Ezel yarın bir soruyla son bulacak
Efsane dizi Ezel, yarın sona eriyor. Dizinin, bugüne kadar yapılmamışı yapan senaristleri bir değerlendirme yaptı ve final bölümüyle ilgili ipuçları verdi. Yarın, Ezel'in son bir oyunu var!
Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:
Röportaj: Melis D. Çalapkulu
Bundan iki sene önce hayatımızı Ezel diye bir dizi girdi. O güne kadar yapılmış diziler içinde en farklısıydı. Farkı da senaryosunda saklıydı. Tek bir başrolü yoktu Ezel'in. Bir proje olarak Ezel (Kenan İmirzalıoğlu) karakterinin yanı sıra Dayı (Tuncel Kurtiz), Eyşan (Cansu Dere), Kerpeten Ali (Barış Falay), Cengiz (Yiğit Özşener), Kenan Birkan (Haluk Bilginer), Tefo (Sarp Akkaya) ve daha nice karakter, hikayeleriyle başlı başına birer efsaneydi. İkinci sezonun sonuna doğru yavaş yavaş ölümler başladı. Son olarak Eyşan gitti. Ve Ezel yarın, son bir 'oyun'la aramızdan ayrılıyor. Bunu biz değil, dizinin, kendileri de efsane olan senaristleri söylüyor. Kerem Deren ve Pınar Bulut'la bir araya geldik ve Ezel'i uğurladık...
- Ezel yarın bitiyor. Ne hissediyorsunuz?
- Kerem Deren: Rahatlamış hissediyoruz. Çünkü uzun ve çok meşakkatli bir işti. İki gün önce her şeyiyle bitti bizim açımızdan. Ben bayağı mutlu kalktım.
- Pınar Bulut: Ben tam idrak edemedim henüz. Özellikle final, çok özendiğimiz bir bölümdü. Ben uzun bir süre tatil yapacağım ama...
- Neydi izleyiciyi bu kadar çarpan şey bu dizide?
- P.B: Ezel bizim için bir iş değildi. Bizdik Ezel. Ezel'i yazıyor olmadık yani. Ne yapıyorsun diye sorana 'Ezel yapıyoruz,' diyorduk.
- Bunun dışında senaryo tekniği de farklıydı tabii...
- K.D: Evet, öyleydi ve zorlayıcı bir tekniği vardı. Ama Türkiye'ye ait özel de bir sebebi var bunun. Sonuçta Türkiye'de senaryo zanaat olarak yapılan bir iş değil. Çok güzel yazan insanlar var tabii ama 'senaryo' yazan insan çok az. O yüzden de matematiğine uygun, kurgusu önemli olan bir şey yazdığınızda farklı oluyor aslında.
EZEL , BİR ÇİZGİ ROMAN
- Neydi Ezel'in bu sektöre getirdiği yenilikler?
- P.B: Cesaret.
- K.D: İnsanların konuşma biçimleri. Bir taraftan edebiyattan beslenebilecek, diğer taraftan doğal olabilecek, içinde küfür de olabilecek, düzgün cümleler kurmaya gerek olmayan konuşmanın aslında başka bir şey olduğunu hatırlatan bir tarafı var Ezel'in. Kahramanların 'iyi' olmak zorunda olmadıklarını da hatırlatan bir tarafı var. O yüzden şimdi Behzat Ç. hoşumuza gidiyor.
- P.B: Seyirci algısını aşacağını, onları zorlayacağını ve bu yüzden seyircinin diziyi reddedeceğini düşünüyordu genel olarak sektör. Ezel'in en önemli katkılarından biri, bunların yapılabilir olduğunu göstermekti.
- Ezel'de mafya, kan, para, entrika vardı bolca. Ve polis yoktu pek ortalıkta... Gerçekte böyle şeyler olabilir mi?
- K.D: Bu, gerçekçilik üstüne işleyen bir iş değil. Ezel'de olan hiçbir şey gerçek olamaz. Nihayetinde Ezel bir çizgi roman.
BİR SEYİRCİ CANAVARI YARATTIK
- Bildiğimiz kadarıyla siz dizinin bütün senaryosunu başından belirlemiştiniz. Peki hiç sapan bir şeyler olmadı mı?
