HZ. Peygamber (S.A.V.) bir güz mevsiminde dışarı çıkmıştı. Peygamberimiz yanındaki arkadaşına şöyle buyurdu; "Ebu Zerr! Şüphesiz ki, Müslüman bir kul sırf Allah rızası için ihlasla namaz kılarsa, onun bütün günahları şu yaprakların ağaçtan döküldüğü gibi dökülür..." Mutlaka her birimiz hayatımızda bir defa da olsa namaz kılmışızdır. İnanıyorum ki, hayatında bir kez namaz kılmış olana nasıldı o namazın diye sorduğunuzda "Kuş gibi hafifledim. Sıkıntılarımı bir an için öteledim" cevabını almışsınızdır. Bu doğrudur. Çünkü namaz ibadetinde, diğer ibadetlerde olmayan bir şey var.
Allah'la konuşmak, Allah'la dertleşmek, O'na hitap etmek, O'na derdini açmak, O'nun huzuruna çıkmak ve huzuruna kabul edilmek var. Allah'ın huzuruna çıkabilmeye yüz bulmak var. Onun içindir ki; kulla Allah arasındaki en yakın an secde anıdır. Denilir ki kişi secdedeyken 'Allahım!' dediğinde Yüce Yaratıcı "Söyle kulum! İşte Rabbin seni dinliyor. Sen söyle ben yapayım" buyururmuş. Ne müthiş bir kabul, ne müthiş bir sevgi, ne müthiş bir rahmet.
Namaz vaktin girmesiyle başlar.Vaktin gelmesi 'ezanla' anlaşılıyor. Aslında ezan sadece namaz vakti girdi demek değildir. Aynı anda günlük bir iman tazelemesidir. Bu çağrıyı duyan Müslüman vücudundaki necasetleri varsa atar, temizler ve sonra manen hazır hale gelebilmek için abdeste başlar. (Maide 5-6)
Sonra en temiz elbisesini giyinip kıbleye yönelir. Kıble her ne kadar Kabe yönüyse de, doğru yolun, eğri olmayan bir hayatın da sembolik yönüdür aynı zamanda. İnsana şunu anlatıyor kıbleye yönelmek; Buraya Allah için gel. Bütün nefsani şehvetlerden, yanlış düşüncelerden, gösteriş ve riyadan sıyrıl, arın ve huzura dur. Hem de doğru dur. Çünkü, sen şu an, senin içinden geçeni bilenin huzurundasın. Düzgün dur. Düzgün değilsen de düzgün olmak için dur.Niyetini yapacak mümin kalbini bütün gereksiz mücadelelerden, nefretten, düşmanlıktan, aşırı taleplerden arındırarak "Ya Rabbi senin için divana durdum. Rızam sensin. Derdim sensin. Seni sevdiğim için huzurundayım.Kabul et bu yönelişimi" der. Niyette esas olan Masivadan = Allah'tan gayrisinden = uzak olmaktır.
Sonra, "Allahüekber" diyerek tekbir alır. Çünkü namaz "en yüce sensin" denilerek Yüce Allah'a kulluğun ilanıyla başlar ve sağ ile sol omuzlardaki meleklere 'selam' ile sona erer. Selamla başlar, selamla biter. Namazda meleklere selam verenlerin, namazın dışındaki insanlarla selamlaşmaması namazın ruhuna yakışır mı? Namazda Allah la olan, namaz dışında da insanlarla olur. Yakışan bu.
Euzu besmele ile başlanan, Sübhaneke, Fatiha ve bilinen bir sure veya ayetlerle devam eden bu kıraat ve ayakta duruş, aslında dil ve kalbin tamamen saf billur bir hale gelip bir sonraki rukü ve secdeye hazırlanmasıdır. Kuran'dan her ayeti okurken bu iç muhasebesini yapmak lazım. Onun için de okuduğumuz ayetlerin anlamını bilmemiz son derece önemlidir. Ne okuyorsun, yüce yaratıcıya nelerle sesleniyorsun? Bilmek güzel olmaz mı?
Sonra rüku ve secde. Aslında rüku yarım secde sayılır. Sanki biraz sonraki secdeye varmak için ön bir eğilmeye rükuya varıp, Allah'ı anarak "Ya Rabbi! Birazdan senin için eğileceğim. Sadece senin için. Lütfet ve kabul buyur huzura. Kabul et ki eğilebileyim. Aslında namazın bütün kademelerinde bu manevi dokunuşlar var. Müthiş bir mantık var. Onun için namaz ibadetlerin beyni ve kalbi sayılmıştır.
O bir anlamda hem Hac, hem oruç, hem zikir, hem Kur'an okuyuşu ve hem de zekatı içinde barındıran bir ilahi sözleşmedir. Kul ile Yaradan arasında.