Allah (c.c) bizi kabul eder mi?

Ey ihvânı din bu ahvâl ile, aceb Allah bizi kabul eder mi? Hz. Alvarlı Efe (k.s.)

M. FATİH ÇITLAK M. FATİH ÇITLAK
Kaynak Gazete
Giriş Tarihi:
Takvim'i Google'a ekleyin, doğru kaynaktan haberi alın!
Allah (c.c) bizi kabul eder mi?
Aziz kardeşlerim, biz Müslümanlar ibadeti âdet olarak yapmaya başladığımız günden beri ne birliğimiz kaldı ne dirliğimiz. İbadetten maksud olan, Allah'ın (c.c.) ve Efendimiz'in (s.a.v.) ahlakıyla ahlaklanmayı unutup, ibadetin kendisini yapıp, manâsından bîhaber kaldıkça da bu hâlimizin düzeleceği yok gibi görünüyor. Kıymetli okurlar, Cenâb-ı Allah'ın bizlerin kulluğuna, ibadetine bir ihtiyacı yoktur. İbadetler bizlerin ihtiyacı olduğu için farz kılınmıştır.
Örneğin namaz. Hiç düşündünüz mü, madem Allah Teâlâ'nın ihtiyacı yok neden namaz kılmakla emrolunduk diye? Ya da orucu sadece aç olanın hâlinden anlamak için mi tutuyoruz?
Ya da sadaka vermezsek, hâşâ Allah kullarının ihtiyacını görmekten âciz mi kalacak?
Kardeşlerim, bunların hepsi ve dahası bizlerin güzel ahlakı tanıması, tadması, yaşaması ve nihayetinde o ahlakla; Allah Teâlâ'nın ahlakıyla ahlaklanması için verilmiş nimetlerdir.
Yani namazdan, oruçtan, zekattan, hacdan, sadakadan, Kur'ân okumaktan farz veya nâfile diğer ibadetlerden murad olunan şey onları robot gibi, düşünmeden, idrak etmeden, bir âdet olarak yapmak değildir. Bugün biz Müslümanların içine düştüğü en büyük handikaplardan bir tanesi budur. Kardeşlerim biz dini sadece ibadetlerin zâhirinden, şeklinden ibaret olarak algılar hâle geldik maalesef. Namazdan maksadın, dâima Allah'ın huzurunda olduğumuz bilincine ulaşmak, oruçtan maksadın helâle bile el uzatmayarak benliğimizi kırmak, gecenin bir vakti sahura kalkıp sırf O (c.c.) emretti, Habibi (s.a.v.) tavsiye etti diye uykumuzu bölmek, böylece Allah Teâlâ'nın rızasının, emrinin kendi keyfimizden de, ihtiyacımızdan da, uykumuzdan da önemli, öncelikli olduğunu yaşamanın lezzetini tadıp, senenin geri kalanına bu idraki, bu lezzeti taşımak olduğunu unuttuk. Acaba Allah Teâlâ bizleri bu hâlimizle, bu düzeltmediğimiz, güzelleştirmediğimiz ahlakımız, kötü huylarımızla, emmâre sıfat nefsimizle kabul eder mi diye düşünmez olduk. Zaten emrolunduğumuz bir şeye, kırık dökük amelimize güvenir olduk.
Şeklini yapınca, işimiz biter sandık. İhlâsı, İhsanı unuttuk. Vesselam...

