Takvim

Bugünkü
Takvim
  • Güncel
  • 22.03.2013 Gazete
ABONE OL

Cuntaya beraat

aleyhine ifade veren , büyük bir şok yaşadı. Dr. Gürsoy onu hasta ilan etti. Bunun üzerine cunta cezadan kurtuldu

Cuntaya beraat
, 1972'de açılan Cemal Madanoğlu davasında tanıklık yapmak için MİT'in kendisini geçici olarak İstanbul'da görevlendirdiğini belirterek o günleri şöyle anlattı: "Mahkemede bana 'Falan tarihteki toplantıda neler konuşuldu?' diye soruluyor, ben 'Şu anda bu tarihteki toplantıyı ayrıntılarıyla hatırlamıyorum' cevabını veriyordum. Mahkeme, MİT'e verdiğim raporu okutuyordu. Bunları kabul ettiğimi ifade ediyordum. Yargılama esnasında sürpriz bir tanık çıktı. Doktor , mahkemedeki ifadesinde benim ruhsal bunalım geçirdiğimi ve beni tedavi ettiğini, bu yüzden tanıklığımın tıbben geçerli olamayacağını söyledi. Olay şuydu: Üniversitede sol çevre içinde bu kişi ile tanışmıştık. Kendisine bir süre önce rahatsızlık geçirdiğimi, zaman zaman aşırı ter ve halsizlikle birlikte zihnimde ve hafızamda karışıklıklar hissettiğimi söyledim. Bana randevu verdi ve sara hastalığından şüphelendiğini, bu konuda tetkik yapacağını söyledi. Kendisine yıllarca askeri okullarda okuduğumu, defalarca muayene olduğumu, hatta Türkiye'de ilk jet pilotları için yapılan muayenelerde sağlam bulunduğumu söyledim. Buna rağmen tetkik yaptı, şüphesini doğrulayacak bir şey bulamadı. Hiçbir öneride bulunmadı, ilaç yazmadı ve bir daha hiç karşılaşmadık.

ŞEKER HASTASIYDIM
Bu olaydan bir süre sonra adlı doktora aynı şeyleri anlattım. Onun bulgusu bende 'Hipoglisemi' olduğu yönündeydi. Yani kanımdaki şeker, aşırı insülin salgısı nedeniyle düşüyor ve yeterli beslenmeyen beyin bir süre için görevini tam yapmıyordu. Çaresi basitti. Birkaç kesme şeker ağzıma atarsam, mesele kalmazdı. Daha sonraki yıllarda bir laboratuarda kan şekerimi ölçtürdüm. Alt sınır 80 iken, bende 55'ti... Dr. Gençay Gürsoy, herhangi bir teşhis koyamadığı, bir kişi hakkında tanıklık yapıyordu. Sonuçta sanıklar beraat etti. Hukuken böyle bir darbe teşebbüsü olmamıştı. Kararda tanıklığımın geçersizliğine, Anayasa Mahkemesi'nin bu konudaki kararına atıfta bulunularak işaret ediliyordu."

MİT'TE İSTENMEYEN ADAM OLDUM
Mahir Kaynak, şahitliği nedeniyle artık deşifre edilmiş bir ajandır. 12 Mart'ın ardından yine başbakandır. MİT'in üst yönetimi değişmiştir. Mahir Kaynak kızağa çekilmiştir. Kaynak o günleri şöyle anlattı: "Ben en tepedekinden en alttakine kadar hiç bir AP'liye bir şey ifade etmedim. Tek tepkileri bir MİT'çiden uzak durma refleksleri oldu. Süleyman Demirel'in bana karşı tavrı ve ilgisi iki cümlesi ile ifade edilebilir. Varlığımdan haberdar olduktan 13, kamuoyuna çıkışımdan 9 yıl sonra Prof. Memduh Yaşa'ya sorunlarım olduğundan söz etmiştim. Demirel'e aktarmış, "Acele etmesin!" cevabını almış. Teşkilat'ta çalıştığım sürece AP iktidarları benim için sıkıntılı dönemler oldu. İlk defa Süleyman Demirel'in Başbakan'lığında, tam kızağa çekilerek AR-GE'de görevlendirildim. Kısa bir süre sonra Personel Daire Başkanı Nuri Gündeş, beni çağırdı ve bir yazıyı okumamı istedi. Yazı Başbakanlık'a hitaben yazılmıştı. "Beni, övüyordu ve mesleğimle ilgili yerde, iktisatçı olarak çalıştırılmamın doğru olacağının düşünüldüğü, teşkilat dışında bir göreve atanmanın gerektiği" yazılıyordu. Bu işlem gerçekleşinceye kadar görevimden alınıyor ve AR-GE'ye, yani kızak yerine atanıyordum. Çok kızdım ve derhal bir dilekçe verdim. Teşkilatın dışında her yerde ve herhangi bir kademede çalışmak istediğimi söyledim. 'Siz beni istemiyorsanız ben de sizi istemiyorum' dedim. Teşkilat'ın yazısını Süleyman Demirel cevapsız bıraktı ve bir süre sonra eski görevime iade edildim."

DEMİREL'E KIZGIN
Mahir Kaynak, kendisine yapılan haksızlıklar karşısında sessiz kalmadı ve isyan bayrağını açtı. Kaynak o günleri de şöyle anlatıyor: "Yıllar süren sabrım tükenmiş, isyan bayrağını açmıştım. Her yerde, uluorta ağzıma geleni söylüyordum. 'Ben elinizde esirim, ama düşman eri değilim. Ben bir generalim ve esir generali muamelesi isterim. Ya da Madanoğlu'nun MİT Müsteşarlığı'nı sizinkine tercih ederim' diyordum.
Köprüler atılmıştı, sindikçe üzerime gelenlerle sonucu ne olursa olsun kavga edecektim.

BENDEN ÇEKİNDİLER
Bursa'da yeni bir İktisat Fakültesi kuruluyordu. Oraya başvurdum. Sağcı öğretim üyeleri red oyları gibi muamele gören çekimser oy kullanmayı tercih ettiler. Beş değerli dost oyu çıkmıştı sadece. Bir derneğinin, 'MİT mensuplarının üniversiteye girmesinin bilime darbe olacağı' şeklindeki bildirileri gazeteleri dolduruyordu. Gene yenilmiştim ama tavrımı değiştirmedim. Ekonomik Daire Başkanlığı'nda taştan bir heykel gibi oturuyordum. Burada kalamazdım.
İstenmiyordum, gidebileceğim bir yer de yoktu. Siyasi iktidar, yani Süleyman Demirel, adeta Mahir Kaynak adında bir adam yokmuş gibi davranıyordu.
Geçimimi sağlayacak bir kapıyı kimse açmıyordu. Bülent Ecevit Başkanlığındaki hükümet işe başlar başlamaz, Başbakan'ın emri ile hakkımda bir tahkikat başlatıldı. Birkaç konuda bilgime başvuruldu. Görevime devam ettim. Bu sırada müsteşarlığa rahmetli Adnan Ersöz atanmıştı. Çok iyi vasıflara sahip dürüst bir insandı. Bir süre sonra Başbakan Bülent Ecevit'in imzaladığı bir kararla daire başkanlığına asaleten atandım. Ama Ecevit, bu kararname yüzünden eleştirildi. Sonra da emekliliğe zorlandım. Ben de emekli olacağımı belirttim. Ama zaten kıt kanaat geçinirken, dışarıda iş bulmadan emekliye ayrılamadım. Sözümü bir yıl gecikmeli olarak tuttum..."

YARIN: CIA'YA ÇALIŞAN MİT AJANI