Fransız siyaset bilimci Burgat'tan İslamofobi analizi: Temelinde sömürgeci hegemonya var
Fransız siyaset bilimci ve Fransız Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi (CNRS) Direktörü François Burgat, Avrupa’da yükselen Müslüman karşıtlığının yalnızca dini farklılıklar veya göçle açıklanamayacağını söyledi. İslamofobinin temelinde, sömürgecilik döneminde kurulan güç ilişkilerinin bulunduğunu savunan Burgat, “İslamofobi'nin özünde, bir zamanlar üzerinde sömürgeci hegemonya kurduğumuz insanların bugün kendi seslerini yükseltmesi var” dedi. Fransa’daki siyasi iklimi de değerlendiren Burgat, 2020’de İslamofobik söylemin devlet söylemine dönüştüğünü ileri sürdü.
Fransız siyaset bilimci ve İslam dünyası uzmanı François Burgat, Avrupa'da yükselen Müslüman karşıtlığının nedenlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Anadolu Ajansına (AA) konuşan Burgat, meselenin yalnızca dini farklılıklar ya da göç üzerinden ele alınamayacağını, bunun temelinde sömürgecilik döneminde oluşturulan güç ilişkilerinin bulunduğunu ifade etti. Avrupa'nın eski sömürgeleriyle kurduğu ilişkinin bugünkü İslamofobi tartışmalarının anlaşılması açısından önemli olduğunu belirten Burgat, sömürgecilik döneminde Müslümanların bugünkü anlamıyla bir "tehdit" olarak görülmediğini söyledi.
Fransız siyaset bilimci ve CNRS Direktörü François Burgat, Avrupa’daki Müslüman karşıtlığının nedenlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. (Fotoğraflar: Takvim Foto Arşivi)
"MÜSLÜMANLARDAN KORKMUYORDUK"
Burgat, Avrupa'nın sömürgecilik dönemindeki yaklaşımına dikkat çekerek, Müslümanların o dönemde bir tehdit ya da rakip olarak görülmediğini savundu.
Burgat, "Sömürgecilik dönemine geri dönün. Müslümanlardan korkmuyorduk, Müslümanlarla rekabet içinde değildik. Çünkü onlar üzerinde tam bir hakimiyet kurmuş durumdaydık." dedi.
Avrupa açısından asıl kırılmanın İkinci Dünya Savaşı'ndan çok sömürgeciliğin sona ermesiyle yaşandığını belirten Burgat, eski sömürgelerin bağımsızlıklarını kazanmasının ardından Avrupa'daki "öteki" algısının da değişmeye başladığını anlattı.
Sömürgecilik döneminde Avrupa'nın kendi içindeki başlıca "öteki" figürünün Yahudiler olduğunu söyleyen Burgat, sömürge imparatorluklarının çözülmesiyle birlikte daha önce sömürgeleştirilen halkların bu konuma geldiğini ileri sürdü.
François Burgat, İslamofobinin temelinde sömürgecilik döneminde kurulan güç ilişkilerinin bulunduğunu savundu.
"KARŞILAŞMA ARTIK AVRUPA TOPLUMLARININ İÇİNDE"
Sömürgeciliğin sona ermesiyle Müslümanlarla kurulan ilişkinin niteliğinin de değiştiğini belirten Burgat, artık Müslümanların Avrupa toplumlarının dışında görülmediğini ifade etti.
Burgat, "Şunu da unutmayalım: Biz Cezayir'in tepelerine katedraller inşa ederken, onlar Paris'te bir cami istiyorlardı. Bir zamanlar onlar üzerinde hegemonya kuran taraftık. Bugün ise artık 'bizim dışımızda' değiller, toplumlarımızın bir parçası haline geldiler." diye konuştu.
Burgat, "Karşılaşma artık egzotik ve dışsal bir karşılaşma değil, içsel bir karşılaşmadır. Fas artık uzakta bir yer değil, Fransız toplumunun içindedir." ifadelerini kullandı.
Burgat, Fransa’da İslamofobik söylemin 2020’de devlet söylemine dönüştüğünü ileri sürdü.
BU İNSANLAR FRANSA'YA TESADÜFEN GELMEDİLER"
Fransa'daki Müslüman nüfusun ülkenin ekonomik geçmişinden ayrı değerlendirilemeyeceğini belirten Burgat, çocukluk döneminde babasının çalıştığı çelik şirketinin Fas'ın Rif bölgesine her hafta otobüs göndererek işçi getirdiğini anlattı.
Burgat, "Bu insanlar Fransa'ya tesadüfen gelmediler. Onları biz getirdik." dedi.
İlk kuşak göçmenlerin Fransızca konuşamadığını ve yazamadığını belirten Burgat, bu nedenle büyük ölçüde sessiz ve görünmez kaldıklarını söyledi.
Sonraki kuşaklarda ise durumun değiştiğini vurgulayan Burgat, "Üçüncü, dördüncü ve beşinci kuşaklar yalnızca konuşmayı, yazmayı ve iletişim kurmayı öğrenmekle kalmadılar, aynı zamanda seslerini yükseltmeye başladılar. İşte sorun da burada ortaya çıkıyor." şeklinde konuştu.
BİR ANDA FRANSIZ TOPLUMUNUN TEHLİKEDE OLDUĞU SÖYLENMEYE BAŞLANDI
Burgat, göçmen ailelerin kadınlarının başörtüsü takmasının ve temizlik işlerinde çalışmasının geçmişte sorun edilmediğini, ancak eğitimli ve meslek sahibi olma hedeflerinin gündeme gelmesiyle yaklaşımın değiştiğini savundu.
