Hayatın başlangıcından sonuna kadar, bütün güzelliklerin yaşanabilmesi için lazım olan ahlak: Sabır
Sabır hem başlangıçtır, hem son. İyilik yapmak için, kötülükten sakınmak için, insana hep sabır lazımdır.
Giriş Tarihi:
* Sabırlı olmak, sabretmek halk arasında bazı insanlarda bulunan, bazısında bulunmayan ama çok da sanki önemli değilmiş gibi göz ardı edilen mühim bir ahlaktır. Bir yanlış anlayış da sanki sabır için ayrı bir efor ve gayret sarf edilmediği fikridir. Sanki sabır, hareketsizlik, pasif kalmak gibi anlaşılır.
Sükûnet ve hareketin "sabır" hükmünde olabilmesi için niyet lazımdır.
* Niyet bizim bütün hareketlerimizin ölçü noktasıdır. Haksızlığa mani olmak ve Cenâb-ı Hakk'ın rızasını kazanmak için hareket ve gayrette bulunmak sabırdır. Güzel ahlakın hâkim olabilmesi ve gene Cenâb-ı Hakk'ın rızasına uygun olarak sükûnetle beklemek yahut nefsinden kaynaklanan istekleri tutmak sabırdır. En güzel ahlak olan bu sabrın varlığını ancak niyetin düzgünlüğü ortaya koyar.
Nefis istediği halde günah işlememek, ibadeti kesintisiz olarak yapmak, iyilik için hep kendini kontrol etmek ve gözden geçirmek ancak sabır ve azimle olabilir.
* İslam âlimleri sabrı anlatırlarken değişik açılardan tarif etmişlerdir. Nefis kendisine lazım olup olmadığına bakmaksızın her iştahının çektiğini yapmak ister. Nefsi çocukluktan olgunluğa, yetişkin birey haline getirmeye sabırla muvaffak olabiliriz. Aynı zamanda nefsimizi kendi ellerimizle zarar görmekten ve cehenneme atmaktan, halk arasındaki rüsvalıktan korumayı da, egomuzu, benliğimizi tutmakla yani sabırla gerçekleştirebiliriz.
* Güzel bir şeyi devam ettirmek de en az bir kötülüğe mani olmak kadar önemlidir ve sabır ister. Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerîm'inde "Ey iman edenler, Allah Teâlâ'dan sabırla ve namazla yardım isteyiniz, muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir" buyurmaktadır. Allah'la böylesi bir beraberliği belki şöylece zihnimizde canlandırabiliriz.
Sabır Allah Teâlâ'nın isimlerindendir ve sıfatıdır.
* Esma-ül Hüsna olarak bilinen doksan dokuz isim "es sabur" ismiyle tamam olur. Gerçi Cenâb-ı Hakk'ın sadece doksan dokuz ismi yoktur. Neyse… Tekrar Allah'la sabır noktasında beraber olmayı zihnimizde canlandırmaya gelirsek, kul sabrı yerine getirerek Allah'ın isimlerinden ve Cenâb-ı Hakk'ın kendisine bahşettiği güzel ahlaktan nasiptar olur. Şöyle bir gözlerinizi kapatıp düşünüp, kendinize, kafanıza göre yapmak istediğiniz bir işte bir an durup düşünüp "Allah Teâlâ bu işten razı değil, yapmayayım" diyerek karar aldığınızda o an Cenâb-ı Hakk'ın 'Sabur' ism-i şerifinden nasiplenirsiniz ve O'nun ahlakından adeta bir elbise gibi sabır ahlakını giyinirsiniz. Peki, o haldeyken Cenâb-ı Hak sizi hiç cehennemine atar mı? Yahut dünyada bir sıkıntıya müptela kılar mı? Kalbinizde hiç huzursuzluk olur mu? Ruhunuzda da sıkıntı olmaz. İşte bu hal Allah Teâlâ ile beraber olmanın bir alameti değil midir?
Ramazan orucu sabrın ne büyük ahlak olduğunu bizlere yaşatır.
