Türkiye, büyük medeniyet canlanmalarına ve sıçramalarını sürdürürken, 2013 yılının 28 Mayıs'ında Taksim-Gezi, 17 ve 24 Aralık İstanbul merkezli operasyonlarıyla karşılaştı. Stratejik özellikli operasyonların hedefine dikkatle bakıldığında, BÜYÜK RESİM "gözlerini yakın coğrafyaya çevirmiş Türkiye iç çatışmalara döndürülmek, enerjiyi içerde tüketmeye" yönelik bir KUŞATILMA SÜRECİ olarak karşımızda duruyor.
Peki, KUŞATILMA SÜRECİNDEN nasıl çıkabiliriz?
Özgürlük şarkılarıyla ve ağaç sevgisiyle başlayan bir hareketin, STRATEJİK BİR KARARGÂH tarafından hedefi değiştirildi, Türkiye sokaklarını hareketlendirme operasyonuna çevrildi. Taksim Gezi platformu temsilcileri, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'la görüştükten sonra hayret verici taleplerini açıkladı: Kanal İstanbul, 3. Köprü, 3.
Havaalanı yapılmasın, Hidroelektrik santralleri ve nükleer santraller olmasın...
Peki sonra ne oldu? Halkbank'ın; İran , Irak ve Hindistan'daki stratejik atılımlarını merkeze alan operasyon patlatıldı. Tansiyon yükselirken, 24-25 ARALIK 2013 günlerinde üçüncü bomba patlatıldı. 17 Aralık operasyonlarını başlatan savcılar, tanınmış 30 kişiye daha operasyon yapmak için düğmeye bastı. Kimlere operasyon planlandığına dair isimleri tek tek incelediğiniz zaman, ilginç olduğu kadar da anlamlı ve dehşet verici bir tablo karşımıza çıkıyordu. Büyük tesadüf; Taksim Platformu tarafından dile getirilen talepler, bu defa yargı darbesi ile yapılmak isteniyordu.
Cumhuriyet tarihinin en büyük ihalelerine imza atan Kalyon İnşaat'ın patronu Orhan Cemal Kalyoncu hedefe konmuştu.
Almanya Frankfurt, Londra Heatrow alanlarının nefesini kesecek İstanbul 3.
Havalimanı ihalesini kazanan Nihat Özdemir ve Mehmet Cengiz belki tutuklanacak, konsorsiyuma şüphe ve şaibe atılacaktı. Gezi darbesiyle yapılamayan Yargı darbesiyle yapılacaktı. İstanbul'a 3. Boğaz köprüsünü de içine alan "Kuzey Marmara Otoyolu Projesi" ihalesini IC Holding'e ait İÇTAŞ ve İtalyan inşaat grubu ASTALDİ ortak girişimi kazanmıştı. İÇTAŞ'ın patronu İbrahim Çeçen, belki tutuklanarak hem şirketin itibarı ile oynanacak, ama esas olarak 3. Boğaz Köprüsü'nün inşaatı durdurulmaya çalışılacaktı.
Gezi darbesi ile becerilemeyen yargı platformlu darbe ile gerçekleştireceklerdi.
Kanal İstanbul projesini ihaleye hazırlayan komisyonun üyeleri, şaibe ve zan altına sokulup, projenin daha başlamadan durdurulması sağlanacaktı.
Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV) Yönetim Kurulu Üyesi Necmettin Bilal Erdoğan'a uzanıp, BÜYÜK RESİMDE hedefe konan, BAŞBAKAN ERDOĞAN'a ateş ettirilecekti. Eğer Tayyip Erdoğan yıpratılır ve itibarsızlaştırılırsa, yerine gelecek kişiyle AK Parti'nin kolayca yönlendirilebileceği düşünülüyordu. Erdoğan devre dışı bırakılırsa Türkiye'nin dış politikasının eski haline döndürülebileceği varsayılıyordu.Türkiye'nin yakın coğrafyanın kılcal damarlarındaki kanının dondurulması,enerji satrancında bir piyon haline getirilmesi isteniyordu.
SONUÇ
: Stratejik operasyonların arka planındaki küresel iradenin, başka bir maske ile Türkiye'nin karşısına çıktığı deşifre edildikçe ne olacağını birlikte düşünelim. ABD Büyükelçisi Ricciardone'nin inkâr ettiği düşünülen "İmparatorluğun çöküşü" sözlerinin kulaklarımızdaki pası silinecektir. Küresel sermayenin Yahudi ortaklarına meydanın boş bırakılmadığı gösterilecektir. Küresel planlar çöp tenekesine atılacaktır. Küresel oyuncuların yerel piyonları sokağa çıkamaz hale geleceklerdir.
Ve halkımızın son sözü 'hangi çılgın(lar) bana zincir vuracaktır şaşarım' olacaktır.