ÂDETLE iBADETi AYIRAN ŞEY: NiYET
Sevgili okurlar, bir şeyi âdet olarak mı, ibadet olarak mı yaptığımızı anlamamızın en doğru yöntemi niyetimize bakmaktır. Biz o ibadeti; Sırf o ibadeti yapmış olmak, yani emri tutmak veya yasak savmak için mi yapıyoruz, yoksa onu yaparak Allah Teâlâ'dan başka bir şey daha istiyor muyuz? Burası çok önemli çünkü, sadece emri tutmak için yaparsak sonunda bugünkü hâle geliyoruz. Dini, emir ve yasaklardan ibaret bir şey olarak algılayıp, robot gibi düşünmeden yapıp, kendimizce sorumluluklardan kurtulmuş oluyoruz. Sizce de kurtulmuş oluyor muyuz, hakikaten? Kardeşlerim, insaf ile bakınca, 'Ben güzel ahlakı tamamalamak için gönderildim' diyen bir Yüce Sultanın ümmeti olarak vazifemizin spor yapmak, aç kalmak, turistik gezi yapmak olmadığını anlamak için hoca, âlim olmak gerekmediğini herkes görecektir. Buraya kadar âdet olarak, sadece şekliyle ibadet yapmanın nasıl olduğunu anlatmaya çalıştık. Şimdi isterseniz yerimiz yettiğince bir kaç cümle de, o şeklini yaptığımız şeylerin nasıl ibadete dönüşeceğinden bahsedelim. Yani niyeti anlatalım. Kıymetli okurlar, eğer niyetimiz varsa yani; sadece şekline değil ruhuna, hakikatine, sırrına, zevkine böylece Allah Teâlâ'nın yakınlığına, rızasına, güzel ahlaka, kötü huylarımızdan kurtulmaya talip isek işte ancak o zaman yaptığımıza âdet değil ibadet denir. İşte ancak o zaman Hazreti Allah'ın kul diye muhatap kabul edeceği insan adayıyız demektir. İşte ancak o zaman, Nebiler Sultanı Hazreti Muhammed Mustafa'nın (s.a.v.) ümmetiyiz demektir. Yoksa Cenâb-ı Allah'ın; tek işi secde etmek, rükû etmek, kıyam etmek, tespih etmek, dua etmek olan melekleri zaten vardır.

CENNETE AMELLERİMİZLE DEĞİL, CENâB-I ALLAH'IN RIZASI İLE GİRECEĞİZ
Kıymetli okurlarımız, Cenâb-ı Allah biz kullarını öyle çok sever ki; cezalandırmak için değil âdeta affetmek, mükafatlandırmak için, yani lehimize sebepler, bahaneler icâd eder.
Kardeşlerim Allah Teâlâ'nın hepimizi cehenneme atmak için sadece adaletiyle sorguya çekmesi yeter.
Benim amellerim beni cennete götürür diyen kişi zaten bu kafayla muhtemeldir ki, cennete rüyasında girer. Çünkü Efendimiz (s.a.v.) 'Ben dahi Allah'ın rızasıyla cennete gireceğim.' buyurmuş, cennete amelle değil Allah rızası ile girileceğini ifade etmiştir. Kaldı ki kulun, kendinde bir benlik görerek ibadet etmesi gizli şirktir. Yani; ibadeti sen mi ettin, yoksa Cenâb-ı Allah mı nasip etti de yaptın diye bir sorsalar, başka soruya gerek kalmaz. Bu sözü söyleyecek kadar ahmak olmayan diğer insanlar ise zaten amelleriyle cennete giremeyeceğini bilir, adalet değil rahmet, merhamet, mağfiret dilenir Allah'ın (c.c.) kapısında her dâim. Dostlar ameller, yani ibadet ve taatler, Allahımızın (c.c.) rızasını kazanmak için birer vesiledir. O yüzden biz mü'minler salih amellere sarılırız. Ama asla o amellere güvenmeyiz. Ancak ve ancak bizi o amelleri yapmaya lâyık bulan ve muvaffak eden Rabbimize (c.c.) güveniriz.

