Toplumsal olaylarda tıbbın bu altın kuralının işletilmesinin sonsuz yararları vardır.
Gezi olaylarının üzerinden 21 gün geçti. Olayların önüve arkası siyasi kadrolar, akademisyenler, stratejisiler tarafından analize tabi tutuluyor.
Taksim üzerinden yapılacak analizlerin sağlam parametreler üzerine oturtulması, Türkiye'nin yarınlarına da ışık tutacaktır.
Bu analizi yaparken tarihten, sosyolojiden, psikolojiden, matematikten, mühendislikten, tıptan kısacası tüm bilim dallarından faydalanmalıyız.
1950 yılında çok partili demokrasiye geçen Türkiye, demokratik aşamalar kaydediyor.
İleri demokrasi aşamasına girerken, elbette Taksim olayları tarihteki anlamlı yerini alacak.
Bu noktaya giderken, iktidarın aldığı konum önemlidir. İlk aşamadaki yaklaşımlar yerine sağduyuya bırakmış, mesaj alınmıştır başlığı altında, toplumsal analizler yerine oturmaya başlamıştır. Gelinen pozisyon, "Biz analiz eder, çözeriz" anlayışı her alanda olduğu gibi sosyal alanlarda da hâkim olmaya başlamıştır. Son olaylar bağlamımda, vesayet sisteminin sona erdirilmesinin, Türkiye'de ileri demokrasiye geçişte ne kadar önemli bir toplumsal rahatlık yarattığını muhakkak görmeliyiz.
Seçimle işbaşına gelinen bir ülkede seçimle gidileceğine olan inancın, halkımızın makul çoğunluğunda kabul görmesi, Türkiye'nin geleceği açısından umutlu olmamızı sağlamalıdır.
27 Mayıs 1960 ve 28 Şubat 1997 darbeleri sonuçları itibariyle, halklımızın demokratik hafızasının derinliklerinde bir anda canlansa bile, toplumumuzun geldiği yerde, demokrasiye olan inancımızın yeniden tesciline yol açmıştır. "Bu işin sonu ne olacak?" diye düşünen halkımızın büyük çoğunluğu, 'askeri' bir an olsun aklına getirmemiştir. Demokrasi içinde sıkıntıların çözüleceğine inancını çeşitli yollarla göstermiştir.
Önümüzdeki ilk seçim, 30 Mart 2014 belediye seçimleridir. Ardından, 26 Ağustos 2014'te cumhuriyet tarihimizde ilk kez, halk bizzat Cumhurbaşkanı seçecektir.
Türkiye'de 12 Mart 1971 muhtırası sonrasında, bir teknokrat hükümeti denemesi yapıldı.
Ekonomik sorunlar siyasi kargaşaya yol açacak biçimde geliştirildi, sonra bazı beyinler göreve getirildi, Türkiye'yi iç ve dış sermaye çevreleri soyma imkânı buldular.
Bunu, 28 Şubat'ta seçtikleri isimleri bakan yaparak, siyasi şapka altında teknokrat hükümet modelin revize ederek uyguladılar. Son olarak 2001 krizinde, tek bir bakan göndererek, yeni bir teknokrat yapı oluşturdular. Kemal Derviş olayı, küresel sermayenin yeni bir siyasi, versiyonu olarak uygulamaya konuldu.
Aynı planı, Gezi üzerinden uygulamaya sokma çabalarına gidiler. Unuttukları bir şey vardı! 27 Nisan muhtırasına ilk kez karşı çıkan bir iktidar ve Başbakan vardı.
Vesayetçiler dağılma zorunda bırakıldı. Gezi'nin ardındaki küresel sermaye vesayetçileri, tarihi bir ders aldılar.
Neden?
Seçimle işbaşına gelen hükümetin yine seçimle gitmesi kararlılığında olan halkımızın hissiyatı ve tepkisi, buna sebep oldu. Halktan aldığı destekle yaşayan hükümetlerin, artık kolay kolay yıkılamayacağı gerçeğini de Türkiye gösterme şansını buldu.