İslam ve Trafik
Dinimizde yoldan bir diken veya bir ağaç dalı gidermek Cennet'e girme sebebi olabiliyor. O halde Allah'ın rızasını dileyerek günümüzün trafik kaidelerine uymak da aynı şekilde Cennet'e girme vesîlesi olur
Giriş Tarihi:
Canı, malı, aklı ve nesli korumak, İslâm Dini'nin temel gayesi olduğu içindir ki trafik de yazı dizimizin ana düsturları ile yakından alâkalı bir mevzudur. Yüzde 90 oranında insan faktörünün sebep olduğu ölümlü ve yaralanmalı trafik kazalarının ve trafikteki aksamaların can, mal ve iş gücü kaybına sebep olduğu, ayrıca sinirleri tahrip ederek ahlâkî yapımızı olumsuz yönde etkilediği bir gerçektir.
İslâm, temel düsturları ile bu gibi maddî ve manevî zararları doğurucu davranışları şiddetle yasaklamıştır. Dinimiz "...(Nefsinizi) kendi ellerinizle tehlikeye atmayınız... (Bakara 195)" buyurarak canımızı korumamızı, "Haksız yere cana kıymayınız... (İsra 33)" buyurarak da başkalarının hayatını öz canımız kadar aziz tanımamızı emretmiştir.
Bütün bu umûmî vasıftaki ölçüler, muhtemel zararlarından korunmak için trafik kaidelerine uymamızı dinî yönden gerekli kılmaktadır.
YOLDAN EZAYI KALDIRIN
Muhterem Okuyucu!
Peygamberimizin trafik mevzuundaki özel ve mucizevî emirleri de bizleri vazifelendirir.
Şanlı Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyururlar: "İman, yetmiş küsur bölümdür. En yükseği Allah'tan başka ilâh yoktur demek, en aşağı seviyesi ise yoldan eza'yı; zarar verecek ve kişinin geçişine mani olacak engelleri gidermektir."
Peygamberimiz bir diğer hadislerinde de şöyle buyururlar: "Bana ümmetimin iyi ve kötü amelleri gösterildi. Yollardan zarar verici nesneleri gidermelerini iyi amelleri içinde gördüm." "(Ey Mümin!) Yollardan (geçişi zorlaştıran) taşları, dikenleri ve kemikleri kaldırman bir sadakadır; bir hayırdır..."
Peygamberimizin imandan bir bölüm diye sunduğu ve yapılmasını bir hayır olarak vasfettiği "Yoldan, ezayı; zarar verici nesneleri giderme" öz itibariyle trafik kaidelerine uyma olarak değerlendirilebilir.
Peygamberimiz, kendi devirlerinde günümüzün anlamıyla bir problem teşkil etmediği halde yol emniyeti sağlama ve gidişi-gelişi kolaylaştırma hususuna son derece ehemmiyet vermişlerdir.
Aşağıda sunacağımız hadis, verilen bu önemi açıklamakta ve görevlerimizin bir bölümünü de öğretmektedir.
Peygamberimiz, yollar üzerinde birleşmek ve konuşmak ihtiyacını duyduklarını ileri süren ilk mü'minlere şöyle buyurdular:
Oturup - konuşmak ihtiyacını duyuyorsanız yola hakkını veriniz.
Onlar da, "Yolun hakkı nedir (Ya Resûlellah?)" diye sordular.
Peygamberimiz şöyle buyurdu:
Yolun hakkı, gözü korumak, zarar verici olanı gidermek, selâm vermek ve almak ve bir de Hak'ka çağırıp, Batıl'lardan sakındırmaktır.
Bu mucizevî hadîs, "Yoldan zarar verici engelleri gidermek" gibi bir ana görevi yüklerken üç büyük ahlâkî görev daha saymaktadır. Bunlardan biri karşılaştığımız insanlara selâm vererek ve verilen selâmı alarak selâm cümlesiyle onlara barış mesajları verip Rabbimizin korumasını dilemektir.