BUGÜN NİYETLERİMİZİ TAZELEME GÜNÜ OLSUN
Kıymetli dostlar, çok basit gördüğümüz bir 'niyet', dünya algımızı ve yaşantımızı dolayısıyla ahiret hayatımızı temelinden etkiler. Bizim dinimiz amelden önce niyet dinidir. Çünkü ameller niyetlere göredir. Bir kişi Allah Teâlâ'nın rızasını umarak ve dileyerek bir işe niyet etse, muvaffak olamasa bile o işi yapmış gibi sevap kazanır. Dostlar Allah (c.c.) rızasını düşünmeden yapılan ibadet, hayır, hizmet ne varsa iyi ve doğru zannettiğimiz, hepsi bereketsiz olur. İnsan niyetini kaybederse, gene namaz kılar, gene hizmet eder, gene ibadet taatle meşguldur görünüşte. Ancak yapılan işten umulan netice hâsıl olmaz. Öyle ki, bazen nefis ve şeytan gayet hâlis niyetle başladığımız işleri bile kendi taraflarına çevirir. Senelerdir namaz kılan bir mü'min; Artık namaza dururken, Allah'ın huzurunda olduğu niyetini, idrâkini unutmuş olabilir.
Huzura sadece emir oluduğu için çıkar olmuştur. Ya da senelerdir Kur'ân hizmetinde bulunan bir başka din kardeşimiz, kendine göre hizmetinin devamı için şart gördüğü para temin etmek, insanları bu hizmete teşvik etmek gibi sebepleri farkında olmadan Allah rızasının önüne geçirmiş, hizmeti sürdürüyorum, vatana millete dine faydalı birşeyler yapıyorum derken, işi hizmeti sürdürme hırsına veya ticarete çevirmiş olabilir. Diğer ibadet ve taatlerde de buna benzer niyetini kaybetme, hedefinden sapma örneklerini sizler çoğaltabilirizsiniz. Kardeşlerim biz Müslümanların, yaptığımız amelleri kim için ve ne için yapıyorum diye işin başında, ortasında, sonunda bir kere daha düşünmesi gerekir, vesselam...

BU DÜNYA LEŞTİR, TâLİPLERİ KÖPEKTİR!
Tarihte meşhur olan büyük İskender'le Zülkârney'nin aynı kişi olmadığını birçok müfessir tespit etmişlerdir. Büyük İskender putperesttir, muvahhid değildir, Zülkârneyn ise muvahhiddir.
Nebi peygamber midir, değil midir şeklinde ihtilaf vardır.
Kur'ân-ı Kerimde'de geçen Azizlerdendir, orası muhakkak.
Hz. Zülkârneyn sohbeti çok seven, hizmete âşık bir zatmış.
Kendi katında kıymetli bir köpeği varmış. Köpeğinin de çok kıymetli altınlar, gümüşler, yakutlar, zebercetler, firûzelerle süslenmiş bir tasması varmış. Köpeğin boynundaki tasma, Zülkârneyn'in hem saltanatını gösteriyor hem de diyor ki bu dünyanın saltanatı ne ki; köpeğin boynuna tasma olur. Bir gün, Zülkârneyn nedimi ile beraber ormanlık bir yerde sohbet ederken sohbet uzamış mevzu açılmış... dönmüş bakmış demiş ki, nedimi'ye; "Köpek nereye gitti, köpeği göremiyorum?" nedimi; "Ben de bilemiyorum" demiş. Sen bu tarafı ara, ben bu tarafı arayayım" demişler. Bir süre sonra nedimi'nin yüzü asık bir şekilde gelmiş Zülkârneyn'in yanına; "Efendim, ben buldum" demiş.
- Zülkârneyn, peki, buldun da bu yüzünün hâli ne, niye yüzün asık? diye sormuş.
- Nedimi, pek iyi halde değildi şimdi almasak, yanına gitmesek iyi olur. Zülkârneyn; "Neden?" diye sormuş. Nedimi; "Bu hâlde görmenizi istemem, leş yemekle meşgul" demiş.
Bunun üzerine, Hz.
Zülkârneyn; "Gel biz gidelim o burada kalsın. Nedimi; "Efendim bekleseydik" demiş. Hz.
Zülkârneyn; "Hayır! Sıtkım sıyrıldı ondan. Leş yiyiyor. Şu anda muhabbetim ondan uzaklaştı" demiş. "Peki" demiş nedimi, "Bari boynundaki tasmayı alalım çok kıymetli bir tasma, çünkü."
Hz. Zülkârneyn'in meşhur sözü diyor ki: "Hayır o tasma boynunda kalsın. Elbet o leşten başını kaldıracak bir şekilde etrafına bakınacak.
Bu arada gözü tasmaya ilişirse, belki sahibi katındaki değerini, sahibinden gördüğü lütûfları hatırlar ve utanır."
Kardeşlerim, bu kıssa çok ibretliktir, çok mesele çözer...
Cenâb-ı Hakk'ın; Sîretimizi bozsak da / insanlıktan çıksak da, bizim insan sûretimizi bozmaması hâlâ yüzümüzde iman nuru bırakmasının bir sebebi de budur. Bakalım da insan olduğumuzu hatırlayalım. Ve esas itibar edilen tarafımıza yol bulalım. O, ulû zatın katındaki saltanatımızı onun köleliğindeki güzel nimetli hâlimizi analım. Cenâb-ı Hak bizi sûretimizle sîretimizle insan eylesin. Âmin.
Madem biz bu dünyaya tahsil için geldik. Bu tahsilden kalmayalım. Veya en yüksek dereceden mezun olalım. Bu tahsilden murat aşkı ilâhidir.
Allah ve Peygamber aşkını tahsil etmeden, odun gibi gitmeyelim.
Eğer odun gibi gidersek yanacak malzeme oluruz.
Derler ki; Dünya "Lâ şey"dir. Lâ şey; hiç bir şey demektir.
Lâ şey ile lâ şe' kelimesi arasında oyun yaparlar.
Hz. Ali Efendimizin sözü: "Eddünya cîfetün tâlibuha kilâbün"
Bu dünya leştir, tâlipleri de köpeklerdir.


