Milli Eğitim Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı ve Milli Güvenlik Kurulu.
Milli Güvenlik Kurulu, 1961 Anayasa'sı ile Türkiye gündemine girdi. Diğer üç kurumsal yapı, "Milli" sıfatını cumhuriyetin kuruluşundan bu yana kullanıyor. Yeni anayasa çalışmaları bağlamında, Milli Güvenlik Kurul'u da isim olarak tarihe karışacak.
Şimdi şu soru akla gelebilir?
Türkiye'de, başında "MİLLİ" sıfatı olan kuruluşlar başka, bu sıfatı almayan kurumlar başka politikalar mı izleyecek?
Elbette hayır.
Her kurumsal yapı, elbette milli düşünmek, milli çözümler peşinde koşmak zorunda.
Milli Eğitim, Savunma ve İstihbarat, devletin temel omurgasını teşkil eder.
Başbakan'ın, milli sıfatını taşıyan kurumsal yapılara, daha farklı bir gözle baktığı, o kurumun başındaki liderleri daha yakından takip ettiğini görüyoruz.
Nabi Avcı'nın gelişi
Son yapılan kabine revizyonunda Milli Eğitim Bakanlığı'na, Prof. Dr. Nabi Avcı'nın atanması çok yönlü mesajlar içermektedir. Avcı, iletişim felsefesi ve iletişim sosyolojisi üzerinde uzmandır.
UNESCO Türkiye Milli Komisyonu ve birçok ülke ile Türkiye arasında kurulmuş dostluk dernekleri başkanlıkları ona, küresel vizyon kazandırmıştır.
Bugün Türkiye'nin 81 ilinde üniversite var. Ülkemizin gelecek kuşaklarının yetiştirilmesinde üniversitelerin varlığı temel omurgayı gösterir. Türkiye'de üniversitelerin gelişmesini, büyümesini sağlayacak temel kurumsal yapı, YÖK'tür.
Ne yazık ki, YÖK üzerindeki tartışmalar yıllardır sürüyor. YÖK'ün kendisi tartışılırken, YÖK'ün son hazırladığı genel stratejiciyi belirleyen yasa tasarısı da Başbakan Erdoğan tarafından, Türkiye'nin 2023 ve 2071 hedeflerine uygun bulunmamıştır.
'Özgür Üniversiteler'
Başbakan, (2012 yılı) Türkiye eğitim gerçeğini şöyle görmüştür:
"Lise veya dengi okul mezunları yüzde 20.6, ilköğretim mezunları yüzde 12.6, okuma yazma bilmeyenler yüzde 9.2, yüksekokul veya fakülte mezunları yüzde 8.6...''
Bu tablo karşısında, Başbakan, Prof. Dr. Nabi Avcı'ya çok önemli bir görevi vermiş, hedef göstermiştir: "Türkiye'nin önünü açacak, geleceği hazırlayacak bir Özgür Üniversiteler sistemi kurmalısın. Rektörlerin kuşatıcı olmasını, ideolojik davranmadan herkese liyakate göre imkan vermesini, uzmanlaşmaya ve delegasyona önem verilmesine yönelik hazırlıklar yapmalısın."
Nitekim Prof. Dr. Avcı göreve gelir gelmez yaptığı ilk açıklamasını "Özgür Üniversite" temeli üzerine oturtmuş, üniversitelere neşter atacağını hissettirmiştir.
Avcı'nın stratejisine göz gezdirelim:
"Üniversiteler özerkleşmeli. Akademik, idari ve mali özerklik oturmalı. 2023 vizyonumuzla uyumlu olarak üniversite sistemi inşa edilmeli. Yükseköğretim kurumlarına ayrılan kaynaklar çeşitlendirilmeli ve stratejik öncelikler belirlenmeli.
Üniversitelerin dünya üniversiteleri ile rekabet etmesi için kapsamlı; global, araştırmalara ağırlık verilmeli."
SONUÇ: Türkiye'nin bir OXFORD'u, HARWARD'ı olmalıdır.
Dünyanın ilk 100 Üniversitesi içinde, en az 10 Üniversitesimiz bulunmalıdır.
Yüksekokul ve fakülte mezunları sayısını yüzde 8.6'dan en az yüzde 30'un üstüne (Almanya/İngiltere seviyesine) çıkarmak zorundadır.