MHP lideri Devlet Bahçeli'den MEB'e tebrik 168 kafaya tepki: Ramazan genelgesinin neresi yanlış!
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda konuşuyor. Milli Eğitim Bakanlığı'nı Ramazan Genelgesi vesilesiyle tebrik eden Bahçeli bunu hedef alan 168 isme tepki gösterdi. "Çürük aydınlar" çıkışı yapan Bahçeli "Ramazan genelgesinin neresi yanlış. Allah'a iman gericilikse biz de gericiyiz. Haddinizi bilin!" dedi. Bahçeli son dönemde sosyal medyayı sallayan "Kabe'de hacılar hu der Allah" ilahisini seslendiren gençleri de tebrik etti.

Hızlı Özet Göster
- MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı'nda Milli Eğitim Bakanlığı'nı Ramazan Genelgesi nedeniyle tebrik etti ve CHP ile 'laikliği savunuyoruz' bildirisini imzalayanlara tepki gösterdi.
- Bahçeli, terörsüz Türkiye için hukuki adımların atılacağı bir sürece girildiğini belirterek, KCK'nın derhal feshedilmesi gerektiğini söyledi.
- MHP lideri, futbolda bahis ve şike soruşturmasına destek verdiğini belirtti.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda konuştu.
Milli Eğitim Bakanlığı'nı Ramazan Genelgesi vesilesiyle tebrik eden Bahçeli bu genelgeye karşı çıkan CHP'ye ve "laikliği savunuyoruz" isimli bildiri yayınlayan 168 isme tepki gösterdi.
Terörsüz Türkiye için hukuki adımların atılacağı sürece girildiğini belirten Bahçeli, "KCK'nın feshi derhal sağlanmalı" dedi. Bahçeli bahis operasyonlarına da tam destek verdi.
Bahçeli, MHP TBMM Grup Toplantısı'nda, ramazanın dayanışma ve yardımlaşma duygusunun şahikası, milli ve manevi değerlerin şah damarı olduğunu söyledi.
Ramazanın "mübarek adabını, muazzam ahlakını, muazzez manasını" yeni yetişen nesillere öğretmenin, herkesin münhasır görevi olması gerektiğini belirten Bahçeli, her dönemde bundan rahatsızlık duyan "köksüzlerin" olduğunu ve olacağını ifade etti.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'na katıldı (Fotoğraflar Anadolu Ajansı'ndan alınmıştır)
Devlet Bahçeli, "Fakat bir türlü anlamadığımız, anlayamadığımız açmaz da esasen şudur: Manevi erimenin ve ahlaki erozyonun küresel salgın halini aldığı, her cepheden tehditler savurduğu bugünkü dünyanın alaca karanlık tablosunda çocuklarımızı düşünmeyelim mi? Onları Müslüman Türk milletinin haslet ve hususiyetleriyle teçhiz etmeyelim mi? Geleceğimiz için kaygılanmayalım mı? Ne yapsaydık? Akışa mı bıraksaydık? Üç maymunu mu oynasaydık? 'Ölen öldü, kaybolan kayboldu, tükenen tükendi, elden ne gelir, kalanlar bizim' mi deseydik?"değerlendirmesinde bulundu.
Milli Eğitim Bakanlığının 12 Şubat 2026'da Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında ramazan ayı etkinlikleri konulu bir genelge yayımladığını hatırlatan Bahçeli, bu şekilde yerinde ve kıvamında bir adımla doğrusunun yapıldığını kaydetti. Bu durumu takdir ve tebrik ettiklerini söyleyen Bahçeli, "Yine bugünlerde dağa taşa Allah dedirten, her yaş grubunda göz kamaştıran bir akıma dönüşen 'Kabe'de hacılar hu der Allah' isimli ilahiyi ve bu ilahiyi seslendiren kardeşimizi de gönülden alkışlıyoruz."diye konuştu.

Bakanlığın genelgesinde özetle Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 2. maddesine atıfla Türk milli eğitiminin genel amacının milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerleri benimseyen, koruyan ve geliştiren, bu değerleri davranış haline getirmiş bireyler yetiştirmek olduğunun kaydedildiğini aktaran Bahçeli, "Türk milletinin sağduyu ve vicdan sahibi hangi mensubu bu gerçekleri inkar veya ihmal edebilecektir?"sorusunu yöneltti.
MHP lideri Bahçeli, İlköğretim ve Eğitim Kanunu'nun 1. maddesinin açık olduğuna işaret ederek, ilköğretimin öğrencilerin bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişimlerine hizmet eden temel bir eğitim süreci olduğunu belirtti.
