Türkiye PISA 2025: Öğrencilerin yüzde 52'si yapay zekayı kullanıyor
OECD’nin PISA 2025 raporunda Türkiye, 3 ana alanda birden ivme yakalayarak okuma ve fen bilimlerinde dikkat çeken bir sıçrama gerçekleştirdi. Takvim.com.tr uzmanlara sordu: Başarının sırrı ne? Kriz dönemlerindeki eğitim direncinin, beceri odaklı müfredatın ve yapay zekâ kullanımındaki 'öğrendim illüzyonu' tehlikesinin tüm detayları...
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından yürütülen Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı'nın (PISA) 2025 sonuçları açıklandı. Türkiye, matematik, fen bilimleri ve okuma alanlarının üçünde de 2022'ye göre puanını artırdı.
Türkiye'nin fen puanı 18, okuma puanı 16, matematik puanı ise 8 puan yükseldi. Türkiye'de öğrencilerin yapay zekâ kullanımının da OECD ortalamasının üzerinde olması, eğitimdeki dönüşümün bir başka boyutunu ortaya koydu.
PISA 2025'te Türkiye'nin matematik puanı 462, okuma puanı 472, fen bilimleri puanı ise 494 olarak kaydedildi. Okuma puanında Türkiye OECD ortalamasının üzerinde yer alırken, matematikte Türkiye'nin puanı OECD ortalamasına oldukça yakın gerçekleşti.
Sonuçlar, pandemi ve 6 Şubat depremlerinin ardından eğitim sisteminin toparlanma kapasitesini de yeniden gündeme getirdi. Uzmanlara göre Türkiye'nin PISA'daki yükselişi yalnızca sınav başarısı üzerinden değil, kriz dönemlerinde eğitimin devamlılığı, beceri temelli eğitim ve öğrencilerin değişen teknoloji ortamında nasıl öğrenmeye devam edeceği üzerinden okunmalı.
Takvim.com.tr,Türk öğrencilerinin yapay zekâ kullanımında OECD ortalamasını aştığı PISA 2025 verilerini, uzman görüşleriyle analiz etti.
SODİMER Başkanı ve TAGEV Eğitim Direktörü Prof. Dr. Levent Eraslan.
KRİZ DÖNEMLERİNDE EĞİTİM NEDEN ÖNEMLİ?
Sosyal Medya ve Dijital Güvenlik Eğitim Araştırma Merkezi (SODİMER) Başkanı Prof. Dr. Levent Eraslan, Türkiye'nin üç alanda birden gelişim göstermesinin pandemi ve deprem süreci dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
"Pandeminin ardından dünyanın birçok ülkesinde ciddi öğrenme kayıpları yaşandı. Türkiye ise bunun üzerine 6 Şubat depremlerinin ağır toplumsal, ekonomik ve psikolojik yükünü de yaşadı. Böyle bir dönemin ardından öğrencilerimizin matematik, fen ve okuma alanlarının üçünde de gelişim göstermesi önemli bir sonuçtur" diyen Eraslan, bu tablonun Türk öğrencilerinin krizler karşısındaki öğrenme kapasitesini ve dayanıklılığını gösterdiğini belirtti.
Eraslan, başarının yalnızca öğrencinin bireysel çabasına bağlanamayacağını belirterek öğretmenin gayreti, ailenin desteği, okulun koruyucu rolü ve devletin eğitim hizmetlerini sürdürme kapasitesinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Özellikle deprem sonrasında eğitim ortamlarının yeniden oluşturulması, öğrencilerin psikososyal olarak desteklenmesi ve eğitimden kopmalarının önlenmesinin önemine dikkati çeken Eraslan, okulun kriz dönemlerinde yalnızca ders yapılan bir yer olmadığını vurguladı.
Bu durumu "kriz karşısında direnç" olarak tanımlayan Eraslan, "Kriz dönemlerinde okul sadece ders yapılan bir yer değildir. Çocuk için aynı zamanda güven, düzen ve aidiyet alanıdır" dedi.
Türkiye Aydın Gençler Eğitim Vakfı (SODİMER) Başkanı Prof. Dr. Levent Eraslan da PISA sonuçlarının yalnızca bir sınav başarısı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.
TAGEV Başkanı Mirkan Aydın.
