
Aşık Veysel Şatıroğlu 1894 sonbaharında Sivas'ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Anadolu'nun sert rüzgârlarıyla büyüyen bu çocuk daha yolun en başında hayatın ağırlığını omuzlarında hissetti. Yoksulluk, kayıplar ve yalnızlık onun kaderine erken yazılmıştı. Ama o tıpkı türküsünde geçen sözler gibi ("Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece") hayatı bir yolculuk olarak görüyordu.

Küçük yaşta kız kardeşlerini kaybetti
Henüz küçük yaşta iki kardeşini kaybeden Veysel, ardından çiçek hastalığı yüzünden bir gözünü yitirdi. Talihsizlik bununla da kalmadı; bir kaza sonucu diğer gözünü de kaybetti ve dünyası karanlığa gömüldü.Ama o karanlık, içinde başka bir ışık yaktı. İnsanları görmeden anlamayı, doğayı gözle değil kalple okumayı öğrendi.

Sazla dünyası aydınlandı
Babası onun içindeki kıvılcımı fark etti ve ona bir bağlama yaptırdı. Veysel'in dünyası artık seslerle şekilleniyordu. Köyüne gelen aşıkların dizeleriyle büyüdü; Yunus Emre, Karacaoğlan ve Pir Sultan Abdal gibi ustaların izinden yürüdü. Sazının tellerinde hayatın acısı da vardı umudu da.

Acılarla yoğrulan bir hayata tanıklık etti
Genç yaşta evlendi, ama mutluluğu kısa sürdü. Çocuklarını kaybetti, eşi onu terk etti ardından anne ve babasını da toprağa verdi. Her kayıp, yüreğinde yeni bir türküye dönüştü. Hayat onu defalarca sınadı o ise her defasında sazına sarıldı.

Anadolu yollarında bir ozan
1930'lu yıllarda Ahmet Kutsi Tecer ile tanışması hayatını değiştirdi. Sivas Halk Şairleri Bayramı'nda parladı ve adı duyulmaya başladı.Elinde sazıyla köy köy dolaştı insanlara hem kendini hem de Anadolu'yu anlattı.