"BU GENELGENİN NERESİ YANLIŞTIR?"
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin insanı ruh ve beden bütünlüğü içinde ele alan, bilgiyi ahlaki sorumlulukla bütünleştiren bütüncül bir eğitim sistemine dayandığını ifade eden Bahçeli, genelgede yer aldığı üzere, bu modelin merkezinde, erdem, değer, eylem çerçevesi, değerlerin öğrenciler tarafından içselleştirilerek günlük yaşamlarında davranışa dönüşmesinin esas olduğunu söyledi. Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ramazan ayı boyunca, öğrencilerimizin paylaşma bilincini geliştirmeye, ihtiyaç sahiplerine yardım etme konusunda farkındalık kazandırmaya, dayanışma duygularını güçlendirmeye yönelik eğitsel, sosyal etkinliklerin planlanarak uygulanmasının önemi, anılan genelgede ifade bulmuş ve talimat mahiyetiyle de ilan edilmiştir. Bu genelgenin neresi yanlıştır? Elinizi vicdanınıza götürüp düşününüz, Türkiye'nin 'Talibanlaştığına' dair en ufak bir emare, en küçük bir delil göreniniz var mıdır? Ramazan ayı etkinliklerine 'Talibanlaşma' ve 'gericilik' diye yaygara koparanlar, hakiki manada yobaz değiller midir? Merhum Cemil Meriç'in ifadesiyle söylersek, yeni yobazlık, kendimize ait mukaddese kulaklarımızı tıkayış ve kendimizden kaçış olarak tanımlanmayacak mıdır? 'Maarifin Kalbinde Ramazan' şenliklerinin neresinde sakınca vardır?
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve İslam karşıtlığında birleşen yönetici taifesi hele bir anlatsın da duyalım, öğrenelim. Din düşmanı olmayıp, yalnızca İslam düşmanlığında mevziiye giren, bu nedenle ruhunu iblisin emanetine veren çürük aydınlar ne istediklerini açık yüreklilikle hele bir söylesinler. Kültürel mirasımızı güçlendiren, paylaşma ve birlikte olma bilincini teşvik eden samimi faaliyetlerin neresinde pürüz, neresinde laiklikle çelişen bir çarpıklık söz konusudur? Yabancı ülkelerde her pazar kiliseye giden çocukları mesele yapmayıp da ramazan ayının mehabetini ve muhabbetini aşılayan ahlaki ve manevi sorumluluğu tartışmaya açmaya cüret eden sütü, hamuru lekeli güruha nasıl sessiz kalalım? Nasıl hiçbir şey olmamış gibi tepkisiz duralım? Yahu bunlarda hiç mi utanma duygusu kalmadı? Be hey kifayetsiz muhterisler, Allah var."

"ALAYINIZ KARANLIKSINIZ, ALAYINIZ KARANLIKTASINIZ, HABERİNİZ YOK"
"Laikliği Birlikte Savunuyoruz" başlıklı bildiriyi hatırlatan Bahçeli,"Sözde uzman ve akademisyenlerden mürekkep 168 kişi bir araya gelerek 'Laikliği Birlikte Savunuyoruz' başlığıyla imzaladıkları bir bildiriyi kamuoyuyla paylaşmışlar. Bana sorarsanız bu 168 kişiyi yana yana, üst üste koyup toplasanız bir insan bile etmezler, edemezler. Diyorlar ki, laikliği savunmak suç değildir. Diyorlar ki, şeriatçı dayatmaları reddediyoruz. Diyorlar ki, karanlığa teslim olmayacağız. Alayınız karanlıksınız, alayınız karanlıktasınız haberiniz yok."dedi.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, Milli Eğitim Bakanlığının genelgesinden dolayı, "Türkiye'de gerici-şeriatçı bir kuşatma olduğu" söylemlerinin dilegetirildiğini belirterek, "Allah'a iman etmek gericilikse, biz de bal gibi, buz gibi gericiyiz. Çocuklarımıza ramazan ayının muteber ahlak ve manasını aktarmak gericilik olarak değerlendiriliyorsa, biz de buna sonuna kadar ortağız." diye konuştu.