* Sabır duygusu insanı meleklerden ayıran başka bir özelliktir. Çünkü melekler emirle hareket ederler, Cenâb-ı Hakk'ın fermanına karşı direnme, sıkıntı çekme, istemeyerek yapma gibi fiiller bu varlıklarda bulunmadığı gibi ayrıca işten usanma, bıkkınlık, yorgunluk, ümitsizliğe düşme, ekstradan bir şeyler isteme gibi haller de meleklerde bulunmaz. Fakat insanoğlu böyle değildir. İnsan bebekken, öğrenmeye başlarken bile itiraz ve benlik mekanizması daima çalışır vaziyette hayata adım atar. Sabır, nefsi ekarte eder, şeytanın ve diğer yaratılmışların tazyikine karşı bizi ayakta tutar, ulvi sahaya nefsin süfli duygularını karıştırmamak için set çeker. Böylece nefis sahibi olan insan sabırla meleklerin üstünde bir dereceye nail olur.
Zulme haksızlığa razı olmak sabır değildir.
* Eğer inanmış bir insan isek Allah Teâlâ'nın razı olmadığı zulme, bizlerin de asla razı olmaması gerekir. Zulüm hakkında daha evvel konuşmuştuk, sabırla zulme karşı durmak çok önemlidir. Çünkü sabır ahlakına bürünmeden zulümle mücadele etmek de zulüm, haksızlık ve terörü beraberinde getirir. Gaspedilen bir hakkı, kanunlar ve beşeri ahlak münasebetleri içerisinde almak için çalışmak sabırdır. Zulme karşı hukuk çerçevesinde mücadele etmek sabırdır. Düşman karşısında aldığımız emri en güzel şekilde yerine getirip bu saldırılara karşılık vermek sabırdır. Günahlarla nefsimize zulmetmeyelim, onu cehennem çukurlarına atmayalım diye yasaklardan kaçınmak sabırdır. İhtiyaç duyduğumuz parayı malı helalinden kazanmak için uğraşmak sabırdır. Uykuyu ve rahatı terk ederek çoluk çocuğumuzun nafakasını kazanmak için evden çıkmamız sabırdır. Yuvada huzur olsun, bereket olsun diye kadın, erkek ve çocukların özveriyle hareket etmeleri sabırdır. Vatanın, milletin bölünmezliği için kendi nefislerimizi bir tarafa koyup birleştirmek, el ele tutuşmak için gayret etmek sabırdır. Bu dünyanın çilelerine ve mihnetlerine ahiret için eyvallah etmek sabırdır. Her gün daha iyi olmak için ve hep daha güzele gitmek için aklımızı, fikrimizi, zihnimizi uyanık tutmaya çalışmak sabırdır.
* * *
GÜNÜN YAZISI
ZİYAFET
Kıymetli dostlar bu başlığı gördüğünüzde sanki bugüne kadar anlattıklarımızda tezat ve çelişkili bir durum varmış gibi gelebilir.
Ziyafet abartılı ikram demek değildir. Yani ikram gibi görünen israf değildir, olmamalıdır.
Ziyafetten murat, başkasını yeme içme telaşından kurtarıp ona ikramda bulunmaktır.
İnsanlar ramazanda başkalarına iftar yahut sahur ettirerek bu mevsimi çok iyi değerlendirmelidir. Evine yahut yemeğe çağırdığı insanları üzmeden, sıkıntıya düşürmeden ikramda bulunması gerekir.
Kendisini davet edenleri de meşru bir mazereti olmaksızın reddetmemelidir. İnsan ziyafete gittiği halde ziyafet verebilir. Şöyle ki davet edildiği yerde mızmızlık yapmaz, hane halkına zorluk çıkarmaz, kendisine sofra açan insanları memnun ederek oradan ayrılır, bu durumda hem misafirlik ecrini kazanır hem de ev sahibiymiş gibi derece alır.
İnsanların birbiriyle kaynaşması için sofralar bilhassa ramazandaki bereketli davetler büyük bir fırsattır.
* * *
GÖNÜL SAHİFESİ
Adaleti ile cihana nam salan hükümdar Nûşirevan, atını ok gibi sürdüğü bir gün, yolda yay gibi beli bükülmüş bir ihtiyar gördü. İhtiyar, birkaç meyve fidanı dikiyordu.
Nûşirevan dedi ki:
-Ey ihtiyar! Saçın, sakalın süt gibi ağarmış. Şurada birkaç günlük ömrün var. Neden ağaç dikiyorsun?
Meyvesini göremeyeceksin ki!
