Sinema ve müzik dünyası, yapay zekanın hızla gelişmesiyle birlikte köklü bir dönüşümün eşiğine geldi. Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi'nin aldığı yeni kararla birlikte, yapay zeka tarafından oluşturulan oyuncular ve senaryolar Oscar adaylığı dışında bırakıldı. Ancak tartışma yalnızca sinemayla sınırlı kalmadı müzikte de yapay zekanın farklı sanatçıların ses özelliklerini bir araya getirerek "hibrit vokaller" üretmesi, telif ve etik sorunları gündeme taşıdı.
ŞARKIYI KİM SÖYLÜYOR
Müzik dünyası sessiz ama çok derin bir kırılmanın eşiğinde. Artık stüdyoya girmeden, mikrofon başına geçmeden, hatta bir sanatçıya ihtiyaç duymadan "şarkı" üretmek mümkün. Ama asıl soru şu: Bu şarkıyı gerçekten kim söylüyor? Türkiye'de yapay zeka ile üretilen vokallerin çalışma mantığı, çoğu dinleyicinin farkında olmadığı bir gerçeği barındırıyor.
Sistemler, tek bir ses yaratmıyor. Aksine, yıllardır hafızamıza kazınmış onlarca sanatçının vokal karakterini parçalayarak yeniden bir araya getiriyor. Bir kadın vokal oluşturulurken örneğin Ebru Gündeş'in o güçlü diyaframı, Yıldız Tilbe'nin kırılgan ve özgün yorumu, başka bir sanatçının tizleri, bir diğerinin vibratosu sisteme "veri" olarak giriyor. Ortaya çıkan sonuç ise tek bir kişiye ait olmayan ama herkesten bir parça taşıyan hibrit bir ses.
HER ŞEYİ TEK POTADA ERTİYOR
Erkek vokallerde de tablo farklı değil. Arabesk bir şarkı üretmek istediğinizde yapay zeka; Müslüm Gürses'in içtenliği, Azer Bülbül'in pes derinliği ve İbrahim Tatlıses'in o tartışılmaz vokal gücünü bir potada eritiyor. Dinleyici ise ortaya çıkan bu sesi "ne kadar güçlü, ne kadar renkli" diye yorumluyor.
Oysa duyduğu şey, tek bir sanatçının yeteneği değil; birçok sanatçının parçalanmış mirası. İşin etik boyutu tam da burada başlıyor. Bu sesler izin alınarak mı kullanılıyor? Sanatçılar, yıllarını vererek oluşturdukları vokal kimliklerinin bir algoritma tarafından "kopyalanmasına" ne kadar razı? Ve en önemlisi: Dinlediğimiz şey gerçekten sanat mı, yoksa kusursuz bir taklit mi?