Burgat, "Anneleri başörtüsü takıyordu ancak ev ya da ofis temizliğinde çalıştıkları için bu bir sorun değildi. Ancak genç bir kadın 'Profesör olmak istiyorum' ya da 'Avukat olmak istiyorum' dediği anda, birden Fransız toplumunun ve laikliğin tehlikede olduğu söylenmeye başlandı" ifadelerini kullandı.
FRANSA'DA BAŞÖRTÜSÜ TARTIŞMASI
Burgat'ın Fransa'da İslamofobik söylemin aşırı sağın sınırlarını aşarak devlet söylemine dönüştüğü yönündeki değerlendirmesi, Fransa'da 2027 cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Ulusal Birlik'in (RN) başörtüsüne yönelik planını yeniden gündeme taşıdı. RN milletvekili Jean-Philippe Tanguy, partisinin seçimi kazanması hâlinde kamusal alanda başörtüsü kullanımına para cezası uygulanacağını açıklamıştı.
"İSLAMOFOBİ'NİN MERKEZİNDE SÖMÜRGECİ HEGEMONYA VAR"
Burgat, İslamofobinin merkezinde sömürgecilik döneminde kurulan üstünlük ilişkisinin bulunduğunu savundu.
Burgat, "İslamofobi'nin özünü anlamak gerekir. Müslümanlar, üzerinde sömürgeci hegemonya kurduğumuz halkların bugün en görünür ve en örgütlü sembollerinden biri." değerlendirmesinde bulundu.
Fransa'daki mevcut siyasi iklimi de bu tarihsel çerçevede değerlendiren Burgat, Müslüman karşıtlığının aşırı sağın sınırlarını aşarak devlet politikalarına yansıdığını ileri sürdü.
"2020'DE İSLAMOFOBİK SÖYLEM DEVLETİN SÖYLEMİNE DÖNÜŞTÜ"
Fransa'da 2004'te devlet okullarında başörtüsünün yasaklanmasından ziyade 2020'yi kritik bir dönüm noktası olarak gördüğünü belirten Burgat, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Les Mureaux kentinde yaptığı konuşmaya işaret etti.
Burgat, "İslamofobik söylem daha önce aşırı sağla sınırlıydı. 2020'de bu söylem devletin söylemine dönüştü. Muhalefetteki aşırı sağın İslamofobik söyleminden, Müslümanları ayrıştıran bir devlet söylemine geçtik." ifadelerini kullandı.
Fransız hükümetinin geçmişte silahlı mücadeleyi savunan az sayıdaki Müslümanın eylemlerini kriminalize ettiğini belirten Burgat, sonrasında ise "bir azınlığın eylemlerinin değil, Müslümanların çoğunluğunun fikirlerinin kriminalize edilmeye başlandığını" savundu.
"BEYAZ ÜSTÜNLÜKÇÜLÜĞÜNÜN CAN ÇEKİŞMESİ"
Fransa ve Avrupa'da Müslüman karşıtlığının gerilemediğini savunan Burgat, yeni "ayrılıkçılıkla mücadele" düzenlemelerinin de bu eğilimin sürdüğünü gösterdiğini belirtti.
Meselenin yalnızca sağ siyasetle sınırlı olmadığını dile getiren Burgat, Avrupa solunun da sömürgecilik ve Filistin konusunda çelişkiler taşıdığını ifade etti.
Burgat, sorunun temelinde sömürgecilik döneminde oluşturulan üstünlük ilişkisinin sona ermesini kabullenmekte yaşanan güçlüğün bulunduğunu savundu.
"Üzerinde sömürgeci üstünlük kurduğumuz insanların bugün kendilerini ortaya koymasını kabul etmiyoruz." diyen Burgat, dekolonizasyonun merkezindeki meselenin de bu olduğunu söyledi.
Burgat, "Dekolonizasyonun en sert meselesi, beyaz insanın kendi üstünlüğünün sona ermesini istememesidir. Cezayir'den Trump'a kadar bütün bu sorunsalı tek bir ifadeyle özetlemem gerekirse, buna 'beyaz üstünlükçülüğünün can çekişmesi' derdim." ifadelerini kullandı.
Fransız siyaset bilimci ve Fransız Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi (CNRS) Direktörü François Burgat,
"DEKOLONİZASYON TEK SESLİLİĞİN SONA ERMESİDİR"
Dekolonizasyonun yalnızca siyasi bağımsızlık üzerinden ele alınmaması gerektiğini belirten Burgat, Batı'nın "evrensel olanı" tanımlama konusundaki hâkimiyetinin de sorgulanması gerektiğini söyledi.
"Birden fazla ses, birden fazla hikaye istiyoruz." diyen Burgat, Batı'nın uzun süredir yalnızca tek bir kültürün evrenseli belirleme hakkına sahip olduğu varsayımı üzerinden hareket ettiğini savundu.
Burgat, "Bir ya da iki yüzyıldır yalnızca tek bir kültürün evrenseli üretme hakkına sahip olduğu varsayılıyor. Sizler, Araplar, Türkler, genel olarak Müslümanlar, camilerinizin şekliyle, pencerelerinizin biçimiyle tanımlanıyorsunuz. Fakat tıbbın ne olduğunu, mimarlığın ne olduğunu tanımlama hakkına sahip değilsiniz. Size 'geleneksel tıp' ya da 'halk sanatı' gibi kategoriler bırakılıyor." diye konuştu.
Burgat, dekolonizasyonun farklı seslerin yeniden ortaya çıkmasına ve evrenselin üretilmesine katılmasına imkân sağlaması gerektiğini belirtti:
"Dekolonizasyon, birçok sesin yeniden ortaya çıkmasına, yarışmasına ve evrenselin üretilmesine katılmasına imkan tanımaktır. Tek sesliliğin sona ermesi gerekir." değerlendirmesinde bulundu.