Aydın, Türkiye'nin eğitimde yaşadığı dönüşümün özellikle yapay zekâ ve dijital teknolojilerin eğitim süreçlerini hızla değiştirdiği bir dönemde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Aydın, pandemi ve 6 Şubat depremleri gibi iki büyük toplumsal kırılmanın ardından gelen sonuçların eğitim sisteminin krizlere karşı dayanıklılığı, öğretmenlerin sahadaki çabası, öğrencilerin öğrenme süreçlerinin desteklenmesi ve eğitimde dijital imkânların giderek daha etkin kullanılmasıyla birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti.
PISA'DAKİ YÜKSELİŞİN ARKASINDA BECERİ ODAKLI EĞİTİM Mİ VAR?
PISA, öğrencilerin yalnızca bilgiyi hatırlamasını değil, okuma, matematik ve fen bilimlerindeki bilgi ve becerilerini gerçek yaşam problemlerinde kullanabilme kapasitesini ölçüyor.
Türkiye'deki eğitim sisteminin son yıllardaki dönüşümünü bu açıdan değerlendiren Eraslan, ezber ağırlıklı anlayıştan bilgiyi yorumlayan, ilişkilendiren, analiz eden ve gerçek hayat problemlerinde kullanabilen öğrenci anlayışına doğru bir geçiş görüldüğünü söyledi.
Eraslan, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'ne de işaret ederek, "Burada temel mesele öğrencinin yalnızca 'ne bildiği' değil, bildiğiyle ne yaptığıdır. PISA'nın ölçmeye çalıştığı temel becerilerle bu yaklaşım arasında önemli bir paralellik bulunuyor" dedi.
Eraslan, bir ülkenin PISA başarısını tek bir uygulamayla açıklamanın mümkün olmadığını belirterek müfredatın, öğretmen uygulamalarının ve ölçme-değerlendirmenin aynı beceri anlayışı etrafında buluşmasının önemli olduğunu ifade etti.
Eraslan, "Bugün eğitimde asıl mesele bilgiye erişim değil, bilgiyle ne yaptığımızdır" dedi.

TÜRKİYE'DEKİ ÖĞRENCİLERİN YÜZDE 52'Sİ YAPAY ZEKÂYI ÖĞRENMEK İÇİN KULLANIYOR
PISA 2025 sonuçlarının Türkiye açısından en dikkat çekici başlıklarından biri de yapay zekâ kullanımına ilişkin veriler oldu.
OECD verilerine göre Türkiye'deki öğrencilerin yüzde 52'si yapay zekâ sohbet botlarını öğrenmelerine yardımcı olması için haftada en az bir kez kullandığını belirtti.
OECD ortalaması yüzde 46 olarak kaydedildi.
Türkiye'de öğrencilerin yüzde 44'ü yeni bir konu hakkında ön araştırma yapmak, yüzde 34'ü okumaları gereken bir metni özetlemek, yüzde 44'ü ise yazılı ödevleri için metin taslağı hazırlamak amacıyla yapay zekâ kullandığını bildirdi. Öğrencilerin yalnızca yüzde 8'i araştırmada ele alınan okul çalışması görevlerinin hiçbirinde ya da neredeyse hiçbirinde yapay zekâ sohbet botlarını kullanmadığını söyledi.
Bu tablo, yapay zekânın öğrencilerin eğitim hayatına artık dışarıdan bir teknoloji olarak değil, doğrudan öğrenme araçlarından biri olarak girdiğini gösteriyor.
Ancak uzmanlara göre burada asıl soru yapay zekânın kullanılıp kullanılmaması değil, nasıl kullanıldığıdır.
"CEVABI BULMAK DEĞİL, NASIL DÜŞÜNDÜĞÜNÜ ANLATMAK ÖNEMLİ"
Eraslan, yapay zekânın öğrencinin öğrenme sürecini destekleyebileceğini ancak düşünme sürecinin tamamen teknolojiye bırakılması durumunda risk oluşabileceğini belirtti.