AYET-İ KERİME
"Kim Rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa salih amel işlesin ve yapmış olduğu ibadette hiç kimseyi Rabbine ortak koşmasın." Kehf 110

HADiS-İ ŞERİF
"Kul, birçok iyi ameller işler.
Bu ameller mühürlü bir zarfda melekler tarafından Allah'a yükseltilir ve bu zarf Allah'ın huzuruna konur. Allah-u Teâlâ: "Bu zarfı atınız, zira bunun içindeki amel ile benim rızam kasdedilmemiştir" buyurur.
Sonra Allah-u Teâlâ melekleri çağırır şu amelleri ona yazınız" buyurur. Melekler; "Ya Rabbi!
O bunların hiçbirini yapmadı." derler. Allah-u Teâlâ; "Yapmadı ama, yapmaya niyet etti." buyurur." Dârekutni

SORDUM ÖĞRENDİM
Namazda yapılan bir hata, kusur, namaz bozulmadan nasıl düzeltilir?

Namaz kılan bir kişi namaz içerisinde yapması gereken veya okuması gereken şeylerden bir tanesini unutup yapmasa veya okumasa, yanlış veya eksik okusa, yerini şaşırsa, kısacası bir hata yapsa ve bunu namazı bitmeden veya bitip de yerinden kalkmadan, camideyse camiden çıkmadan, dünya kelâmı da konuşmadan farketse, bu namazdaki kusurunu gidermek için hemen Sehiv Secdesi denilen, düzeltme secdesini yapar.
Dostlar Sehiv Secdesi uzun bir bahistir, bizler namazlardaki kusurları düzeltmek için İlmihâl Kitaplarında hangi başlığa bakacağınızı göstermek istedik. Detaylarını oralardan öğrenebilirsiniz inşaallah.

DUA

Allah (c.c) bizi kabul eder mi?-1 Allah'ım! Bütün işlerimin başı olan dinim konusunda hataya düşmekten beni koru.
Yaşadığım şu dünyadaki işlerimizin yolunda gitmesini sağla. Dönüp varacağım ahiretimi kazanmama yardım et. Hayatımda daha fazla hayırlar yapmama imkan tanı.
Ölümümü her türlü sıkıntılardan kurtuluşa sebep kıl." Âmin

"Allah'ım! Nefsime takvasını ver ve nefsimi (her türlü kötü şeylerden) temizle, Sen temizleyenlerin en hayırlısısın. Sen nefsimin dostu ve Mevlâsısın." Âmin

Günün Manşetleri

Tüm Manşetler