İhtiyar adam Nuşirevan'a; -Vaktiyle birileri bizim için fidan diktiler ki biz de bugüne kadar meyve yedik. Aynı şekilde bizim de başkaları için fidan dikmemiz lazım, dedi.
İhtiyarın sözü hükümdarın hoşuna gitti, ona bir avuç altın verdi. Bunun üzerine ihtiyar; -Herkesin ağacı senede bir kere verirken, benim ağaç iki kere mahsul verdi, deyince bu söz Hükümdarın daha da hoşuna gitti.
Hükümdar ihtiyara bir avuç altın daha verdi. Sonra yanındaki kişiye -Hadi gidelim yoksa bu adam güzel sözleriyle bütün servetimizi alır, diye latife yaptı.
* * *
AYET-i KERiME
* Asr'a andolsun ki, İnsan ziyandadır. Ancak inanıp iyi işler yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler, ziyânda değillerdir.
Asr Suresi
* * *
Hz. İnsan'dan insana sesleniş
HADiS-i ŞERiF
* "Kim nimete kavuştuğunda şükreder, afete uğradığında sabreder, haksızlık yapınca af diler, haksızlığa uğradığında affederse" dedi ve sustu. Bunun üzerine Eshab-ı Kiram efendilerimiz: "Ya Rasulallah onun durumu ne olur?" diye sordular. Rasulümüz de (s.a.v.): "Onlar (geleceklerinden) emin ve doğru yolda olan kimselerdir." Buyurdular.
Taberani
* * *
SORDUM ÖĞRENDİM
* Çocuklara Allah'ın isimleri konabilir mi?
Bir anne-babanın çocuğuna karşı görevlerinden birisi ona güzel isim vermektir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), bir hadisinde insanların kıyamet günü isimleri ile çağırılacağını belirterek "Çocuklarınıza güzel isim koyunuz." (Ebu Davud, Edeb, 69) buyurmuştur. Çocuklara Allah'ın isimlerini vermeye gelince, hemen belirtmek gerekir ki Allah'a has isimler çocuklara verilmemelidir. Şayet çocuklara ilahi isimler verilecekse başına "kul" anlamına gelen "abd" kelimesi eklenmelidir. Abdullah, AbdurRahman, Abdurrahim, Abdulkadir, Abdüllatif gibi.
* * *
" Allah'ım, imanı bize sevdir ve onu kalplerimizde tezyin et; küfrü, fıskı ve isyanı bize çirkin göster ve bizi rüşde erenlerden eyle."
Âmin.
Sükûnet ve hareketin "sabır" hükmünde olabilmesi için niyet lazımdır.
* Niyet bizim bütün hareketlerimizin ölçü noktasıdır. Haksızlığa mani olmak ve Cenâb-ı Hakk'ın rızasını kazanmak için hareket ve gayrette bulunmak sabırdır. Güzel ahlakın hâkim olabilmesi ve gene Cenâb-ı Hakk'ın rızasına uygun olarak sükûnetle beklemek yahut nefsinden kaynaklanan istekleri tutmak sabırdır. En güzel ahlak olan bu sabrın varlığını ancak niyetin düzgünlüğü ortaya koyar.
Nefis istediği halde günah işlememek, ibadeti kesintisiz olarak yapmak, iyilik için hep kendini kontrol etmek ve gözden geçirmek ancak sabır ve azimle olabilir.
* İslam âlimleri sabrı anlatırlarken değişik açılardan tarif etmişlerdir. Nefis kendisine lazım olup olmadığına bakmaksızın her iştahının çektiğini yapmak ister. Nefsi çocukluktan olgunluğa, yetişkin birey haline getirmeye sabırla muvaffak olabiliriz. Aynı zamanda nefsimizi kendi ellerimizle zarar görmekten ve cehenneme atmaktan, halk arasındaki rüsvalıktan korumayı da, egomuzu, benliğimizi tutmakla yani sabırla gerçekleştirebiliriz.
* Güzel bir şeyi devam ettirmek de en az bir kötülüğe mani olmak kadar önemlidir ve sabır ister. Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerîm'inde "Ey iman edenler, Allah Teâlâ'dan sabırla ve namazla yardım isteyiniz, muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir" buyurmaktadır. Allah'la böylesi bir beraberliği belki şöylece zihnimizde canlandırabiliriz.
