Hakk'ın ve halkın her zaman sevdiği, Allah Teâlâ'ya tevekkül etmiş kâmil insanın hali: Cömertlik
İman ve cimrilik bir arada olmaz; cehennemle cömertlik bir araya gelmez.
* Cömert insan Allah Teâlâ'nın sevgilisi, sevdiği bir kuldur. Sahavet yani cömertlik Kur'an-ı Kerîm'de ve hadis-i şeriflerde övülmüştür. Cömertlik fazla para harcamak, düşünmeden parayı, malı çarçur etmek değildir. Hatta cömertlik sadece mal, servet dağıtmak hiç değildir. Sahavet, kişinin imani yapısını gösteren bir hayat tarzıdır.
İbadet etmek, nefsinden cömertlik yapmaktır.
* Uğruna mal, mülk ve can vermeye yegâne layık olan Hz. Allah'tır. Her şeyimizin en güzeli, en yüksek duygularımız, en değer verdiklerimiz ona arz edilmeli Cenâb-ı Hakk'ın yoluna sarf edilmelidir. Oruç tutmak, namaz kılmak, zikri tesbihte bulunmak aslında bir cömertliktir. Candan, bedenden, nefesten, ruhtan ve nefisten Allah için infakta bulunmaktır. Bir başka deyişle ibadet ve taatı olmayan kişi her ne kadar etrafına para-pul saçsa da, bonkör gibi görünse de aslında Hak nazarında pinti ve nekestir. Mesela Efendimiz (s.a.s.) "İnsanların en cimrisi, yanında ismim okunduğu halde bana salat ü selam etmeyendir." buyurarak bu nevi cömertliğe ve cimriliğe çok net bir şekilde dikkat çekmiştir. Efendimiz'in sünnetine tâbi olmak, salat ü selam etmek de bir cömertlik alametidir.
Cömertliğin ölçüsünü ve şeklini dinimiz belirler.
* Dinin müsaade etmediği haram, israf ve lüzumsuz saydığı bir sahada bir kuruş harcamak bile kişiyi vebal altına sokar. Fakat Cenâb-ı Hakk'ın razı olduğu bir sahada kişi mirasçılarının ve bakmakla mükellef olduğu insanların hakkını korumak kayd u şartıyla istediği kadar ikramda bulunabilir. Bu şekilde kerim yani cömert olan insanların insanlık ve medeniyet tarihine baktığımızda hiçbir zaman zarar etmediklerini görürürüz.
Cömertlik, iman ve tevekkül alametidir. Bundan dolayı cömert insan cehennemde asla ebedi olarak kalmaz.
* Hemen başta şunu söylememiz icap eder. Cömertlik, başkalarına gösteriş ve desinler diye yapılırsa cimri adamdan daha da adi bir tabakaya düşer. Allah muhafaza riya ve şirk çukuruna yuvarlanır. Nitekim hadis-i şeriflerde, insanlar desinler diye cömertlik yapan kişilerin cennetin kapılarından kovulacağı sahih bir şekilde açıklanmıştır. Cenâb-ı Hakk'ın rızasını düşünerek infakta bulunan kişi aslında Allah'a iman ve tevekkülünü tazelemiş olur. Çünkü kerim ( sahiy, cömert) infak ettiği zaman Allah Teâlâ'nın o malı kendisine fazlasıyla iade edeceğine tevekkül eder, iman eder, Allah Teâlâ hakkında suizan (kötü düşünce) beslemez. Cimri ve pinti olan kişilerse verdikleri zaman o paranın, malın - mülkün elinden çıkacağını, dünyada ve ahirette Allah (c.c.)'ın ona ikramda bulunmayacağını düşünerek bu fiili işler. Yani biraz kaba olacak ama aslında cimri insanın imanı sakattır. O yüzden ibadet ediyor görünse de iman eksikliğinden dolayı bu yaptıklarının faydasını göremez, hadis-i şerifin beyanıyla, cennete de giremez.
Cömertlik ve infak Allah'ı (c.c.) zikreden bir kalple, Cenâb-ı Hakk'a dua eden lisanı, kişiyle buluşturur.