YOLDA KALANA YARDIM EDİN
Diğeri gözü korumaktır ki yayaları veya vasıta içindekileri bakışlarımızla rahatsız etmemektir. Üçüncü görev ise Hakk'a çağırmak ve Batıl'lardan sakındırmaktır. Bu genel vasıflı İslâmî vazifenin Yol Hakkı olarak anlamı, -Allah bilir-insanların yararına olduğu için Hak olan trafik kurallarına uymaya çağırmak ve bu kuralları ihlal etmekten sakındırmaktır.
Peygamberimiz yol hakkı olarak açıkladığı bu dört büyük göreve bir hadislerinde mazluma yardım etmek, şaşıranlara ve de soranlara yolu tarif etmek şeklinde iki ahlâkî görev daha ilave etmektedirler. Bunlardan mazluma yardım etmek görevinin soyguna uğramış veya kaza geçirmiş olanlara âcil olarak yardımda bulunmak anlamında olduğu şüphesizdir.
Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: "Vaktiyle bir kimse yolda giderken yol üzerinde bir diken dalı buldu, onu yoldan dışarıya attı. Yüce Allah, onun bu amelini kabul buyurdu da günahlarını bağışladı."
Yoldan bir diken veya bir ağaç dalı gidermek bağışlanma ve Cennet'e girme sebebi olursa, Allah'ın rızasını dileyerek günümüzün trafik kaidelerine uymak da aynı şekilde bağışlanma ve Cennet'e girme vesîlesi olmaz mı?
TRAFİĞE UYMAK SADAKADIR
Pek tabîidir ki olur. Şu halde vazifemiz; Trafik işaret levhalarında Hz.
Peygamberin doğruya iletici manevî el işaretlerini görmek ve bu işaretlerin Cennet'e yönlerdiğine inanmaktır.
Saygıdeğer Mü'minler!
Mevzuumuzla alâkalı gördüğümüz mühim bir hususa da burada dikkatinizi çekmek isteriz.
Peygamberimiz bir hadislerinde "Sadaka vermek için koşuşunuz. Zira belâ Sadaka engelini aşamaz." buyururken gerekçelerini sunarak trafik kurallarına uyma olarak açıkladığımız "Yoldan, ezayı gidermeyi" de sadaka olarak nitelendirmiştir.
Peygamberimizin ifadeleriyle trafik kurallarına uymak Sadaka olduğuna, kaza ve belâlar da Sadaka engelini aşamadığına göre trafik düzenine uymanın, trafik kazalarını büyük ölçüde önleyebileceğini veya azaltabileceğini söyleyebiliriz.
Hal böyleyken, kendi bilgisizliğimizin, ihmalkârlık ve tedbirsizliğimizin meydana getirdiği kazaları, nasıl tecelli edeceğini bilmediğimiz ilâhî kadere hamletmemiz şüphesiz kaderi İslâm dışı bir anlayışla yorumlamaktır; pek tabiidir ki büyük bir hatadır.
Allah'ın rahmeti, selâmeti ve emniyetinin üzerinize olmasını niyaz eder.
Konuyu Mülk sûresinin 15. âyetiyle bitiririm: "Yer yüzünü ayaklarınızın altına seren Allah'tır. O halde yeryüzünün üzerinde dolaşın ve O'nun size verdiği rızktan yeyin. (Sonunda) dönüşünüz O'na olacaktır."
Fertler için tehlike ve tüketim unsuru olmanın topluma karşı işlenmiş bir zulüm olduğu muhakkaktır. Âhiret hayatımızda mutlaka cezası görülecek bu suçun toplum hayatında da ceza görmesi ve kınanması zaruridir. Bunun içindir ki, Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
Kullandıkları yollarda kendilerine zarar verenleri; öfkeye sebep olanları cezalandırmaları müminlerin vazifesidir.
