Timur Melik'in gönderdiği haberci vasıtasıyla orduların son durumundan haberdar olan Celaleddin; iç savaşın önüne geçebilmek için Türkan Hatun'un kampına gitti, babaannesinin ve yanında saf tutanların karşısına dikilerek meydan okudu.
Celaleddin'in gelişi Türkan Hatun'un kampında büyük şaşkınlığa sebep oldu. Celaleddin atından inip "Ben Celaleddin Mengüberdi'yim. Bu kılıcı hepiniz hatırlıyorsunuz. Üzerinde kafirlerin gözyaşı ve Müslümanların duaları var. Ben bu kılıcı Cengiz Han'a saklıyorum. Siz bununla babamı öldürmemi istiyorsunuz. Ben bu kılıçla cihanı fethedeceğim. Siz bununla büyük validemle savaşmamı bekliyorsunuz. Allah'a yemin olsun ki buraya barış için geldim" dedi ve kılıcını toprağa sapladı.
Celaleddin ardından Türkan Hatun'a seslenerek "Ey Türklerin melikesi. Türk sultanlarının hikayelerini bana sen öğretmedin mi? Oğuz Kağan'ın evlatları birbirine düştüğü için cihanın dört bir yanı zulümle kıvranıyor demedin mi? Şimdi bu öfken kime? Bütün bu hazırlık niye?" diye sordu.
Türkan Hatun ise "Bütün bunları kim söylüyor? Sandığımdan elbisemi çıkarıp ok attıran, sadık erlerimin boynunu zincire vuran adam mı söylüyor? Sandığımın içinden çıkan ihaneti koynuna almaya çalışan adam mı söylüyor bunu?" diye yanıt verdi.
Celaleddin "Bana kırıldınız mı? Benden intikam mı almak istiyorsunuz? İşte burdayım, oklarınızı göğsüme fırlatın" deyince Türkan Hatun askerler arasında Celaleddin'e ok atacak kimse olup olmadığını sordu.