İstanbul'daki Aya İrini mahzeninden çıktıktan sonra çeşitli koleksiyonerlerin eline geçerek 1935 yılında Metropolitan Sanat Müzesi'ne bağışlanan ve Osman Gazi'ye ait olduğu öne sürülen tarihi miğfer, yeniden gündeme geldi. Aynı müzede Murad Hüdavendigar ve Orhan Gazi'ye ait başka miğferlerin de bulunduğunu belirten araştırmacı yazar Hakan Yılmaz, daha önce Katar ve Paris'te izine ulaştığı diğer hanedan miraslarıyla birlikte bu paha biçilemez eserin de Türkiye'ye getirilmesi için yetkililere çağrıda bulundu.
OSMAN GAZİ'YE AİT OLDUĞU İDDİA EDİLEN MİĞFER NEW YORK'TA BULUNDU
Gazeteci İbrahim Öge'nin sorularını yanıtlayan Hakan Yılmaz, Metropolitan Sanat Müzesi envanterinde yer alan çelik miğferin Osman Gazi'ye ait olduğunu iddia etti. Yılmaz, miğfer üzerinde Osman Gazi adına düzenlenmiş bir tuğra ile Kayı boyuna ait olduğu belirtilen damganın bulunduğunu öne sürdü.
Araştırmacı yazar, eserin Osman Gazi'nin siyasi konumu ve kökenine ilişkin uzun süredir devam eden tartışmalara açıklık getirebileceğini savunarak şu ifadeleri kullandı:
"Bu miğfer Osman Bey'in bir 'Sultan' olduğunu, bağımsız bir devlet kurduğunu doğrulamakla kalmıyor, onun uzun zamandır tartışılan etnik kökeni ve kavmi statüsü ile ilgili tartışmalara da artık son noktayı koyuyor."
KİTABELERDE YER ALAN UNVANLAR DİKKAT ÇEKTİ
Hakan Yılmaz'ın iddiasına göre miğfer üzerindeki gümüş kakmalı Arapça kitabede Osman Gazi için "Sultanü'l-a'zam" ve "Hanü'l-mu'azzam" unvanları kullanılıyor. Yılmaz, miğferin arka bölümünde bulunan madalyonda ise "Nasırü'd-din 'OsmanSultan" ifadesinin yer aldığını ileri sürdü.
Araştırmacı yazar, söz konusu unvanların Osman Gazi'nin bağımsız bir hükümdar olmadığı yönündeki görüşlerle çeliştiğini iddia etti.
MİĞFERİN KOLEKSİYON YOLCULUĞU
Yılmaz, Osmanlı'nın erken dönemine ait askerî teçhizatın yüzyıllar boyunca farklı depolarda muhafaza edildiğini belirterek, bu eserlerin zaman içerisinde çeşitli koleksiyoncuların eline geçtiğini öne sürdü.
Konuyla ilgili değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
"Bilindiği üzere eski tarihi arşiv evrakı daha önce Ayasofya'nın depo ve müştemilatının içinde, kadim askeri eşyalar, silahlar ve zırhlar ise cebehane olarak kullanılan Aya İrini mahzeninde saklanıyordu. İstanbul'un fethinden sonra başlayan bu usul, II. Mahmud'un ölümüne kadar dört yüz yıla yakın bir süre devam etti.
Osman Gazi'nin ve sonraki iki padişahın Avrupa müzelerinde ya da özel koleksiyonerlerin elinde olduğunu gördüğüm miğferleri ve zırh takımları da satıldıktan ya da elde edildikten sonra, birkaç kuşak boyunca bir koleksiyonerden başka bir koleksiyonerin eline geçti.
Son kertede bunların bir kısmı müzelere aktarılmış, bir kısmı da meşhur birkaç koleksiyonerin elinde kalmıştı. En son George Cameron Stone'un koleksiyonuna dahil olan Osman Gazi'nin miğferi de nihayet 1935'te ölümünden sonra, vasiyeti üzerine varisleri tarafından Metropolitan Art Museum'a bağışlandı."