz, Türkiye'nin değerlerine sahip çıkanlara, Türkiye'nin nasıl sahip çıkacağını bir kere daha gösterdi. İşini, ilmini ciddi alanlara yöneltenlere ve hayatı doğru değerlendirenlere genç kardeşlerimizin nasıl sahip çıkacağını gösterdi. Muhterem ailesine buradan bir kere daha başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz.
Tabii öğrenciliğini yapmış, onu dinlemiş, sohbetinde bulunmuş herkes onun ailesiydi. Bütün Türkiye'nin başı sağ olsun. Büyük bir âlimi, büyük bir değeri, büyük bir hafızayı kaybettik. Dün Fatih Camii'nin haziresine defnedilirken Kırım'dan gelen toprak ve Gelibolu'dan gelen toprak mezarına eklendi. Orada üstüne son vazife olarak atılan, dualarla birlikte atılan toprak da onun ufkunun bir kere daha altının çizilmesi bakımından çok önemli oldu. Gerçekten çok üzgünüz. Cenab-ı Allah rahmet eylesin. Allah gani gani rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun. Ülkemiz bu tip değerlerden yoksun olmasın.
Tabii bir diğer taziyemiz de bir meslektaşınızın vefatı dolayısıyla. Savaş muhabirliği başta olmak üzere pek çok alanda Sabah Gazetesi'nin muhabiri Murat Keklikçi'ye de Allah'tan rahmet diliyoruz. Sizlere de hepinize başsağlığı diliyorum. Şu anda dünyanın çeşitli yerlerinde hakikati duyurmak için vazife yapan, zor koşullarda görev yapan bütün meslektaşlarınıza da buradan sevgilerimizi ve saygılarımızı iletiyoruz.
"HAZIRLIKLARIMIZ HER AN TAZE"
Geçen hafta tabii İstiklal Marşı'nın yıl dönümüydü. Dünyanın içinde bulunduğu hâle bakıldığında Türkiye ile ilgili çok çeşitli değerlendirmeler yapılıyor. Türkiye ile ilgili değerlendirmeler yapıldığında Türkiye nasıl davranır, nasıl hareket eder sorusu soruluyor. Tabii ki Cumhurbaşkanımızın dirayetli siyasetinin önderliğinde dış politikadan ekonomiye, sosyal alandan diğer tüm alanlara kadar çeşitli senaryolar ve dünyanın gidişatı üzerine çeşitli hazırlıklarımız her an var ve her an taze. Ama esas olan, tabii her zaman söylediğimiz gibi, milleti millet yapan ruhtur, milleti millet yapan değerlerdir. Onun için aslında dünyanın zor zamanlarında, karşımıza çıkan zorluklara, karşımıza çıkan meydan okumalara, hatta zaman zaman bize yönelen hadsiz tehditlere karşı en iyi vereceğimiz cevap merhum Akif'in İstiklal Marşı'dır. Ama her zaman dediğimiz gibi o ruh sayesinde geleceğe yürüyoruz. Ve o duayı da her zaman ediyoruz. Milletimiz için, devletimiz için, vatanımız için. Allah bu millete yeni bir İstiklal Marşı yazdırmasın. Bütün gayretimiz ve çalışmamız hep bunun için olacak.
Tabii dünya büyük bir savaş ortamından geçiyor ve dünya çok ciddi tehditlerle karşı karşıya. Bütün bunun içerisinde Cumhurbaşkanımızın, ülkemizin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk anısına verilen Atatürk Uluslararası Barış Ödülü'nü Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres'e takdim etmesini çok anlamlı buluyoruz. Çünkü birincisi, dünya giderek kuralların ortadan kalktığı kuralsız bir dünyaya doğru gidiyor. Bütün bu kuralsızlığın içerisinde Birleşmiş Milletler düzeni doğrudan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi ülkeler tarafından tahrip ediliyor, zemini ortadan kaldırılıyor, değerleri ortadan kaldırılıyor. Halbuki Birleşmiş Milletler'in temsil ettiği şey kurala dayalı bir düzendir. Adaletin ve barışın tesisi için uluslararası düzenin kurallara dayalı olarak işlemesidir. Her tarafta savaş tamtamlarının çaldığı, canavarca birtakım işlerin konuşulduğu, bir sonraki dünyanın kimin gücü kime yeterse anlayışına doğru ilerletilmeye çalışıldığı bir dönemde Sayın Cumhurbaşkanımızın Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine Atatürk Uluslararası Barış Ödülü'nü vermesi Türkiye'nin kurallara ve değerlere dayalı uluslararası düzene bağlılığını, bunu desteklediğini ve bunun öneminin altını çizdiğini gösteren çok önemli bir yaklaşım olmuştur.
