Halep dengesi

Osmanlı coğrafyasının en güzide şehirlerinden biriydi Halep.
Yakın zamana kadar da Suriye'nin iki merkezinden biri oldu. Şam ne kadar siyasetin başkentiyse, Halep de bir o kadar ticaret ve kültürün başkentiydi.
Korkunç bir saldırıya maruz kalıyor halihazırda.
Tüm dünyanın gözü önünde.
Rejimin ve Rusya'nın zalimliği ve dünyanın ilgisizliği Halep'in ve içindeki yüzbinlerin hüsranına neden oluyor. Özellikle şehrin doğu bölgesi yoğun ateş altında. En kıymetli tarihi eserler yerle bir edildi. Daha önemlisi sivil halkın yaşamı zindana çevrildi.
Rusya destekli Esed rejimi Halep'i ele geçirene kadar gaddarlıkta sınır tanımayacak gibi görünüyor. Birkaç gündür gelen haberlere göre, Halep'in bazı mahallelerini ele geçirmiş durumdalar.
Yaşanan insanlık dramını bir kenara bırakırsanız, Halep'in kolay kolay düşmeyeceğini söyleyebilirim.
İki yıldır savaşın Halep'te kilitlendiğini ve çözümün Halep'te olacağını düşünüyorum. Dolayısıyla uluslararası düzeyde siyasal bir anlaşma olmadan Halep'in statüsünün değişmesi zor.
Halep dengesi bozulmayacaktır. Kısaca anlatayım neden.
Büyük bir merkez Halep. Önceleri rejim karşıtı gösterilere hemen dahil olmamıştı. Hama, Humus ve İdlib gibi merkezlerde rejim karşıtlığı hızlı bir şekilde yayılırken, belki de Halep başına gelecekleri gördüğünden olsa gerek, oldukça ağırdan almıştı ayaklanmalara katılmayı. Katıldığında da tüm göstericilerin umudu olmuştu. Çünkü Halep'in düşmesi demek yakın zamanda Esed rejiminin de düşmesi demekti.
Bu muazzam bir dönüşümü beraberinde getirecekti. Halep düşerse, Şam da düşecekti. Şam düşünce rejim gidecekti. Her şey beklendiği gibi gidiyordu. Fakat bu dönüşüme müsaade etmediler. Çünkü ortaya çok güçlü bir hat çıkabilirdi. Esed rejimi düştüğünde iktidara gelecek olanlar belliydi. Bu iktidar Gannuşi'ye benzeyecekti. Libya'daki Müslüman Kardeşlere benzeyecekti.
Mısır'daki Mursi'ye benzeyecekti.
Hepsinden önemlisi Türkiye'deki Erdoğan'a benzeyecekti. Türkiye'den başlayıp tüm Doğu Akdeniz'i dolaşan ve Tunus'a kadar uzanan bir hat. Hepsi birbirine benzeyen ve hepsi kendi ülkesinin çoğunluğunu temsil eden iktidarlar.
Çok güçlü olacaklardı. Çok bağımsız olacaklardı. Kendi kaderlerini kendileri tayin etmek isteyeceklerdi. Demokrasi iyiydi ama Ortadoğu'dakilere göre değildi.
Bu nedenle Batılı başkentler diktatörlere desteğe geri döndüler. Gannuşi'nin kolu kanadı kırıldı. Libya'da Batı destekli ikinci bir hükumet kuruldu. Mısır'da darbeci Sisi desteklendi. Suriye iç savaşa terk edildi.
Türkiye'de son beş senede neler oldu?
Hepsi gözümüzün önünde oldu. Bir tek Türkiye devrilmedi. Geri kalan hepsinde dönüşüm engellenmiş oldu.
Suriye'de dönüşüm Halep'te durduruldu ve tersine çevrildi. Halep muhaliflerin eline düşünce başta Amerika batılı ülkeler telaşlandı. Öyle bir telaş ki bu, İran'ın ve hatta Rusya'nın Suriye'ye girmesine müsaade edildi. Rusya Şam'dan başladı. Halep'e kadar yürüdü.
Halep'e geldiğinde Rusya'ya da "dur" denildi. Rusya durdu. Barış müzakereleri başladı. Veya başlamış gibi oldu. Aslında herkes uygun zamanı kolladığından müzakereleri zaman geçirmenin aracı olarak kullandı.
Şimdi Amerikan seçimleri olmuş.
Obama gidiyor. Trump henüz gelmedi.
Esed Rejimi ve Rusya bu boşluktan faydalanmak istiyor. Tüm güçleriyle Halep'e yükleniyorlar. Amaç Trump iş başına gelene kadar Halep'te bir oldubitti yaratmak. Son iki yıldır Halep'in düşmeyeceğini yazıyorum, söylüyorum. Çünkü Halep'in Rejime düşmesi demek Esed ve Rusya'nın bütünüyle yerleşmesi demek.
Amerika'nın buna müsaade etmesini hala beklemiyorum. Halep'i tek başına muhaliflere bırakmadıkları gibi tek başına Esed'e de bırakmayacaklardır. Washington bir şekilde bu baskıyı da tersine çevirebilir.
Tek sorun geçiş süreci. Evet, Amerikan devleti hala işlemeye devam ediyor. Fakat yeni başkan eskisiyle taban tabana zıt.
Bu sebeple Suriye'deki tutumunun ne olacağı bilinmediğinden Amerikan devlet bürokrasisi de şimdilik otomatik pilotta.
Umulur ki, otomatik pilot sorunsuz işlesin.
  • ve ya