• Facebook
  • Twitter

Hüseyin Başbilen cinayeti ve Ergenekon

Dün Hüseyin Başbilen cinayetiyle başlayan ASELSAN cinayetleri olayındaki yeni gelişmelerden bahsetmiştim, Aksiyon'un bu konudaki başarılı dosyasına atıf yapmıştım...
Araştırdıkça içinden çok pislik çıkan bu meseleyi bu hafta boyu irdelemeye devam edeceğim... Başbilen'in ölümünün ardından, benzer her vakada olduğu gibi hukuki süreç başladı. Genç mühendisin boğazı ve bilekleri kesik olarak bulunduğu mevki, Sincan Adliyesi'nin sorumluluk sahasındaydı.
Mevzuat gereği hukuki süreçte ilk olarak Cumhuriyet Savcısı Hasan Aykaç devreye girdi.
Savcı, Başbilen'in yakınlarını şoke eden bir karara imza atarak 'kovuşturmaya yer olmadığına' hükmetti. Savcı Aykaç, 2006/12038 sayılı kararda şunları yazdı: "... Şahsın otosunun kapılarının kilitli olduğu, araba anahtarının kontakta bulunduğu, bir adet alyans, bir adet kol saati ve güneş gözlüğünün teyp üzerindeki gözde bulunduğu, otonun kapılarının kilitli olması sebebiyle sol arka kelebek camı kırılmak suretiyle cesedin oto içerisinden çıkarıldıktan sonra yapılan kontrollerde oto içinde maket bıçağı ile 'Elveda' diye başlayan ve "Hüseyin Başbilen, Allah'ın bir kulu" imzalı bir veda mektubu bıraktığı, mektup üzerindeki imzanın ölen Hüseyin Başbilen'e ait olduğunun ekspertiz raporu ile belirlendiği, intihar mektubu metninin ölen Hüseyin Başbilen'in çalıştığı iş yerindeki bilgisayarında kayıtlı olduğunun tespit edildiği..." Savcı Aykaç ayrıca, Adli Tıp Kurumu'nun 2006/212 sayılı otopsi raporuna atıf yaparak araba üzerinde yapılan parmak izi incelemesinde tespite değer izlerin ve kan örneklerinin Hüseyin Başbilen'e ait olduğunu ifade etti. Sol bileğindeki kesiğin müstakilen öldürücü nitelikte olduğunu, boyun yaralanmasının öldürücü olmadığını belirten Aykaç, ölümü, damar açmaya bağlı radial ve unlar arter kesilmelerinden kaynaklı dış kanamaya bağladı.

Cinayet 'es' geçildi

Oysa Hüseyin Başbilen, ölü bulunmadan önce, işe gitmek için evinden çıktıktan sonra saat 08.05'te bir akaryakıt istasyonundan benzin almıştı.
Savcı, akaryakıt istasyonu ve bağlantılı diğer muhtemel MOBESE ve kamera kayıtlarını araştırma gereği duymadı. Ölen genç mühendisin babası Vehbi Başbilen, o günlerde oğlunun ölü bulunduğu otomobilden iki paket sigara çıktığını belirtiyor.
Acılı baba, yapılan parmak izi araştırmasında, paketlerin üzerinde Başbilen'in dışında birinin daha parmak izi bulunduğunu, ancak bu izin peşine düşülmediğini vurguluyor. Babanın sorguladığı diğer iki husus ise brifing vermeye giden oğlunun çantasında üzerinde çalıştığı projeyle ilgili sunumun bulunamaması, boğaz ve bileklerde çok sayıda bıçak izi olmasına karşın oğlunun ellerinde hiç kan olmaması.
Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı Sincan Ağır Ceza Mahkemesi'ne itiraz edildi. Burada da sürecin ikinci aktörü Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi Taner Ulutürk devreye girdi. Ulutürk başkanlığında toplanan mahkeme heyeti, oy çokluğu ile 13.12.2007'de savcılığın kovuşturmaya yer olmadığına dair kararını uygun buldu.
Yapılan itirazı reddetti.
Hâkim Ulutürk, imzalı kararda, vakada üçüncü aktör olarak beliren Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesi'nin 28.9.2007 tarih ve 3222 sayılı raporunu esas alıyordu. Kararda, Başbilen'in boynundaki kesiğin yüzeysel ve tereddüt kesisi vasfında olmasının olay yeri bulgularıyla beraber değerlendirildiği vurgulandı. Üstelik bu karar, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu gereğince kesindi. Türkiye'de iç hukuk yolu tükenmişti. Sincan 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Taner Ulutürk kamuoyunun aşina olduğu bir isim. 'Mustafa' belgeselinde Atatürk'e hakarette bulunduğu gerekçesiyle Can Dündar hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın verdiği 'takipsizlik' kararını kaldırarak dikkat çekmişti.
Ulutürk'ün diğer bir kararı da Meclis grup toplantısında Kürtçe konuşan DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ve Milletvekili Selahattin Demirtaş hakkında yine savcılığın verdiği takipsizlik kararını kaldırması. Ulutürk, eski YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun görev yerinin değiştirildiği 2011 yaz kararnamesi ile Sincan'dan Bursa'ya tayin edildi. 30 yaşında, henüz 2 aylık evli, Türkiye'nin en stratejik projelerinden olan Altay Millî Tank projesinde kritik görevde çalışan bir mühendisin ölümünün intihar olduğuna hükmediliyordu.
Bu karar kamuoyunu hiçbir zaman tatmin etmedi. Daha sonra ortaya çıkacaklar, bu kararın eksik soruşturmaya dayandığı iddialarını güçlü hâle getirecekti. Ateş düştüğü yeri yakarken ASELSAN'dan aileyi şoke edici bir açıklama yapıldı. "Anılan personelin psikolojik tedavi gördükleri aileleri tarafından açıklanmış olup bu husustaki raporlar ilgili hastanelerde bulunmaktadır" denilen açıklamada ayrıca, basında yer alan ve bu olayların arkasında kirli ve karanlık güçlerin olduğuna dair tüm ifadelerin asılsız olduğu vurgulandı. Dosya böylece kapandıktan sonra Hüseyin Başbilen'in akrabası Avukat Ramazan Serhat Başbilen, ailenin vekaletini üstlendi. Önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde devlete karşı tazminat davası açıldı. Avukat Başbilen, kimsesiz bir kişi ölü bulunduğunda dahi yapılması gereken soruşturmanın stratejik bir projede çalışırken ölü bulunan müvekkilinden esirgendiği görüşünde.
Avukat Başbilen, Hüseyin Başbilen'in 2 aylık eşi Seda Gülen Başbilen'in olaydan sonra ortadan kaybolduğunu ve kendisinden haber alamadıklarını da söylüyor. Seda Gülen Başbilen, kocasının ölümünden sonra olayın 'intihar' olduğuna dair güvenlik, yargı ve basına ifade ve açıklamalarda bulunmuştu. Seda Gülen Başbilen'in olayın olduğu dönemdeki avukatı Yıldız Banoğlu, müvekkilinin İstanbul'a yerleştiğini ve Başbilen ailesinin müvekkilini dışladığını ifade ediyor...
Bu esrarengiz cinayeti irdelemeye yarın da devam edeceğiz...