Cemil Meriç'in "Haluk cins isimdir, tarihten kaçanların ismi" sözlerini anımsatan Bahçeli, Haluk'un dramının, kimliğini bulamamış sözde aydınların dramı, ortak özelliği olduğuna dikkati çekti. Bahçeli, şunları kaydetti:
"Hepsini toplasanız bir insan etmeyecek 168 kişi, Haluk'un bugünkü karanlık yüzüdür. Milli Eğitim Bakanımızı ve Bakanlık personelini kutluyorum. Milli Eğitim Bakanlığının 12 Şubat 2026 tarihinde yayımladığı, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında 'ramazan ayı etkinlikleri' konulu genelgeyi sonuna kadar destekliyorum. Her biri bugünün Haluk'u olan 168 imzacıyı da ademe mahkum ediyorum. Müslüman Türk milletinin hassasiyetleriyle oynamayın. Ramazan ayımızı sulandırmaya, sorgulamaya, karalamaya sakın kalkışmayın. Haddinizi bilin, hududunuzu bilin, ayranımızı kabartmayın, tepemizin tasını attırmayın."
"BUNDAN GERİYE DÖNÜŞ YOKTUR"
Türkiye Cumhuriyeti'nin, başkent Ankara'dan yönetilen 'üniter devlet', Türk milleti gerçeği üzerine inşa edilen 'milli devlet' ile 'laik devlet' yapısına dayandığını belirten Bahçeli, bu yapının Cumhuriyet'in kurucu kahramanları ve kadroları tarafından çağın ve ötesinin dikkate alındığı mükemmel bir vizyonla belirlendiğini vurguladı.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
"Bir devlet çatısı altında beraberce yaşayabilmemizin asgari kuralları 29 Ekim 1923 tarihinde konulmuştur. Başkentimizin Ankara, dilimizin Türkçe, bayrağımızın ay yıldızlı al bayrak, milli marşımızın İstiklal Marşı olduğu belirlenmiş ve Anayasamız tarafından da güvence altına alınmıştır. Bundan geriye dönüş yoktur. Taviz, tavsama, tereddüt veya tenakuz söz konusu değildir. Cumhuriyet'in 103 yıllık tarihi, bu ilkeleri benimsemekte zorlanan, reddeden ya da değiştirilmesine çabalayan bedhahların zaman zaman beyhude kalkışmalarına, çıkışlarına şahit olmuştur. Bu girişimler her defasında büyük Türk milleti tarafından lanetlenmiş, bu hezeyan sahipleri hak ettikleri karşılığı da görmüşlerdir."

TERÖRSÜZ TÜRKİYE MESAJI
Devletimiz Türkiye Cumhuriyeti'dir. Terörsüz Türkiye hedefiyle devlet ve millet kudreti teyit edilmiştir. Yeni yüzyılın rotası belirlenmiştir. Meclis inisiyatif almış, siyasi partilerin çoğu meseleye olumlu yaklaşmıştır.
Raporda kaydedildiği üzere örgütün tüm unsurlarıyla feshi, silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda ortaya çıkan anlayış birliği çok değerlidir. Toplumsal bütünleşmenin güç kazanması maksadıyla silah bırakmayla birlikte işleyen süreci ve sonrasını yönetecek müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye vurgu yapılması ayrıca önemlidir. Af ve cezasızlık algısına prim vermeden ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin çerçevesi çizilmelidir. Türk'ün itibarı Kürt'ün itibarıdır. Kürt'ün iffeti Türk'ün iffetidir. Türk'ün onuru Kürt'ün onurudur. Bunların mevcudu da büyük Türk milletinin şanı, şerefi ve haysiyetidir.
Değerli arkadaşlarım, etrafımıza baktığımızda ve dünyanın içine gömüldüğü kaos ve kriz anaforuna göz attığımızda terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefinin ne kadar büyük bir boşluğu dolduracağı ortadadır. Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'a saldıracağı tarih hususunda deyim yerindeyse bahisler oynanmaktadır. Bölgemiz tarihî bir sınamadan geçmektedir. ABD'nin olağanüstü askerî yığınağı tehlikenin cesameti hakkında fikir vermektedir. Daha vurucu yeni nesil savaş senaryoları bölgesel dinamikleri, küresel ekonomi ve siyaset dengelerini olumsuz yönde etkileyecektir. Tehdit yakın ve sıcaktır. ABD'nin İran'a saldırması coğrafyaların ayarını bozacak ve tahminlerin ötesinde yaygın bir savaş döneminin kapısını aralayacaktır. Bir yanda ABD, diğer yanda İran müzakerelerin sürdüğünü iddia etse de Cenevre'de kurulan masa faal olsa da Arap arabulucular devrede bulunsa da İran, Rusya ve Çin Hürmüz Boğazı ile Umman Denizi ve Hint Okyanusu'nda ortak askerî tatbikat gerçekleştirmektedir. Aynı anda Gazze'nin yeniden imarı için Washington'da barış toplantıları yapılırken eş zamanlı şekilde İran'a karşı savaş hazırlıkları konuşulmaktadır. İsrail yönetiminin dizginlenmesi hususunda ön alması gereken Trump'ın siyonist lobinin etkisiyle İran'a meydan okuması anlaşılır değildir. ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin teolojik ve ideolojik saplantılarla vaat edilmiş topraklar söylemini gündeme getirmesi, sınır aşan potansiyel hedeflerin dillendirilmesi ve bölge devletlerinin egemenlik haklarının tartışmaya açılması siyonist yayılmacılığın nasıl bir tehdit oluşturduğunu göstermektedir.
