Amerika Birleşik Devletleri, dün sabah saatlerinde Venezuela'ya yönelik bir saldırı başlattı. Resmî açıklamalara bakarsanız gerekçe tanıdık: Uyuşturucu kaçakçılığıyla ve petrol kaçakçılığıyla mücadele. Ancak dünya artık bu gerekçeleri ezbere biliyor. Sahnenin önünde "güvenlik" ve "mücadele" var, perde arkasında ise her zamanki gibi yeraltı zenginlikleri. Rakamlar her şeyi anlatıyor aslında. Venezuela, 303 milyar 200 milyon varil kanıtlanmış petrol rezerviyle dünyada ilk sırada. Doğalgazda da azımsanacak bir ülke değil; 201 trilyon fit küplük rezervle küresel sıralamada 8'inci. Üstelik sadece petrol ve gaz da değil... Altın rezervleri yaklaşık 10 bin ton civarında. Demirden bakıra, boksitten kömüre, mavi petrol koltandan elmasa, nikelden titanyuma kadar saymakla bitmeyen bir yeraltı zenginliği söz konusu. ABD'de yapılan araştırmalara göre 14 trilyon 300 milyar dolarlık yeraltı kaynaklarına sahip bir ülke Venezuela. Hal böyleyken, saldırının "tesadüf" olduğuna inanmak çok zor. İşin ironik tarafı şu: 2026 yılına girerken dünyada "barış" hayali kuranların başında ABD Başkanı Trump geliyordu.

Elbette bunun bir hayalden öteye geçmeyeceğini herkes biliyordu. Nitekim geldiğimiz noktada, dünya barıştan her zamankinden daha uzak. Uluslararası kuruluşların verileri tabloyu net biçimde ortaya koyuyor. 2026 itibarıyla dünya genelindeki çatışma ve istikrarsızlık düzeyi, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana görülen en yüksek seviyelere ulaşmış durumda. İsrail'in birden fazla ülkeye yönelik saldırıları artık gizlenmiyor bile. ACLED ve Vision of Humanity gibi kuruluşlara göre dünya genelinde 56 ila 59 arasında devlet temelli aktif savaş yaşanıyor. Daha da çarpıcısı, irili ufaklı 130'dan fazla silahlı çatışma hâlâ sürüyor. Filistin, Myanmar, Suriye, Meksika, Nijerya, Sudan, Haiti ve şimdi de Venezuela... "Aşırı riskli" kategorisindeki ülkelerin sayısı her geçen gün artıyor. Üstelik mesele sadece bu ülkelerle sınırlı değil; 90'dan fazla ülke, kendi sınırları dışındaki çatışmalara doğrudan ya da dolaylı biçimde müdahil olmuş durumda. Kısacası dünya, barış söylemleriyle süslenen ama savaşlarla şekillenen bir dönemin içinde. Güçlü olanın hukuku yazdığı, zenginliğin ise çoğu zaman kanla ölçüldüğü bir düzen bu. Venezuela'ya yapılan saldırı da bu düzenin yeni bir halkası sadece. Barış hayalleri güzel... Ama petrol, altın, nikel ve koltanın kokusu bu kadar keskin olduğu sürece, o hayallerin gerçekleşmesi pek mümkün görünmüyor.

AKILLI DEĞİL TEHDİT
Teknoloji her geçen gün hayatımızı kolaylaştırdığı iddiasıyla karşımıza çıkıyor. Ancak bazı yenilikler var ki, "kolaylık" ile "tehdit" arasındaki çizgiyi fazlasıyla bulanıklaştırıyor. Meta'nın Ray-Ban işbirliğiyle piyasaya sürdüğü yeni nesil akıllı gözlükler de tam olarak bu tartışmanın merkezinde duruyor. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir aksesuar gibi görünen bu gözlükler, Facebook ve Instagram üzerinden canlı yayın yapabilme özelliğiyle, fark edilmeden çevrenin ve insanların görüntülerinin aktarılmasına olanak tanıyor. İşte asıl sorun da burada başlıyor. İzinsiz görüntü alma ihtimali, mahremiyet kavramını bir kez daha sorgulamamıza neden oluyor. Sokakta yürürken, bir kafede otururken ya da toplu taşımada seyahat ederken birinin sizi canlı yayına aldığını fark edebilir misiniz? Büyük ihtimalle hayır. Durham Üniversitesi Hukuk Profesörü Clare McGlynn'in sözleri bu endişeyi net biçimde özetliyor: "Kadınlar için bunlar akıllı gözlükler değil, günlük hayatımıza yönelik gerçek bir tehdit." Bu teknoloji, özellikle kadınların zaten kırılgan olan kamusal alan güvenliğini daha da zayıflatma potansiyeline sahip. Tepkilerin odağında Meta CEO'su Mark Zuckerberg'in olması ise şaşırtıcı değil. Sosyal medya devleri, yıllardır veri güvenliği ve mahremiyet konusunda sınıfta kalırken, şimdi bu sorunları fiziksel dünyaya taşıyor. Soru şu: Teknolojik ilerleme adına bireysel özgürlüklerden ne kadar vazgeçmeye hazırız? Eğer bu soruya net bir yanıt vermezsek, "akıllı" denilen cihazlar çok yakında bizi izleyen, kaydeden ve ifşa eden sessiz tehditlere dönüşebilir.
DERİN KARANLIK
Derin okyanuslar, insanlığın hâlâ neredeyse hiç tanımadığı son sınır gibi karşımızda duruyor. Ocean Discovery League, Scripps Oşinografi Enstitüsü ve Boston Üniversitesi araştırmacılarının ortaya koyduğu veriler, okyanus tabanının yalnızca yüzde 0,001'inin gözlemlenebildiğini söylüyor; bu da Rhode Island'dan biraz büyük bir alan demek. Teknolojide çağ atladığımızı düşünürken, gezegenimizin en derin katmanlarında aslında ne kadar çaresiz ve bilgisiz olduğumuzu fark etmek insanı durup düşünmeye zorluyor.
PARANTEZ
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), dünya genelinde 4,4 milyardan fazla insanın kentsel bölgelerde yaşadığını açıkladı. Yani dünya nüfusunun yüzde 54'ü...