Sabır Allah Teâlâ'nın isimlerindendir ve sıfatıdır.
* Esma-ül Hüsna olarak bilinen doksan dokuz isim "es sabur" ismiyle tamam olur. Gerçi Cenâb-ı Hakk'ın sadece doksan dokuz ismi yoktur. Neyse… Tekrar Allah'la sabır noktasında beraber olmayı zihnimizde canlandırmaya gelirsek, kul sabrı yerine getirerek Allah'ın isimlerinden ve Cenâb-ı Hakk'ın kendisine bahşettiği güzel ahlaktan nasiptar olur. Şöyle bir gözlerinizi kapatıp düşünüp, kendinize, kafanıza göre yapmak istediğiniz bir işte bir an durup düşünüp "Allah Teâlâ bu işten razı değil, yapmayayım" diyerek karar aldığınızda o an Cenâb-ı Hakk'ın 'Sabur' ism-i şerifinden nasiplenirsiniz ve O'nun ahlakından adeta bir elbise gibi sabır ahlakını giyinirsiniz. Peki, o haldeyken Cenâb-ı Hak sizi hiç cehennemine atar mı? Yahut dünyada bir sıkıntıya müptela kılar mı? Kalbinizde hiç huzursuzluk olur mu? Ruhunuzda da sıkıntı olmaz. İşte bu hal Allah Teâlâ ile beraber olmanın bir alameti değil midir?
Ramazan orucu sabrın ne büyük ahlak olduğunu bizlere yaşatır.
* Sabır duygusu insanı meleklerden ayıran başka bir özelliktir. Çünkü melekler emirle hareket ederler, Cenâb-ı Hakk'ın fermanına karşı direnme, sıkıntı çekme, istemeyerek yapma gibi fiiller bu varlıklarda bulunmadığı gibi ayrıca işten usanma, bıkkınlık, yorgunluk, ümitsizliğe düşme, ekstradan bir şeyler isteme gibi haller de meleklerde bulunmaz. Fakat insanoğlu böyle değildir. İnsan bebekken, öğrenmeye başlarken bile itiraz ve benlik mekanizması daima çalışır vaziyette hayata adım atar. Sabır, nefsi ekarte eder, şeytanın ve diğer yaratılmışların tazyikine karşı bizi ayakta tutar, ulvi sahaya nefsin süfli duygularını karıştırmamak için set çeker. Böylece nefis sahibi olan insan sabırla meleklerin üstünde bir dereceye nail olur.
Zulme haksızlığa razı olmak sabır değildir.
* Eğer inanmış bir insan isek Allah Teâlâ'nın razı olmadığı zulme, bizlerin de asla razı olmaması gerekir. Zulüm hakkında daha evvel konuşmuştuk, sabırla zulme karşı durmak çok önemlidir. Çünkü sabır ahlakına bürünmeden zulümle mücadele etmek de zulüm, haksızlık ve terörü beraberinde getirir. Gaspedilen bir hakkı, kanunlar ve beşeri ahlak münasebetleri içerisinde almak için çalışmak sabırdır. Zulme karşı hukuk çerçevesinde mücadele etmek sabırdır. Düşman karşısında aldığımız emri en güzel şekilde yerine getirip bu saldırılara karşılık vermek sabırdır. Günahlarla nefsimize zulmetmeyelim, onu cehennem çukurlarına atmayalım diye yasaklardan kaçınmak sabırdır. İhtiyaç duyduğumuz parayı malı helalinden kazanmak için uğraşmak sabırdır. Uykuyu ve rahatı terk ederek çoluk çocuğumuzun nafakasını kazanmak için evden çıkmamız sabırdır. Yuvada huzur olsun, bereket olsun diye kadın, erkek ve çocukların özveriyle hareket etmeleri sabırdır. Vatanın, milletin bölünmezliği için kendi nefislerimizi bir tarafa koyup birleştirmek, el ele tutuşmak için gayret etmek sabırdır. Bu dünyanın çilelerine ve mihnetlerine ahiret için eyvallah etmek sabırdır. Her gün daha iyi olmak için ve hep daha güzele gitmek için aklımızı, fikrimizi, zihnimizi uyanık tutmaya çalışmak sabırdır.