Trafik kaidelerine uymak, canlara ve mallara saygı duymanın ilk gereğidir ve bu uyuş kendi nefsimize ve cemiyetimize hayırlı bir hizmettir. Bu hayrı katiyen küçümsememeliyiz.
Peygamberimiz: "Hayırdan hiç bir şeyi küçük görmeyiniz." buyururlar. Kaldı ki, trafik düzenine uymak küçük değil, büyük bir hayırdır ve pek büyük bir sevaptır.
GAYBI YALNIZ ALLAH BiLiR
İnsanlar gaybı bilir mi? Bismillah... Sorunuzu özetledim. Allah, akıl ve duyu organlarıyla kavranılamayacak hakikat bilgisi anlamına Gayb'ı yalnızca kendisinin bildiğini açıklıyor. (Neml 95) Cin sûresinin son iki âyetinde ise Peygamberlerine bazı gaybî bilgiler aktarabileceğini bildiriyor. Ama Rabbimizin, Peygamber olmayanlara gaybi bilgiler verileceğine ilişkin bir beyanı yoktur. İbadetli kullara verileceği açıklanan hakla batılı tefrik yeteneği olan Furkan'ı Gayb ile karıştırmamak gerekir. (Enfal 29) Baş vurabileceğimiz tek kaynağımız Kur'ân'dır. Allah korusun, bazı insanların gaybı bilebileceğini kabul ederseniz bin bir türlü sapıklıkların Dîn diye algılanmasına sebep olursunuz.
Bir aylığına ödünç verdiğimiz paramızı, istememize rağmen 4 yıldır geri alamıyoruz. Ne önerirsiniz.?
Peygamberimiz "Kişinin ödeyebilir olduğu borcunu ertelemesi zulümdür." buyuruyor. Sizler ödeme tarihine kadar bir birim sevap aldığınız alacağınızdan ötürü 4 yıldır kat kat fazlasıyla sevab alıyorsunuz. Verdiğiniz borcu istemenizde bir günah yoktur.
Yargı yoluna da baş vurmak da hakkınızdır. Kur'ân'da Rabbimiz "Borçlu sıkışırsa erteleyin, ancak yardım olarak bırakmanız daha hayırlıdır." buyuruyor. Siz de bu Kur'ânî çizgiyi izleyebilir veya bağışlayabilirsiniz.. Burada borcunu ödemeyenlere de bir sözümüz var: Siz yalnızca zulmetmiyor, yardımlaşma duygularını da çökertiyorsunuz ki, bu daha büyük haramdır.
İslâm, temel düsturları ile bu gibi maddî ve manevî zararları doğurucu davranışları şiddetle yasaklamıştır. Dinimiz "...(Nefsinizi) kendi ellerinizle tehlikeye atmayınız... (Bakara 195)" buyurarak canımızı korumamızı, "Haksız yere cana kıymayınız... (İsra 33)" buyurarak da başkalarının hayatını öz canımız kadar aziz tanımamızı emretmiştir.
Bütün bu umûmî vasıftaki ölçüler, muhtemel zararlarından korunmak için trafik kaidelerine uymamızı dinî yönden gerekli kılmaktadır.
YOLDAN EZAYI KALDIRIN
Muhterem Okuyucu!
Peygamberimizin trafik mevzuundaki özel ve mucizevî emirleri de bizleri vazifelendirir.
Şanlı Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyururlar: "İman, yetmiş küsur bölümdür. En yükseği Allah'tan başka ilâh yoktur demek, en aşağı seviyesi ise yoldan eza'yı; zarar verecek ve kişinin geçişine mani olacak engelleri gidermektir."
Peygamberimiz bir diğer hadislerinde de şöyle buyururlar: "Bana ümmetimin iyi ve kötü amelleri gösterildi. Yollardan zarar verici nesneleri gidermelerini iyi amelleri içinde gördüm." "(Ey Mümin!) Yollardan (geçişi zorlaştıran) taşları, dikenleri ve kemikleri kaldırman bir sadakadır; bir hayırdır..."