- K.D: Aslında ilk sezonda bitmeliydi Ezel. Biz ilk sezona, son bölümde ne olacağını bilerek başladık. Ama ikinci sezon yalpaladığı yerler oldu. Temel sebeplerinden biri, ilk sezonki kadar detaylı hazırlanmamış olmasıydı. Bir de seyirciden reaksiyon almayan kurgularımız vardı.
- Mesela?
- P.B: Mahalle hikayesi gibi. 'Ezel de mahalle hikayesine döndü,' gibi tepkiler geldi.
- K.D: Aşk hikayesinin yalpaladığı bir yer oldu. İkinci bir aşk hikayesi, hızlı verilmiş bir karardı.
- P.B: Biz kendi kendimize bir seyirci canavarı yarattık aslında. Onlara ilk sezon öyle malzemeler verdik ki, haklı olarak beklentileri yüksek oldu. İlk sezon dağarcığımızda ne varsa ortaya dökerek yazdık. Sonrasında seyircinin şoke olmadığı bir bölüm olduğunda o, kötü bölüm diye algılandı.
- Pişman mısınız?
- P.B: O kadar da kontrolden çıktığı bir süreç olmadı. Sadece böyle algılandığının bilincindeydik.
- K.D: Biz birinci bölümde yazdığımız sahneleri 40. bölümde yazamazdık mesela. Hep daha fazlası istendiği için küçük bulunurdu.
- Bu anlamda izleyiciyi biraz maymun iştahlı buluyor musunuz?
- K.D: Hayır. Ama ikinci sezonda, ilk sezondaki beklentiyi karşılamanın imkanı yoktu. Ezel'in yarattığı beklenti, bir dizinin karşılayabileceği bir beklenti değil.
- P.B: En azından iki sene, her hafta değil.
- K.D: Amerikan dizilerinde de bu böyle ama. Mesela Lost, bu anlamda kendi tuzağına düşen dizilerden biri. Ama üç sezon olsaydı o iş, bambaşka olacaktı.
Tefo'nun sonu kendi hikayesi içinde tutarlı
- Finale giderken nasıl bir denge gözettiniz?
- K.D: Başladığı gibi bitmesine özen gösterdik. Çünkü aslında bizi ilgilendiren, başlangıçtaki Ömer, Cengiz, Eşyan ve Ali'nin arasındaki dertti. Onların hesabıyla bitmesi gerektiğini düşündük. Kenan Birkan'ın daha önce ölmesinin temel nedeni, başa dönebilmekti.
Ezel izleyicisine dair ne dersiniz...
- P.B: Benim çok ilgimi çeken bir şey var. Ezel izleyicisi bir şekilde mutlu son istemiyor.
- K.D: Ezel yazarı istemiyor zaten. Ben Ezel'in 'mutlu' bir sonu olabileceğini düşünmüyorum. Her hikayenin kendi doğası var. Ezel ve Eyşan aşkının platonik tarafı çok kabul edildi. Ama gerçekleşen tarafı kabul edilmedi.
- P.B: Fakat Ezel'in, bir bakış açısıyla bir mutlu sonu var.
- Ama klasik anlamda mutsuz son, öyle mi?
- P.B: Bilmem. Seyirciye bağlı. Zaten bir soruyla bitiriyoruz. O da önemli bir soru.
- Çok kişi öldü ama Tefo biraz harcandı sanki.
- P.B: Adam hayatı boyunca harcanmış. Ona öyle bir son, kendi hikayesi içinde tutarlı aslında ama benim de canımı acıttı.
Ezel'in son oyunu içli bir oyun olacak
- Ezel oyuncu bir adam. Son bölümde ne olacak?
- K.D: Son bölümde de bir oyun oynuyor.
- P.B: Ama alıştığınız gibi bir oyun değil. Daha içli bir oyun.
- 'Mesele o değil yeğen,' lafı kimden çıktı?
- P.B: Ramiz'in aforizmalarının yüzde 99'u Kerem'indir. Kerem çok güzel laf eder.
- Bunu kızlarla ilişkilerinizde de kullandınız mı?
- K.D: Ben Ramiz gibi konuşsam kızlar kaçar ya (gülüyor). Kullanmadım, kullanmayacağım da...
