Kardeş miyiz!

İslâm'a ve Müslümanlara yapılan zulme karşı elimizden bir şey gelmiyorsa dilimizden de mi gelmeyecek!

Kaynak Gazete
Giriş Tarihi:
Takvim'i Google'a ekleyin, doğru kaynaktan haberi alın!
Kardeş miyiz!
Aziz kardeşlerim, geçen yazdık ama dünya üzerinde Müslümanlara yeni bir zulmün yapılmadığı gün geçmiyor neredeyse. O sebeple tekrardır demedik her gün yazsak yeridir dedik. Mü'min mü'minin kardeşidir. Acısıyla üzülür, neşesiyle sevinir, derdini paylaşır, yardımına koşar. Aynı ana babadan olan iki kardeş birbirine nasıl davranıyor, ne yapıyorsa en az aynısını yapar.
Elin zâlimi, kardeşini kıtır kıtır keserken, çoluk çocuk demeden bombalarla katlederken bana ne demez, beni ne ilgilendirir demez, onların iç meselesi biz karışmayalım demez, din kardeşini sahipsiz, yardımsız, kimsesiz bırakmaz, zulme sessiz kalmaz, kalamaz. Kaldı ki bir mü'min bırakın din kardeşine yapılan zulmü, düşmanına yapılan zulme bile sessiz kalamaz. Elindeki imkânlarla mazlumun yanında yer alır.
Kardeşlerim, yapılan bu zulmü destekleyenler, bize ne diyenler, bizi ilgilendirmez diyenler zaten din kardeşimiz değildir. Kardeş kardeşine bunu yaptırmaz, yapanın tarafında olmaz. Ama bu sözleri söyleyenler, bu vahşete sessiz kalanlar aynı zamanda insan da değildir.
Çünkü bugün Gazze'de, Suriye'de, Mısır'da, Doğu Türkistan'da, Mynmar'da, Afrika'da Müslümanlara karşı işlenilen şeyin adı; İNSANLIK SUÇUDUR!
Kıymetli dostlar, tabi kişinin canı yanacak ki sesi çıksın değil mi! Gazze'de çoluk çocuk Müslümanlar ölmüş, kundaktaki bebeler katledilmiş, bunlar bir kimsenin canını yakmıyorsa, doğal olarak o kimseden ses de çıkmaz. O sebeple bizlerin, din kardeşimize sıkılan kurşunla canımızın yandığını, bebesine, plajda top oynayan sabisine atılan bombayla yüreğimizin parçalandığını en azından bir ses çıkararak kardeşimize ve zâlimlere duyurmamız icâb eder. Ki, böylece kimse; Müslümanları sahipsiz sanıp da zulmünü artırmaya cesaret edemesin.
Kardeşlerim, Kur'ân'da haklarında en çok âyet inen kavim; Ben-i İsraildir.
Genlerinde binlerce Peygamberi katletmenin açtığı izler o kadar derindir ki, katillik genetik bir miras olarak nesilden nesile geçmiş, kavmin DNA'larına işlemiştir
. Bu kadar soğukkanlı, planlı, sistemli bir şekilde bebek, çocuk, kadın, yaşlı ayırmadan cinayet işleyebilmek olsa olsa bu genibozukluğun eseridir.

RAHMET AYI RAMAZAN ZûLÜM AYI OLDU
Kardeşlerim, dikkatinizi çekti mi, son bir kaç senedir zâlimler, Müslümanlara özellikle Ramazan ayında saldırır oldu.
Aslında, yaşantılarımıza şöyle bir bakarsak bunun sebebini anlamak çok da zor değil.
Biz hayırda, ibadette, iyilikte sınırlarımızı zorlamamız gereken, tâbir-i câizse zirve yapmamız gereken bu ayda iftarda, sahurda ne yiyeceğimizi, kimi nasıl ağırlayacağımızı, rahatımızı, keyfimizi düşünmekten, diğer aylardaki hayrımızdan, ibadetimizden bile geride kalıyoruz.
Bizdeki bu rehâveti zâlimler farketmiş olmalı ki; son bir kaç senedir hep Ramazan ayında saldırıyor, canımızı yakıyorlar. Nasılsa diğer Müslümanlar keyiflerinin derdine düşmüş, bu yaptığımıza çıksa çıksa cılız bir ses çıkar diyorlar, ya da Allah Teâlâ'yı en çok anacağımız bu ayda gafletimizin farkındalar demek ki... Ne diyelim, Cenâb-ı Allah; başımızdaki bela ve savaşları def ederek gözlerimizin açılmasını ve mübarek Ramazan'ı ihya etmeyi, kardeşlerimizin her zaman hem duayla hem de fiilen yanında olmayı bizlere nasip etsin... Âmin.

