Tarihler, 12 Temmuz 2012'yi gösterirken, şu gelişmeyi tekrar, tekrar ve tekrar düşünelim: Türkiye, Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) ana yönetim organı olan 24 üyeli İcra Direktörleri Kurulu'nda 2012'de İcra Direktör Vekili, 2014'de İcra Direktörü olarak yer alacak. Ve Türkiye, IMF fonlarına 5 milyar dolar vermeyi garanti etti."
Büyük Allah'ım, bugünleri de gördük. Bir zamanlar kapısının önünden geçemezdik. Kredi almak için vermediğimiz taviz kalmazdı. Adamları burnundan kıl aldırmazdı. Kapalı kapılar ardında, "Borçlandıralım, siyasetlerini yönetelim" diye plan yapanların, kumpas hazırlatanların geldiği pozisyona bakınız.
Allah'a ne kadar şükretsek azdır.
Kökleri, 1850'li yıllara dayanan kumpaslardan, derin planlardan bugünlere geldik. 700 yıllık Osmanlı'nın yıkılmasında IMF'in babalarının (Duyun-u umumiye) büyük rolü vardır.
89 yıllık Türkiye Cumhuriyeti'ni sarsan ekonomik sıkıntıların arkasında IMF'nin imzası vardır. Çünkü IMF, Türkiye'ye yeni borçlar verip tatlı faiz alma derdindeydi. Peki, Türkiye bu pozisyona nasıl geldi? Osmanlı 1850'den itibaren dış borç almaya başlamıştı ve 1870'lere gelindiğinde devlet hem ekonomik hem de siyasal bunalıma sürüklenmişti. Peki, neden Osmanlı'nın 1850'de dış borç alma mecburiyeti ortaya çıkmıştı?
Osmanlı'nın yıkılma sürecine girmesi 1854 Osmanlı-Rus Savaşı ile başlıyor ve savaşı finanse etmek için Londra-Paris hattında borçlanan Osmanlı, sonunda iflas noktasına gidiyor. O dönemin 'küresel güç'leri İngiltere ve Fransa, dış borç alma noktasına Osmanlı'yı adım adım getirmişti: 1828: Yunanistan'ın bağımsızlığı İngiliz ve Rus oyunları ile sağlandı.
1830: Fransa, Cezayir'e girdi.
1833: Kardeş kardeşe düşürüldü. Mehmet Ali Kavalalı, Mısır ordusu ile Kütahya'ya kadar gelerek, Osmanlı padişahını zorladı.
1838: İngiliz tüccarına geniş imkânlar tanıyan Baltalimanı Anlaşması yapmak zorunda bırakıldık.
1841: İngiltere'nin dümenleriyle Mısır, Mehmet Ali Paşa'ya bırakıldı.
1853: İngilizler, "Mukaddes yerler" meselesi çıkardı. Rusya, Kırım'a saldırdı. Ve Osmanlı, 1854'de ilk dış istikraza (borçlanmaya) başladı. Karşılığında Rusya'ya karşı İngiltere ve Fransa ile ittifak yapmak zorunda bırakıldık.
Bank-ı Osmani'yi kurdurdular.
Duyun-u Umumiye'ye kadar giden ağları ördüler. Alınan borçların faizleri günün piyasalarına göre çok yüksekti.
Osmanlı İmparatorluğu'nun TOPRAKLARINDA GÖZÜ OLAN İngiltere ve Fransa, siyasal ve ekonomik çıkarları gereği olarak, mali çevreleri, Osmanlı tahvillerini satın almaları yönünde genellikle teşvik etmişlerdir.
Türkiye'nin borçlanması
1923'te, Cumhuriyet'in ilanından 1960'lara kadar, Türkiye borç batağına girmemek için büyük çaba sarf etmiştir.
Tarihin gizli kalmış dosyalarına bakınca, 27 MAYIS 1960 darbesinin arkasında, Türkiye'yi borçlandırarak kontrol altına almak isteyen İngiliz ve Fransız devletlerinin sermayedarları görülmektedir.
Nitekim, 1960 sonrası başlatılan planlı kalkınma döneminde dış kredi ihtiyacı sürekli artmış, ilk kez IMF ile kredi anlaşmaları yapılmış ve IMF denetimi ekonomi içinde süreklilik kazanmıştır. 1980 Darbesi'nin arkasında, Türkiye'yi küresel pazarlara açma ve dış borçlandırma planları vardır. Nitekim, özellikle 1983-1989 yılları arasında dış borçlanmaya ağırlık verilmiştir. Bu dış borçlandırmaların arkasında, ne tesadüftür, Batılı güçler tarafından hazırlanan ve desteklenen (Talat Aydemir darbe teşebbüsü, 12 Mart Muhtırası, 1980 Darbesi, 28 Şubat Darbesi ve arka arkaya kurulan kısa süreli hükümetler) siyasi istikrarsızlık ve darbeler bulunmaktadır. 28 Şubat Darbesi döneminde 100 milyar doların el değiştirmesi üzerindeki esrar henüz kaldırılmamıştır. Bu gelişmelerin ışığında, Türkiye; 1961 yılından itibaren, 51 yıllık süreçte, 19 stand-by anlaşması imzaladı. 47 milyar $ kredi kullanıldı. Bunun karşılığında 46 milyar dolar ana para, 7 milyar dolar faiz ödedi. Bu faturaların dışında, çeşitli manüplasyonlarla, faiz baronlarının cebine milyarlarca dolar aktarmak zorunda da bırakıldık.
SONUÇ
Türkiye, 2002'de üzerindeki kefeni yırtma kararı almıştır. Başını kaldırmış, yakın coğrafyasına tarihi kodlarını göstererek girmeye başlamıştır. 10 yıldır süren siyasi ve ekonomik istikrar Türkiye'yi IMF'den kurtarmıştır.
Geçmişte, Osmanlı'ya ve Türkiye Cumhuriyeti'ne kök söktüren Duyunu Umumiye ve IMF, Yeni Türkiye'den yardım ister noktaya gelmiştir. Batı'nın faiz baronlarının derin planları hazırlamaktan vazgeçmeyeceğini düşünerek, şimdi daha dikkatli olmak, siyasi ve ekonomik istikrarımızı sürdürmeliyiz. Milli birlik ve beraberliğimizi korumak tarihi görevimizdir.