Peygamberimizin imandan bir bölüm diye sunduğu ve yapılmasını bir hayır olarak vasfettiği "Yoldan, ezayı; zarar verici nesneleri giderme" öz itibariyle trafik kaidelerine uyma olarak değerlendirilebilir.
Peygamberimiz, kendi devirlerinde günümüzün anlamıyla bir problem teşkil etmediği halde yol emniyeti sağlama ve gidişi-gelişi kolaylaştırma hususuna son derece ehemmiyet vermişlerdir.
Aşağıda sunacağımız hadis, verilen bu önemi açıklamakta ve görevlerimizin bir bölümünü de öğretmektedir.
Peygamberimiz, yollar üzerinde birleşmek ve konuşmak ihtiyacını duyduklarını ileri süren ilk mü'minlere şöyle buyurdular:
Oturup - konuşmak ihtiyacını duyuyorsanız yola hakkını veriniz.
Onlar da, "Yolun hakkı nedir (Ya Resûlellah?)" diye sordular.
Peygamberimiz şöyle buyurdu:
Yolun hakkı, gözü korumak, zarar verici olanı gidermek, selâm vermek ve almak ve bir de Hak'ka çağırıp, Batıl'lardan sakındırmaktır.
Bu mucizevî hadîs, "Yoldan zarar verici engelleri gidermek" gibi bir ana görevi yüklerken üç büyük ahlâkî görev daha saymaktadır. Bunlardan biri karşılaştığımız insanlara selâm vererek ve verilen selâmı alarak selâm cümlesiyle onlara barış mesajları verip Rabbimizin korumasını dilemektir.
YOLDA KALANA YARDIM EDİN
Diğeri gözü korumaktır ki yayaları veya vasıta içindekileri bakışlarımızla rahatsız etmemektir. Üçüncü görev ise Hakk'a çağırmak ve Batıl'lardan sakındırmaktır. Bu genel vasıflı İslâmî vazifenin Yol Hakkı olarak anlamı, -Allah bilir-insanların yararına olduğu için Hak olan trafik kurallarına uymaya çağırmak ve bu kuralları ihlal etmekten sakındırmaktır.
Peygamberimiz yol hakkı olarak açıkladığı bu dört büyük göreve bir hadislerinde mazluma yardım etmek, şaşıranlara ve de soranlara yolu tarif etmek şeklinde iki ahlâkî görev daha ilave etmektedirler. Bunlardan mazluma yardım etmek görevinin soyguna uğramış veya kaza geçirmiş olanlara âcil olarak yardımda bulunmak anlamında olduğu şüphesizdir.
Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: "Vaktiyle bir kimse yolda giderken yol üzerinde bir diken dalı buldu, onu yoldan dışarıya attı. Yüce Allah, onun bu amelini kabul buyurdu da günahlarını bağışladı."
Yoldan bir diken veya bir ağaç dalı gidermek bağışlanma ve Cennet'e girme sebebi olursa, Allah'ın rızasını dileyerek günümüzün trafik kaidelerine uymak da aynı şekilde bağışlanma ve Cennet'e girme vesîlesi olmaz mı?
TRAFİĞE UYMAK SADAKADIR
Pek tabîidir ki olur. Şu halde vazifemiz; Trafik işaret levhalarında Hz.
Peygamberin doğruya iletici manevî el işaretlerini görmek ve bu işaretlerin Cennet'e yönlerdiğine inanmaktır.
Saygıdeğer Mü'minler!
Mevzuumuzla alâkalı gördüğümüz mühim bir hususa da burada dikkatinizi çekmek isteriz.
Peygamberimiz bir hadislerinde "Sadaka vermek için koşuşunuz. Zira belâ Sadaka engelini aşamaz." buyururken gerekçelerini sunarak trafik kurallarına uyma olarak açıkladığımız "Yoldan, ezayı gidermeyi" de sadaka olarak nitelendirmiştir.