Şimdi tekrar terörsüz Türkiye hedefine dönelim. Dışımız kaynarken içimizi kaynaştırmalıyız. Dışımızda yangın varken içimizde birbirimize daha sıkı sarılmalıyız. Terörsüz Türkiye hedefinin icrasında 27 Şubat 2025 tarihli açıklamayla PKK'nın yaptığı çağrının önemli bir dahli vardır. Bu çağrı aynı şekilde KCK'yı da bağlamaktadır. Örgütün üst yapılanmasının feshi derhal sağlanmalıdır.
Madem 27 Şubat çağrısı barışçıl arayışları destekleyen ve teşvik eden demokratik bir eşiktir, o hâlde bundan sonrası için planlanan atılımların ve yapılacak düzenlemelerin gerçekleşmesi adına PKK'nın kurucu önderliğinin statü sorunu nasıl ele alınacaktır? Eğer böylesi bir sorun varsa ki bize göre vardır, bunun çözümü nasıl olacaktır? Terörsüz Türkiye'ye hizmet eden İmralı'nın statüsü açıklığa nasıl kavuşturulacaktır? Samimiyetle bu tartışma yapılarak makul akla ve vicdana müzahir bir sonuca kısa sürede ulaşılmalıdır.
Diğer taraftan kayyum meselesi herhangi bir kaygı ve çekinceye kapılmadan demokrasi sınırları dâhilinde tekrar değerlendirilmelidir. İki Ahmet'in makamlarına oturması da sağlanmalıdır. Biz yeryüzüne Ankara'dan bakmak zorundayız. Başka başkentlerin veya merkezlerin tesirinde kalarak yapacağımız yorum ve yaklaşımları savunmak düşürülmek istenen küresel tuzaklar için bahane yaratacaktır. Ankara'nın ve Türkiye'nin güvenliği en yüksek hassasiyetimizdir. Siyasi tasavvurlarımızın temeli de bu hassasiyete bağlıdır. Türkiye mevcut ağırlığıyla bölgesindeki mazlumlar ve hakkı yenmiş insanlar için güven kaynağı ve ihtiyaç hâlinde barınacakları en emin sığınaktır. Türkiye'nin varlığı onların da umudu demektir. Kerkük'ün, Gazze'nin, Halep'in, Şam'ın, Bağdat'ın, Urumçi'nin, Tebriz'in, Arakan'ın hissettiklerini en derinden duymalıyız. En samimi şekilde onların esenliğine dua ederken acılarını ve ülkülerini paylaşırken millî dokumuzu ve millî birliğimizi yaralayacak her ihtimali kaynağında engellemeliyiz. Çağları aşmış büyük bir milletin vizyonuna sahip olarak yol ve yöntem göstermeliyiz. Yanlışları söylemeliyiz. Doğruları desteklemeliyiz. Süreçlere müdahil olmalıyız. Her şeyden önce Türkiye düşüncesinde el ele vermeliyiz. Bin yılda kurulan kutlu mimariyi tahrip ve tasfiye ettiremeyiz. Dili tutulmuş duyguların elbet bir gün haklıyı ortaya çıkaracağını bilmeliyiz. Tarihin sabır, akıl, şuur ve inançla yoğrulduğunu bugün Orta Asya'da vücut bulmuş Türk devletlerinin geçmişine bakarak idrak etmeliyiz. Hamasi söylem ile realitenin bağını koparmadan etrafımıza bakmalıyız.
BAHİS OPERASYONLARINA DESTEK
Sözlerime son verirken, futbolda bahis ve şike soruşturmasının ne kadar önemli olduğunu belirtmek isterim. Mağduriyet yaşayan kulüplerimizin hakkı gözetilmelidir.Türk Futbol Federasyonu'nun başkanı çok sağlıklı bir adım atmıştır, cesurdur, delikanlıdır, yoluna devam etmelidir.