- Bade karakteri olmadı sanki, ne dersiniz?
- K.D: Bade karakteri kabullenilmedi. Çünkü Bade karakterinin o evrendeki yeri güzel tasarlanmamıştı. Ezel ve Bade arasındaki şey hazırlıksızdı. Bade karakteri yazarın tasarrufu değildi. Reytingler düşmeye başladığında, oyuncu, yapımcı, rejiden gelen 'Burada aşkta bir eksiklik var, bunu tamamlayın,' talebinin karşılığıydı ve çok hızlı tasarlandığı için de oturmadı.
- Ezel'i birkaç kelimeyle özetler misiniz?
- K.D: Kimlik. Kim olmakla ilgili.
Kerem Deren, Taksici adında yeni bir dizi yazıyor
- Senaryo kurgusunun farklı bir şey olduğundan bahsettiniz. Siz yazmayı nereden öğrendiniz?
- P.B: Ben Kerem'den öğrendim. Kerem'in bir workshop'una katıldım.
- K.D: Ben Robert Lisesi'nde okurken de ilgiliydim. Sonra Amerika'da tiyatro okudum. Burada tiyatro mastırı ve doktorası yaptım
. - Yeni projeleriniz var mı?
- K.D: Ben Ezel'i bitirdiğim günün ertesi günü, aklımda bir sinema projesi vardı, onu yazmaya başladım.
- Dizi?
- K.D: Taksici isimli bir dizi var. Süreç Yapım'la çalışıyoruz. Ocakta yayına girmesini planlıyoruz.
- Konsepti nedir?
- K.D: İstanbul'da geçen bir şehir hikayesi. Bir yeraltı hikayesi ama mafya anlamında değil. Şehrin gerçek yüzü, tadı...
- Birlikte mi yazacaksınız?
- K.D: Hayır.
- Pınar Hanım sizin var mı dizi projeniz?
- P.B: Var. Ama ben biraz ara verip öyle başlayacağım.
- İzleyici sizi yakalıyor mu?
- P.B: Ben bir gece Bozcaada'da denize girerken, iskeleden biri 'Pınar Bulut kim?' diye seslendi. Bir şey oldu diye apar topar koştum. 'Ezel'in sonunda ne olacak?' dedi.
(Sabah)
Bundan iki sene önce hayatımızı Ezel diye bir dizi girdi. O güne kadar yapılmış diziler içinde en farklısıydı. Farkı da senaryosunda saklıydı. Tek bir başrolü yoktu Ezel'in. Bir proje olarak Ezel (Kenan İmirzalıoğlu) karakterinin yanı sıra Dayı (Tuncel Kurtiz), Eyşan (Cansu Dere), Kerpeten Ali (Barış Falay), Cengiz (Yiğit Özşener), Kenan Birkan (Haluk Bilginer), Tefo (Sarp Akkaya) ve daha nice karakter, hikayeleriyle başlı başına birer efsaneydi. İkinci sezonun sonuna doğru yavaş yavaş ölümler başladı. Son olarak Eyşan gitti. Ve Ezel yarın, son bir 'oyun'la aramızdan ayrılıyor. Bunu biz değil, dizinin, kendileri de efsane olan senaristleri söylüyor. Kerem Deren ve Pınar Bulut'la bir araya geldik ve Ezel'i uğurladık...
- Ezel yarın bitiyor. Ne hissediyorsunuz?
- Kerem Deren: Rahatlamış hissediyoruz. Çünkü uzun ve çok meşakkatli bir işti. İki gün önce her şeyiyle bitti bizim açımızdan. Ben bayağı mutlu kalktım.
- Pınar Bulut: Ben tam idrak edemedim henüz. Özellikle final, çok özendiğimiz bir bölümdü. Ben uzun bir süre tatil yapacağım ama...
- Neydi izleyiciyi bu kadar çarpan şey bu dizide?
- P.B: Ezel bizim için bir iş değildi. Bizdik Ezel. Ezel'i yazıyor olmadık yani. Ne yapıyorsun diye sorana 'Ezel yapıyoruz,' diyorduk.
- Bunun dışında senaryo tekniği de farklıydı tabii...