İRAN'DA ÜST DÜZEY YETKİLİLERİN HEDEF ALINMASI
Bugün İran ile ilgili olarak bütün olumsuz gelişmelere ek olarak yeniden üst düzey yetkililere suikast yapıldığı ve onların hedef alındığı haberleri geldi. Tabii burada bambaşka bir tablo çıkıyor. Amerika'dan yapılan açıklamalara baktığımızda Hürmüz Boğazı'nın kapatılması şeklinde İran'ın kendisini savunmasına dönük bir senaryonun gündeme doğru düzgün alınmadığı, hatta İran'ın uğradığı haksız ve hukuksuz saldırı karşısında yapacağı bazı şeylerin tahmin edilmediği şeklinde birtakım değerlendirmeler geliyor. Maalesef bunu geçmişte de gördük. Irak Savaşı'nda da yanlış istihbaratlar ve yanlış değerlendirmelerle çok büyük facialara yol açacak işler yapılmıştı. Sonradan ortaya çıktı ama çok büyük bedeller ödendi. Şimdi uluslararası hukuk açısından, kurala dayalı düzen açısından İran tamamen haksız, hukuksuz, hakkaniyetsiz ve gayrimeşru bir saldırıyla karşı karşıya. Burada rejimle ilgili sorunlar olduğundan bahsediliyor, güvenlikle ilgili sorunlar olduğundan bahsediliyor, nükleer konudan bahsediliyor, füze sisteminden bahsediliyor.
"BU GİDİŞİN SONU İYİ DEĞİL"
Bütün bunların çözüleceği yer müzakere masasıydı. Tam müzakere masası kurulmuşken ve müzakereler devam ederken bütün bunların yapılmış olması aslında barış iradesinin doğrudan hedef alındığı, müzakerelerin hedef alındığı bir tablonun ortaya çıkmasına yol açtı. Ondan sonrasında ise şu anda kaosu toparlamak için yeniden müzakere masasının kurulması gerekirken ve yeniden diplomasinin hayata geçirilmesi gerekirken maalesef yapılan şey daha çok ülkeden daha çok savaş gemisi istemek ve daha çok ülkeden daha çok savaş uçağı istemekten ibaret oluyor. Bu gidişin sonu iyi değil. Bu gidiş, bu işi başlatanların da kontrol edemeyeceği bir noktaya gelir. Bu işlere girerken bir karar verilir ama aynı şekilde çıkma kararı verildiğinde işin içinden çıkılmış olmaz. O yüzden hayatın her alanında temel ilke şudur. Bir çıkış planınız yoksa hiçbir işe girmeyeceksiniz. Hele uluslararası toplumu böylesine sarsacak, Hürmüz Boğazı meselesinden bölge barışını tehdit edecek gelişmelere kadar sonuçlar doğuracak bir iş karşısında böylesine bir tablonun ortaya çıkması, kız çocuklarının okullarda iki kere bombalanarak vurulması büyük bir felakettir. Ama daha büyük felaketlerden bir tanesi de şudur. Bunların yanına koyulacak şekilde İsrail'in bir devlet olarak suikast yöntemlerine başvurmasıdır. İsrail'in yaptığı bütün saldırılar gayrimeşrudur, haksızdır, hukuksuzdur, hakkaniyetsizdir ve vahşidir. Şimdi bir de buna hedef aldığı ülkeye dönük olarak suikastlerin gerçekleşmesi ekleniyor. Devlet nedir, örgüt nedir, devletin örgütten farkı nedir sorusu burada karşımıza çıkıyor.
TÜRKİYE'YE DÜŞEN FÜZELER
Ülkemize gelen füzelerle ilgili bizim de gördüğümüz şeyler var. Radar sistemlerinden görebiliyoruz. Eğer bu ayrıksı bir unsurun kendi kendine yaptığı iş ve yaklaşımsa Türkiye milli güvenliği açısından en hassas ülkelerden biridir.
Türkiye hiç kimsenin provokasyonuna gelmez.
ÖZGÜR ÖZEL'E TEPKİ
Silgisi kaleminden önce biten tek siyasetçi.