* Bu şöyle olur; kişi Efendimiz (s.a.s)'in koyduğu ölçüler içerisinde etrafına, bütün canlılara ve bilhassa insana cömertçe davranırsa Allah Teâlâ onu hizmet ettiği canlıların zikriyle ve duasıyla buluşturur. Fukaranın gözyaşını siler, bir yetimi sevindirir, bir ihtiyarın yahut düşmüşün problemini çözerse, o kişi kalbinden Allah Teâlâ'ya yalvarır, diliyle de Cenâb-ı Hakk'ı zikreder. Hz. Allah da o kalple ve o dua eden dille cömertlik yapan insanı buluşturur, aynı dua ve zikirden o insanı hissedar eder. Kerim olmanın bir muazzam güzelliği ise şudur; insan cömertlik yapa yapa kalbinin yumuşamasını sağlar, nefsin yani egonun kendi insanlığı üzerine çektiği kalın zulmet perdelerini söker atar. Odaya ışığın gelmesini engelleyen perdeleri açtığınızda ne olur? Kendiliğinden içeriye ışık dolar, haneyi aydınlatır. Cömertlik de Allah'ın nuruna mânî olan perdeleri açar, kişinin kalbi nurla dolar, ruhu zikirle kendiliğinden coşar. Hiç kendisi bile fark etmeden Allah Teâlâ'nın ibadetleri ve güzel ahlakı o insanın hayatında tabii bir şekilde yer alır.
Cömertlik, musibetlere kalkandır, dertlere devadır, huzur ve saadetin davetçisidir.
* Efendimiz (s.a.s.), sadakanın ömrü uzattığını, sıkıntı ve musibetleri def ettiğini, birçok hadis-i şerifte zikretmiştir. Cömert insan Allah Teâlâ'nın rahmetindedir. Cimri ve pinti olan kişi ise Allah Teâlâ'nın gadabındadır. Aslında cimri olan kişinin bu huyu o kadar büyük musibettir ki başka hiçbir sıkıntı onun için bu kadar kötü olamaz. Sadaka ve infakta bulunan kişi kendi üzerine manevi bir şemsiye gibi korunak elde eder. Hatta bu manevi şemsiyenin altına çoluk - çocuğu, ailesi, sevdikleri bile dâhil olabilir. Sahavet (cömertlik), sadece dünya hayatında mı musibetlere kalkan olur? Hayır, kişinin ahirette görebileceği sıkıntıları, cömertliğin derecesine göre birer birer bertaraf eder. Efendimiz (s.a.s.) bir cenaze namazından sonra bazı kimselerin vefat eden kişi hakkında menfi düşüncelerini fark eder ve onlara "Bu kişi cömert bir insandı, Allah Teâlâ cömert kişinin günahlarını elbette affeder, dolayısıyla şu andaki kanaatlerinizden yarın, yani ahirette mahçup olabilirsiniz. Sahiy kimsenin ardından konuşmayınız, cömertlik günahları örter." mealinde ikazda bulunmuşlardır. İlminden öğretmek, toplum için üretmek, kazandığı imkânları başkalarıyla paylaşmak, başarılı olduğu sahaları insanların istifadesine açmak cömertlik alametidir.
* * *
GÜNÜN YAZISI
ZİYARET, ZİYAFET, ZARAFET…
Ziyaret insanî bir vasıftır, gerek hayattaki insanları ziyaret edebilmek gerekse göçmüş olan yani kendisinden evvel ahirete intikal etmiş olanları ziyaret edebilmek insana Allah Teâlâ tarafından verilmiş özel bir davranıştır.
Bir hadis-i kutside mealen şöyle buyuruluyor:
"Ahirette Allah Teâlâ kuluna sorar: "Acıkmıştım niye beni doyurmadın? Hastaydım niye ziyaretime gelmedin?" Kul çok şaşırır. "Ya Rabbi sen ihtiyaçtan münezzehsin, böyle eksiklikler sana yakışmaz, bunu ben nasıl yapabilirdim?" diye sorar.