TARİHİN GÖRDÜĞÜ İLK YAHUDİ KATLİAMI BUGÜNKÜ DEĞİL!
Aziz kardeşlerim, tarihte katlettikleri Peygamber sayısının 20bine yakın olduğu rivâyet edilen yahudilerin Filistinlilere, Müslümanlara, yani din kardeşlerimize karşı işledikleri ilk insanlık suçu bugün yaptıkları değil maalesef.
Her fırsatta en ağır silahlarıyla Filistin'e saldıran, çoluk çocuk, kadın, yaşlı, masum, suçlu ayırmadan önüne geleni hunharca katleden, savaşta bile kullanılması yasak olan kimyasal bombalarla ölüm yağdıran israilin ve yahudilerin tarihi kanlı sayfalarla doludur. Bunlardan bir tanesi var ki; bugün okuyanların bile tüylerini diken diken eden bir vahşettir.
Kardeşlerim, tarihe Sabra ve Şatilla Katliamları olarak geçen bir hâdise vardır, 1980'lerin başında. İsrail ordusu Lübnan'a girer, Filistinlilerin kaldığı bir mülteci kampını kuşatır. Amacı güya, topraklarına saldıranlara karşı sınır ötesi bir harekât yapmak, ülkesinde 'sükun'u sağlamaktır.
Kamptakilerin zararsız olduğuna inanmak ve kampa saldırmamak için, tüm silahların israil askerine teslim edilmesini ister.
Filistinliler çaresizdir, İsrail terörü yüzünden zaten ülkelerinden, evlerinden barklarından olmuşlardır. Mülteci olarak geldikleri ve sefalet içinde yaşadıkları Lübnan'da ise Hristiyan falanjistler ve Müslümanlar arasında kanlı bir iç savaş yaşanmaktadır.
Silahlarını teslim etmezseler yahudiler tanklarıyla kampı bombardımana tutacak, çoluk çocuk demeden herkesi katledecektir.
Teslim etseler bu sefer de hristiyan falanjistlere karşı savunmasız kalacaklardır.
Filistinli mültecilerin korkusunu bilen İsrail ordusu, kamptaki silahlar teslim edilirse kampın güvenliğinin kendileri tarafından sağlanacağı konusunda teminat verir. Ve Filistinli din kardeşlerimiz çaresizce, silahlarını yahudilere teslim eder. israil, ordusu kampın kapısını kapatır.
Dışarı çıkmaya çalışanın vurulacağını duyurur. Ve tepeden tırnağa silahlı hristiyan falanjistleri kampa alır. Tarihin gördüğü belki de en kanlı, en vahşice katliamlardan birisi başlar. Kıymetli okurlar, Sabra ve Şatilla'da o gün silahla öldürülenlerin şanslı olduğu bir katliamdan bahsediyoruz.
Falanjistler sadece, orada yaşanan vahşeti anlatsın diye bir kaç kişiyi sağ bırakır. Geriye kalanların cesedini tek parça bulmak, tanımak neredeyse mümkün olmayacaktır.
Pazar pazar belki tadımız kaçtı diye düşünebilirsiniz, fakat lütfen şunu unutmayalım; ancak gerçek dertleri göğüsleyebilen insanlar hayatlarıdan tad almayı hak eden ve tad alabilen insanlardır.
Ramazan Ayı; Din kareşinin halini anlamaya vesile olan, hissettiren bir nimettir...