- K.D: Evet, öyleydi ve zorlayıcı bir tekniği vardı. Ama Türkiye'ye ait özel de bir sebebi var bunun. Sonuçta Türkiye'de senaryo zanaat olarak yapılan bir iş değil. Çok güzel yazan insanlar var tabii ama 'senaryo' yazan insan çok az. O yüzden de matematiğine uygun, kurgusu önemli olan bir şey yazdığınızda farklı oluyor aslında.
EZEL , BİR ÇİZGİ ROMAN
- Neydi Ezel'in bu sektöre getirdiği yenilikler?
- P.B: Cesaret.
- K.D: İnsanların konuşma biçimleri. Bir taraftan edebiyattan beslenebilecek, diğer taraftan doğal olabilecek, içinde küfür de olabilecek, düzgün cümleler kurmaya gerek olmayan konuşmanın aslında başka bir şey olduğunu hatırlatan bir tarafı var Ezel'in. Kahramanların 'iyi' olmak zorunda olmadıklarını da hatırlatan bir tarafı var. O yüzden şimdi Behzat Ç. hoşumuza gidiyor.
- P.B: Seyirci algısını aşacağını, onları zorlayacağını ve bu yüzden seyircinin diziyi reddedeceğini düşünüyordu genel olarak sektör. Ezel'in en önemli katkılarından biri, bunların yapılabilir olduğunu göstermekti.
- Ezel'de mafya, kan, para, entrika vardı bolca. Ve polis yoktu pek ortalıkta... Gerçekte böyle şeyler olabilir mi?
- K.D: Bu, gerçekçilik üstüne işleyen bir iş değil. Ezel'de olan hiçbir şey gerçek olamaz. Nihayetinde Ezel bir çizgi roman.
BİR SEYİRCİ CANAVARI YARATTIK
- Bildiğimiz kadarıyla siz dizinin bütün senaryosunu başından belirlemiştiniz. Peki hiç sapan bir şeyler olmadı mı?
- K.D: Aslında ilk sezonda bitmeliydi Ezel. Biz ilk sezona, son bölümde ne olacağını bilerek başladık. Ama ikinci sezon yalpaladığı yerler oldu. Temel sebeplerinden biri, ilk sezonki kadar detaylı hazırlanmamış olmasıydı. Bir de seyirciden reaksiyon almayan kurgularımız vardı.
- Mesela?
- P.B: Mahalle hikayesi gibi. 'Ezel de mahalle hikayesine döndü,' gibi tepkiler geldi.
- K.D: Aşk hikayesinin yalpaladığı bir yer oldu. İkinci bir aşk hikayesi, hızlı verilmiş bir karardı.
- P.B: Biz kendi kendimize bir seyirci canavarı yarattık aslında. Onlara ilk sezon öyle malzemeler verdik ki, haklı olarak beklentileri yüksek oldu. İlk sezon dağarcığımızda ne varsa ortaya dökerek yazdık. Sonrasında seyircinin şoke olmadığı bir bölüm olduğunda o, kötü bölüm diye algılandı.
- Pişman mısınız?
- P.B: O kadar da kontrolden çıktığı bir süreç olmadı. Sadece böyle algılandığının bilincindeydik.
- K.D: Biz birinci bölümde yazdığımız sahneleri 40. bölümde yazamazdık mesela. Hep daha fazlası istendiği için küçük bulunurdu.
- Bu anlamda izleyiciyi biraz maymun iştahlı buluyor musunuz?
- K.D: Hayır. Ama ikinci sezonda, ilk sezondaki beklentiyi karşılamanın imkanı yoktu. Ezel'in yarattığı beklenti, bir dizinin karşılayabileceği bir beklenti değil.
- P.B: En azından iki sene, her hafta değil.
- K.D: Amerikan dizilerinde de bu böyle ama. Mesela Lost, bu anlamda kendi tuzağına düşen dizilerden biri. Ama üç sezon olsaydı o iş, bambaşka olacaktı.
Tefo'nun sonu kendi hikayesi içinde tutarlı
- Finale giderken nasıl bir denge gözettiniz?