Cenâb-ı Hak da ona, "Sen hastaları ziyaret etseydin beni o hastanın yanında bulacaktın.
Düşmüş, ihtiyaç sahibi olan kişileri ziyaret etseydin, beni ziyaret etmiş olacaktın.
Birisinin müşkülünü çözseydin onu sanki doğrudan bana yapmış gibi olacaktın."
Bu hadis-i kutsi ile ziyaretin ve insanlar arasındaki bu ilişkilerin Allah Teâlâ'nın rızasını nasıl kazandığımızı göstermesi açısından önemini anlayabiliriz.
* * *
GÖNÜL SAHİFESİ
Bir vakit bir kişi iftar davetinde bulunulduğu eve gitmiş. Vakit girip ezan okununca herkesle iftarını açıp, sofraya oturmadan evvel namaz için müsaade istemiş. Ev sahipleri ve diğer misafirler sofrada yemeklerini yerken o kişi yavaş yavaş farz namazını kılmış, ardından da nafile ibadette bulunmuş. Tam sofra kalkacakken oturup bir-iki lokma yiyip, "Ben az yerim, bu kadarı kâfi" demiş. Sofradakiler o kişi için "Ne kadar zahid ve takvalı, ibadet etmeyi dünya nimetlerine tercih ediyor" demişler. Meclis dağılıp herkes evine çekildiği zaman o kişi de hızla evinin yolunu tutmuş ve eve girer girmez hanımına "Bana acilen sofra kur! İnsanlar az yer, bol ibadet eder desin diye bir lokma bir şey yedim, çok açım!" demiş. Bu sözü duyan çocuğu da "Peki babacım yiyemediğin yemeğin kazasını yapıyorsun da, gösteriş için kıldığın namazı, ettiğin ibadetleri de kaza edecek misin?" deyivermiş.
* * *
AYET-i KERiME
* "O müttakîler ki bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, kızdıklarında öfkelerini yutar, insanların kusurlarını affederler.
Allah da böyle iyi davrananları sever."
Âli İmrân 134
Hz. Hüseyin bir gün ziyaretine gelen bazı zevat ile bir arada yemek yiyordu.
Kölesi, yemek getirirken kaza ile yemek kabını Hz. Hüseyin'in üzerine döktü. Hz. Hüseyin bir anda öfkelenip köleye dik dik baktı.
Bunu gören köle, "Takva sahipleri öfkelerini yutanlardır" mealindeki ayeti okuyunca Hz. Hüseyin'in sinirleri gevşedi ve "Öfkemi yuttum" dedi.
Bunun üzerine köle, ayetin devamını okudu "Onlar insanların kusurlarını affedenlerdir."
Hz. Hüseyin, "Kusurunu affettim" karşılığını verdi.
Köle, ayetin sonunu da okudu: "Allah iyilik yapanları sever."
Hz. Hüseyin," İyilik olarak seni azad ediyorum, artık hür ve serbestsin" dedi. Köle son derece sevindi ve mutlu oldu.
* * *
Hz. İnsan'dan insana sesleniş
HADiS-i ŞERiF
* Sahiy kimse cennettedir, ne kadar günahkâr olsa da cehenneme girmez.
* * *
SORDUM ÖĞRENDİM
* Zekât ve sadaka-i fıtır kimlere verilmez?
1) Ana, baba, büyük ana ve büyük babalara,
2) Oğul, oğlun çocukları; kız, kızın çocukları ve bunlardan doğan çocuklara,
3) Müslüman olmayanlara,
4) Kendi eşine,
5) Zengine yani asli ihtiyaçları dışında nisap miktarı mala sahip olan kişiye,
6) Babası zengin olan ergen olmamış çocuğa (Merğinani, el-Hidâye).
* * *
"Ey Rabbim! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, eli-kolu dökülür derecede takatsızlıktan, kasvetten, gafletten, zilletten, azlıktan, meskenetten sana sığınırım. Fakirlikten, küfürden, fısktan, şekavetten, nifaktan, yaptığını insanların duyması ve methetmeleri için yapmaktan, riyâdan, sana sığınırım." Âmin.