Peygamberimizin ifadeleriyle trafik kurallarına uymak Sadaka olduğuna, kaza ve belâlar da Sadaka engelini aşamadığına göre trafik düzenine uymanın, trafik kazalarını büyük ölçüde önleyebileceğini veya azaltabileceğini söyleyebiliriz.
Hal böyleyken, kendi bilgisizliğimizin, ihmalkârlık ve tedbirsizliğimizin meydana getirdiği kazaları, nasıl tecelli edeceğini bilmediğimiz ilâhî kadere hamletmemiz şüphesiz kaderi İslâm dışı bir anlayışla yorumlamaktır; pek tabiidir ki büyük bir hatadır.
Allah'ın rahmeti, selâmeti ve emniyetinin üzerinize olmasını niyaz eder.
Konuyu Mülk sûresinin 15. âyetiyle bitiririm: "Yer yüzünü ayaklarınızın altına seren Allah'tır. O halde yeryüzünün üzerinde dolaşın ve O'nun size verdiği rızktan yeyin. (Sonunda) dönüşünüz O'na olacaktır."
Fertler için tehlike ve tüketim unsuru olmanın topluma karşı işlenmiş bir zulüm olduğu muhakkaktır. Âhiret hayatımızda mutlaka cezası görülecek bu suçun toplum hayatında da ceza görmesi ve kınanması zaruridir. Bunun içindir ki, Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
Kullandıkları yollarda kendilerine zarar verenleri; öfkeye sebep olanları cezalandırmaları müminlerin vazifesidir.
Trafik kaidelerine uymak, canlara ve mallara saygı duymanın ilk gereğidir ve bu uyuş kendi nefsimize ve cemiyetimize hayırlı bir hizmettir. Bu hayrı katiyen küçümsememeliyiz.
Peygamberimiz: "Hayırdan hiç bir şeyi küçük görmeyiniz." buyururlar. Kaldı ki, trafik düzenine uymak küçük değil, büyük bir hayırdır ve pek büyük bir sevaptır.
GAYBI YALNIZ ALLAH BiLiR
İnsanlar gaybı bilir mi? Bismillah... Sorunuzu özetledim. Allah, akıl ve duyu organlarıyla kavranılamayacak hakikat bilgisi anlamına Gayb'ı yalnızca kendisinin bildiğini açıklıyor. (Neml 95) Cin sûresinin son iki âyetinde ise Peygamberlerine bazı gaybî bilgiler aktarabileceğini bildiriyor. Ama Rabbimizin, Peygamber olmayanlara gaybi bilgiler verileceğine ilişkin bir beyanı yoktur. İbadetli kullara verileceği açıklanan hakla batılı tefrik yeteneği olan Furkan'ı Gayb ile karıştırmamak gerekir. (Enfal 29) Baş vurabileceğimiz tek kaynağımız Kur'ân'dır. Allah korusun, bazı insanların gaybı bilebileceğini kabul ederseniz bin bir türlü sapıklıkların Dîn diye algılanmasına sebep olursunuz.
Bir aylığına ödünç verdiğimiz paramızı, istememize rağmen 4 yıldır geri alamıyoruz. Ne önerirsiniz.?
Peygamberimiz "Kişinin ödeyebilir olduğu borcunu ertelemesi zulümdür." buyuruyor. Sizler ödeme tarihine kadar bir birim sevap aldığınız alacağınızdan ötürü 4 yıldır kat kat fazlasıyla sevab alıyorsunuz. Verdiğiniz borcu istemenizde bir günah yoktur.
Yargı yoluna da baş vurmak da hakkınızdır. Kur'ân'da Rabbimiz "Borçlu sıkışırsa erteleyin, ancak yardım olarak bırakmanız daha hayırlıdır." buyuruyor. Siz de bu Kur'ânî çizgiyi izleyebilir veya bağışlayabilirsiniz.. Burada borcunu ödemeyenlere de bir sözümüz var: Siz yalnızca zulmetmiyor, yardımlaşma duygularını da çökertiyorsunuz ki, bu daha büyük haramdır.