- K.D: Başladığı gibi bitmesine özen gösterdik. Çünkü aslında bizi ilgilendiren, başlangıçtaki Ömer, Cengiz, Eşyan ve Ali'nin arasındaki dertti. Onların hesabıyla bitmesi gerektiğini düşündük. Kenan Birkan'ın daha önce ölmesinin temel nedeni, başa dönebilmekti.
Ezel izleyicisine dair ne dersiniz...
- P.B: Benim çok ilgimi çeken bir şey var. Ezel izleyicisi bir şekilde mutlu son istemiyor.
- K.D: Ezel yazarı istemiyor zaten. Ben Ezel'in 'mutlu' bir sonu olabileceğini düşünmüyorum. Her hikayenin kendi doğası var. Ezel ve Eyşan aşkının platonik tarafı çok kabul edildi. Ama gerçekleşen tarafı kabul edilmedi.
- P.B: Fakat Ezel'in, bir bakış açısıyla bir mutlu sonu var.
- Ama klasik anlamda mutsuz son, öyle mi?
- P.B: Bilmem. Seyirciye bağlı. Zaten bir soruyla bitiriyoruz. O da önemli bir soru.
- Çok kişi öldü ama Tefo biraz harcandı sanki.
- P.B: Adam hayatı boyunca harcanmış. Ona öyle bir son, kendi hikayesi içinde tutarlı aslında ama benim de canımı acıttı.
Ezel'in son oyunu içli bir oyun olacak
- Ezel oyuncu bir adam. Son bölümde ne olacak?
- K.D: Son bölümde de bir oyun oynuyor.
- P.B: Ama alıştığınız gibi bir oyun değil. Daha içli bir oyun.
- 'Mesele o değil yeğen,' lafı kimden çıktı?
- P.B: Ramiz'in aforizmalarının yüzde 99'u Kerem'indir. Kerem çok güzel laf eder.
- Bunu kızlarla ilişkilerinizde de kullandınız mı?
- K.D: Ben Ramiz gibi konuşsam kızlar kaçar ya (gülüyor). Kullanmadım, kullanmayacağım da...
- Bade karakteri olmadı sanki, ne dersiniz?
- K.D: Bade karakteri kabullenilmedi. Çünkü Bade karakterinin o evrendeki yeri güzel tasarlanmamıştı. Ezel ve Bade arasındaki şey hazırlıksızdı. Bade karakteri yazarın tasarrufu değildi. Reytingler düşmeye başladığında, oyuncu, yapımcı, rejiden gelen 'Burada aşkta bir eksiklik var, bunu tamamlayın,' talebinin karşılığıydı ve çok hızlı tasarlandığı için de oturmadı.
- Ezel'i birkaç kelimeyle özetler misiniz?
- K.D: Kimlik. Kim olmakla ilgili.
Kerem Deren, Taksici adında yeni bir dizi yazıyor
- Senaryo kurgusunun farklı bir şey olduğundan bahsettiniz. Siz yazmayı nereden öğrendiniz?
- P.B: Ben Kerem'den öğrendim. Kerem'in bir workshop'una katıldım.
- K.D: Ben Robert Lisesi'nde okurken de ilgiliydim. Sonra Amerika'da tiyatro okudum. Burada tiyatro mastırı ve doktorası yaptım
. - Yeni projeleriniz var mı?
- K.D: Ben Ezel'i bitirdiğim günün ertesi günü, aklımda bir sinema projesi vardı, onu yazmaya başladım.
- Dizi?
- K.D: Taksici isimli bir dizi var. Süreç Yapım'la çalışıyoruz. Ocakta yayına girmesini planlıyoruz.
- Konsepti nedir?
- K.D: İstanbul'da geçen bir şehir hikayesi. Bir yeraltı hikayesi ama mafya anlamında değil. Şehrin gerçek yüzü, tadı...
- Birlikte mi yazacaksınız?
- K.D: Hayır.
- Pınar Hanım sizin var mı dizi projeniz?
- P.B: Var. Ama ben biraz ara verip öyle başlayacağım.
- İzleyici sizi yakalıyor mu?
- P.B: Ben bir gece Bozcaada'da denize girerken, iskeleden biri 'Pınar Bulut kim?' diye seslendi. Bir şey oldu diye apar topar koştum. 'Ezel'in sonunda ne olacak?' dedi.
(Sabah)