* * *
GÜNÜN YAZISI
ZİYAFET
Kıymetli dostlar bu başlığı gördüğünüzde sanki bugüne kadar anlattıklarımızda tezat ve çelişkili bir durum varmış gibi gelebilir.
Ziyafet abartılı ikram demek değildir. Yani ikram gibi görünen israf değildir, olmamalıdır.
Ziyafetten murat, başkasını yeme içme telaşından kurtarıp ona ikramda bulunmaktır.
İnsanlar ramazanda başkalarına iftar yahut sahur ettirerek bu mevsimi çok iyi değerlendirmelidir. Evine yahut yemeğe çağırdığı insanları üzmeden, sıkıntıya düşürmeden ikramda bulunması gerekir.
Kendisini davet edenleri de meşru bir mazereti olmaksızın reddetmemelidir. İnsan ziyafete gittiği halde ziyafet verebilir. Şöyle ki davet edildiği yerde mızmızlık yapmaz, hane halkına zorluk çıkarmaz, kendisine sofra açan insanları memnun ederek oradan ayrılır, bu durumda hem misafirlik ecrini kazanır hem de ev sahibiymiş gibi derece alır.
İnsanların birbiriyle kaynaşması için sofralar bilhassa ramazandaki bereketli davetler büyük bir fırsattır.
* * *
GÖNÜL SAHİFESİ
Adaleti ile cihana nam salan hükümdar Nûşirevan, atını ok gibi sürdüğü bir gün, yolda yay gibi beli bükülmüş bir ihtiyar gördü. İhtiyar, birkaç meyve fidanı dikiyordu.
Nûşirevan dedi ki:
-Ey ihtiyar! Saçın, sakalın süt gibi ağarmış. Şurada birkaç günlük ömrün var. Neden ağaç dikiyorsun?
Meyvesini göremeyeceksin ki!
İhtiyar adam Nuşirevan'a; -Vaktiyle birileri bizim için fidan diktiler ki biz de bugüne kadar meyve yedik. Aynı şekilde bizim de başkaları için fidan dikmemiz lazım, dedi.
İhtiyarın sözü hükümdarın hoşuna gitti, ona bir avuç altın verdi. Bunun üzerine ihtiyar; -Herkesin ağacı senede bir kere verirken, benim ağaç iki kere mahsul verdi, deyince bu söz Hükümdarın daha da hoşuna gitti.
Hükümdar ihtiyara bir avuç altın daha verdi. Sonra yanındaki kişiye -Hadi gidelim yoksa bu adam güzel sözleriyle bütün servetimizi alır, diye latife yaptı.
* * *
AYET-i KERiME
* Asr'a andolsun ki, İnsan ziyandadır. Ancak inanıp iyi işler yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler, ziyânda değillerdir.
Asr Suresi
* * *
Hz. İnsan'dan insana sesleniş
HADiS-i ŞERiF
* "Kim nimete kavuştuğunda şükreder, afete uğradığında sabreder, haksızlık yapınca af diler, haksızlığa uğradığında affederse" dedi ve sustu. Bunun üzerine Eshab-ı Kiram efendilerimiz: "Ya Rasulallah onun durumu ne olur?" diye sordular. Rasulümüz de (s.a.v.): "Onlar (geleceklerinden) emin ve doğru yolda olan kimselerdir." Buyurdular.
Taberani
* * *
SORDUM ÖĞRENDİM
* Çocuklara Allah'ın isimleri konabilir mi?
Bir anne-babanın çocuğuna karşı görevlerinden birisi ona güzel isim vermektir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), bir hadisinde insanların kıyamet günü isimleri ile çağırılacağını belirterek "Çocuklarınıza güzel isim koyunuz." (Ebu Davud, Edeb, 69) buyurmuştur. Çocuklara Allah'ın isimlerini vermeye gelince, hemen belirtmek gerekir ki Allah'a has isimler çocuklara verilmemelidir. Şayet çocuklara ilahi isimler verilecekse başına "kul" anlamına gelen "abd" kelimesi eklenmelidir. Abdullah, AbdurRahman, Abdurrahim, Abdulkadir, Abdüllatif gibi.
* * *
" Allah'ım, imanı bize sevdir ve onu kalplerimizde tezyin et; küfrü, fıskı ve isyanı bize çirkin göster ve bizi rüşde erenlerden eyle."
Âmin.