"Bir öğrenci yapay zekâyı anlamadığı bir konuyu öğrenmek, farklı açıklamalar istemek, kaynakları karşılaştırmak veya bir problemi farklı yönleriyle değerlendirmek için kullanıyorsa bu çok değerli. Ama öğrenci bütün ödevini yapay zekâya yaptırıyor ve ortaya çıkan cevabı sorgulamadan kabul ediyorsa burada ciddi bir eğitim problemi ortaya çıkar" diyen Eraslan, yapay zekânın bilinçli kullanılmasının önemine dikkati çekti.
Eraslan, öğrenmenin yalnızca doğru cevabı görmek olmadığını belirterek, "Öğrenme sadece doğru cevabı görmek değildir. Öğrenme, o cevaba ulaşma sürecidir" dedi.
"Bir öğrenci matematik probleminin sonucunu birkaç saniyede yapay zekâdan alabilir. Fakat o problemi kendisinin çözmeye çalışması, hata yapması, yeniden düşünmesi ve sonunda doğru sonuca ulaşması zihinsel gelişim açısından çok daha değerlidir. Çünkü çocuk zorlandığında öğrenir. Yanlış yaptığında düşünür. Bir metin üzerinde sabırla çalıştığında bağlantılar kurar. Yapay zekâ öğrencinin bütün bu süreci ortadan kaldırırsa, ortaya 'öğrendim' hissi çıkabilir ama gerçek öğrenme gerçekleşmeyebilir" ifadelerini kullanan Eraslan, öğretmenin rolünün bu noktada önem taşıdığını söyledi.
Eraslan, ödevlerin "cevabı bul" anlayışıyla değil, öğrencinin düşünme sürecini ortaya koymasını sağlayacak biçimde tasarlanması gerektiğini belirtti.
"Örneğin öğrencinin yapay zekâdan aldığı bir cevabı sorgulamasını, yanlışlarını bulmasını ve kendi değerlendirmesini yapmasını isteyebiliriz" diyen Eraslan, teknolojinin öğrencinin düşünme sürecini ortadan kaldırmaması, tam tersine bu süreci desteklemesi gerektiğini vurguladı.

DİJİTAL DÜNYADA YENİ EŞİK: TEKNOLOJİYİ KULLANMA BİÇİMİ ÖNEM KAZANIYOR
Eraslan hızlı teknoloji kullanımının tek başına yüksek dijital okuryazarlık anlamına gelmediğini belirtti.
"Bir çocuğun sosyal medyada çok hızlı hareket etmesi onun gördüğü bilgiyi doğru değerlendirebildiği anlamına gelmez" diyen Eraslan, gençlerin dijital dünyanın pasif tüketicileri olmaktan çıkarılması gerektiğini söyledi.
Eraslan, "Ekrana bakan değil, ekranı kullanan; bilgiyi alan değil, bilgiyi sorgulayan ve üreten gençler yetiştirmeliyiz" dedi.

ÖĞRETMENİN PAYI BÜYÜK
Eraslan, öğretmenlerin öğrencilerden yalnızca cevabı bulmasını değil, nasıl düşündüğünü açıklamasını istemesi gerektiğini belirtti.
"Ödevleri 'cevabı bul' şeklinde değil, 'nasıl düşündüğünü anlat' şeklinde tasarlamalıyız" diyen Eraslan, öğrencinin yapay zekâdan aldığı cevapları sorgulamasının ve kendi değerlendirmesini yapmasının teşvik edilmesi gerektiğini söyledi.
Eraslan, velilerin de yalnızca ekran süresine bakmaması gerektiğini belirterek, çocuğun ekranı nasıl kullandığının da önemli olduğunu ifade etti.
"Bir saat boyunca bir şey üretmek ile bir saat boyunca kısa videolar arasında çok büyük fark var" diyen Eraslan, çocukların kitap okuması, uzun metinlerle karşılaşması, sohbet etmesi, oyun oynaması ve zaman zaman sıkılmasına izin verilmesi gerektiğini söyledi.

PISA VERİLERİNDE DİKKAT ÇEKEN BAŞKA BİR UYARI: "ACELECİ OKUYUCULAR"
PISA 2025'in küresel sonuçlarında yapay zekâ çağında özellikle önem taşıyan bir başka sorun da ortaya çıktı: Öğrencilerin bilgiyi derinlemesine değerlendirme becerisi.