BEDELİNİ ÖDEYEBİLİRSENİZ GELİN ALIN!
Siyonizmin de kurucusu kabul edilen Theodore Herzl adlı bir yahudi 19. yüzyılın sonlarında İstanbul'a gelir. Niyeti Sultan 2. Abdülhamid Han'la görüşmek ve bugünkü Filistin toprakları karşılığında ona bir teklif sunmaktır. Fakat Teodor'dan önce, niyeti Sultanın kulağına gider; Abdülhamid Han, Teodor'un görüşme isteğini reddeder.
Yahudiler Sultanla görüşme konusunda pes edecek gibi değildir. Nihayet bir aracı bulup Sultanın huzuruna çıkarmayı başarırlar. Aracı Abdülhamid Han'a yahudilerin teklifini iletir.
Teklif ki; Öyle yenilir yutulur türden bir şey değil. Neredeyse son elli yılı borç ödemek için borç almakla geçiren imparatorluğun tüm borçlarını ödemek, muhalifleri sindirmek, avrupada Sultanın propagandasını yapmak daha neler neler...
Karşılığında istedikleri de bugünkü Filistin topraklarında, Kudüs civarında, sözde Osmanlı'ya bağlı bir yahudi devleti kurmaktır.
Elçi biraz da çekine çekine Sultana; Filistin topraklarını almak karşılığında yahudilerin sunduğu teklifi arz etmiş, merak ve endişeyle padişahın vereceği cevabı beklemektedir. Sultan 2. Abdülhamid Han, elçinin teklifini dinledikten sonra tereddüt etmeden; "Hay hay, ne demek tabi kî alabilirler. Yeter ki bedelini ödesinler!" der. Korkudan küçük abdestini altına kaçırmak üzere olan elçinin bir anda gözleri parlar, bu cevabı duyacağı aklının ucundan bile geçmemektedir. Hemen sorar; "Sultanım nedir o bedel?
Hemen ödemeye hazırlar."
diye. Abdülhamid Han elçiye bakar; "O bedel, şehit kanıdır!" der. "O toprakların her adımı Müslümanların Şehitlerinin kanlarıyla sulanmıştır. Bedelini ödeyebileceklerse gelsin alsınlar!" Aziz kardeşlerim, Cennet Mekân 2. Abdülhamid Han saltanat koltuğunda oturduğu sürece siyonistlerin planlarını her seferinde bozmuş, yahudilerin bireysel olarak Filistin'den toprak satın almasına, Filistin'e yerleşmesine bile müsaade etmemiş, o coğrafyada nüfus olarak çoğalmalarına fırsat vermemiştir.

AYET-İ KERİME
Onlar (yahudiler) toplu olarak sizinle savaşamazlar, ancak, müstahkem şehirlerde yahut duvarların ardından (sizinle savaşmak isterler). Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir.
Sen onları toplu sanırsın, oysa onların kalbleri dağınıktır. Böyledir, çünkü onlar aklını kullanmayan bir topluluktur. Haşr 14

HADiS-İ ŞERİF

"Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmanına teslim etmez. Kim, mümin kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanın kusurunu örterse, Allah da Kıyamet günü onun kusurunu örter." Buhârî Müslim

SORDUM ÖĞRENDİM

Gıyâbi cenaze namazı kılınabilir mi?
Esas olan, namazının kılınabilmesi için cenazenin hazır bulunmasıdır. Ama hazır olmayan cenaze için de, namaz kılmak câizdir. Rasulüllah Efendimiz (s.a.v.); Habeş kralı Necâşi'nin vefatını haber vermiş, sonra da onun cenaze namazını kıldırmak üzere cemaatin önüne geçmiş, Ashab da arkasında saf tutmuştur. Olayda hazır bulunan Cabir b. Abdullah (r.a.) der ki: "Rasulüllah (s.a.v.), Necâşi'nin (gıyâbında) cenaze namazını kıldırdı. Ben de ikinci yahut üçüncü saftaydım." Yine, Efendimiz'in (s.a.v.) Uhud şehitleri ve kendisine haber verilmeden defnedilen cenazeler için de gıyâbi cenaze namazı kıldığı bilinmektedir.

Allah'ım! Peygamberlerini yalanlayan ve insanları Senin yolundan alıkoyan şu kafirleri helak et, onlara rezillik ve azap ver. Sen gerçek ilahsın, Allah'ım. Âmin

Günün Manşetleri

Tüm Manşetler