OECD'ye göre 2018-2025 arasında metinleri hızla okuyup yanlış cevaplar veren "aceleci okuyucuların" oranı neredeyse iki katına çıktı. OECD, dijital okuma alışkanlıklarının ve sosyal medya akışlarında hızlı bilgi tüketiminin öğrencilerin karmaşık metinlerle ve verilerle derinlemesine ilgilenme becerileri üzerindeki olası etkisine dikkat çekiyor.
Bu veri, eğitimde sorunun yalnızca öğrencinin bilgiye ulaşması olmadığını; ulaştığı bilgiyi değerlendirebilmesinin ve üzerinde düşünebilmesinin de önem taşıdığını gösteriyor.
PISA 2025 YAPAY ZEKÂ SINAVI DEĞİL, ANCAK GELECEK DEĞİŞİYOR
PISA 2025'in yapay zekâya ilişkin verileri dikkat çekici olsa da programın kendisi bir "yapay zekâ sınavı" değil.
PISA 2025'in ana alanı fen bilimleri olurken matematik ve okuma da değerlendirildi. Döngünün yenilikçi alanı ise "Learning in the Digital World" oldu. Bu alan, öğrencilerin dijital araçları kullanırken kendi öğrenmelerini yönetme ve problem çözme becerilerine odaklanıyor.
Ancak yapay zekâ konusu PISA'nın bir sonraki döngüsünde çok daha doğrudan değerlendirilecek.
2029'DA MEDYA VE YAPAY ZEKÂ OKURYAZARLIĞI DEĞERLENDİRİLECEK
OECD, PISA 2029'da Medya ve Yapay Zekâ Okuryazarlığı (Media and Artificial Intelligence Literacy - MAIL) alanını yenilikçi değerlendirme alanı olarak uygulayacak.
Bu değerlendirmede öğrencilerin dijital içeriklerin güvenilirliğini, kalitesini ve amacını değerlendirebilmesi; medya platformları ve yapay zekâ sistemleriyle etkili, etik ve sorumlu biçimde etkileşime girebilmesi hedefleniyor.
Eraslan, geleceğin eğitiminde hedefin yalnızca yapay zekâyı kullanabilen değil, yapay zekânın ürettiği bilgiyi sorgulayabilen öğrenciler yetiştirmek olması gerektiğini belirtti.
"Önümüzdeki dönemin en önemli başlığı, yapay zekâyı bilen öğrenciden yapay zekâyı sorgulayabilen öğrenciye geçmek olmalı" diyen Eraslan, yapay zekâ okuryazarlığının yanında eleştirel düşünme, yaratıcılık, empati, etik değerlendirme, problem çözme ve iletişim becerilerinin de önem kazanacağını söyledi.
Eraslan, yapay zekâ çağında eğitim sisteminin teknoloji kadar insanı da merkeze alması gerektiğini vurguladı.
"Biz yalnızca yapay zekâ kullanan bir nesil istemiyoruz. Yapay zekâyı kullanan ama onun tarafından kullanılmayan; teknolojiye hükmeden ama teknolojinin hükmü altına girmeyen bir gençlik istiyoruz" diyen Eraslan, geleceğin eğitiminde hazır cevabı bulmaktan çok doğru soruyu sorabilmenin ve verilen cevabı sorgulayabilmenin önem taşıdığını belirtti.

TÜRKİYE'NİN ÖNÜNDEKİ YENİ SORU
PISA 2025 sonuçları Türkiye açısından iki farklı tabloyu aynı anda ortaya koydu. Bir tarafta matematik, fen bilimleri ve okuma alanlarında 2022'ye göre yükselen bir performans bulunuyor. Diğer tarafta ise öğrencilerin eğitim hayatına hızla giren yapay zekâ ve dijital araçlar yeni fırsatlarla birlikte yeni riskleri gündeme getiriyor.
Uzmanların değindiği ortak nokta ise teknolojinin eğitimde tamamen reddedilmesi değil, öğrencinin düşünme ve sorgulama kapasitesini güçlendirecek şekilde kullanılması.
Önümüzdeki dönemde eğitimin temel sorusu, öğrencilerin teknolojiye ne kadar hızlı uyum sağladığından çok, teknolojiyi kullanırken düşünme, sorgulama, üretme ve doğru bilgiyi yanlış bilgiden ayırma becerilerini ne ölçüde koruyabildiği olacak.