Bugünkü
Takvim

Acıyı hissetmek

TÜRKİYE son yüzyıl içinde yaşanan depremlerde yaklaşık 82 bin vatandaşını kaybetti. Erzincan depreminde 33 bin insanımız can verdi.
1999 Gölcük depreminde ise 17 bin 408 vatandaşımız hayatını kaybetti.
Maalesef fay hatlarıyla dolu bir bölgede yaşıyoruz. Büyük acılar çektik. Çok gözyaşı döktük. Yaklaşık 90 yıldır Türkiye Cumhuriyei'nde depreme hazırlık anlamında bir çivi bile çakılmadı. İktidara gelen hükümetler yapılan binaları hiç denetlemedi.
Deniz kumuyla bile yapılmış binlerce binayı seyretti. Rüşveti veren veya tanıdığı olan ruhsatı aldı, derme çatma apartmanlar dikti. İstanbul'un yarısı bundan on yıl önce gecekonduda oturuyordu. Başkent Ankara'ya inen yabancı devlet başkanları, merkeze gelene kadar binlerce gecekondunun içinden geçiyordu. Kurulan hükümetler boyunduruk altındaydı. Dışarıdan emir alan, IMF memurları tarafından yönetilen zavallılardı. Kazanılan veya dışarıdan gelen paralar büyük şirketlere, bankaların kurtarılmasına gidiyordu.
Devleti yönetenler güçsüz ve acizdi.
İçlerinde "70 sente muhtacız" diyenler vardı. Lüksemburg gibi küçücük bir ülkeden 1 milyon dolar geldiğinde "Kurtulduk" diye haykıranlar da...
Gölcük depremi böylesine bir manzara ve acziyet içindeki iktidarlarla girdik. O dönemde deprem bölgesini gittiğimizde inanılmaz acı hikayelerle karşılaştık.
Mesela bir vatandaşımız yıkılmış binanın enkazı üzerinde oturuyor, saatlerce hiç kıpırdamadan sabit bir noktaya bakıyordu. Belli ki acısı büyüktü. Sorduk ona. Anlattı. Gece saat 03.00 civarında apartmanın en üst tarafındaki dairesinin kapısı ile oynanmaya başlamış. Hırsız olduğunu hemen anlamış ve elinde sopayla dışarı fırlamış. Hırsız var diye bağırarak. Hırsızı önüne katarak döve döve merdivenlerden yuvarlayarak...
Apartmandaki tüm erkekler de dışarı fırlamış. Hırsızı hep birlikte sokağın ortasında aralarına alarak dövmeyi sürdürmüşler. Apartmandaki kadınlar da çocuklarıyla balkonlara fırlamış.
"Yapma Bey kavga etmeyin diye feryat ediyorlardı bizim hanımlar balkonlardan. Dinlemiyorduk onları. O anda bir gürültü koptu.
Ardımızdaki binalar çöktü.
Eşlerimiz çocuklarımız enkaz altında kalarak öldü. Binanın hızla yere çöküşünü, eşlerimizin yüzünü gördük. Son bakışlardımızdı" diyor o depremzede... Büyük şok yaşadıklarını söyledi bize. Dönüp bir enkaza bakıyorlar bir de aralarına alıp yere yatırdıkları hırsıza. Dövdükleri hırsız hayatlarını kurtardı... Buna sevinmeliler mi?... Eşleri çocukları gözlerinin önünde öldü... Bu acıya katlanılır mı?
"Bu sorunun cevabını arıyorum, sabit bir noktaya bakarak bunu düşünüyorum" diyordu. "Evet hırsız hayatımızı kurtardı ama yaşamak daha acı" diye gözyaşı döküyordu.
Bugün de acının düştüğü her evde bir yaşanmış hikaye var. Gün onlara sarılma günü... Millet olarak büyük acı içindeydik o dönemde. Bizleri gecekondulara ve kumdan evlere mahkum edenlere karşı tek kelime etmedik. Provakasyon yapmadık. Bu acıdan siyasi rant peşinde koşmadık. Kenetlendik. Bu acı hepimizindi. Acının düştüğü her evde bir yaşanmış hikaye vardı. Gün onlara sarılma günüydü... Son 10 yılda kentsel dönüşüm adı altında ilk kez depreme karşı çok büyük adımlar atıldı. Bu hayat kurtarma planlarına bile muhalefet edenler, yerden yere vuranlar çıktı.
Bugün Elazığ'da daha daha büyük acılar yaşayabilirdik. Şehrin yüzde 90'ının kentesel dönüşüm kapsamında olması nedeniyle çok sayıda hayat kurtarıldı.
Devletimiz en hızlı şekilde yaraları sarmak için bölgeye koştu. Ancak buna rağmen bu ülkeyi bir zamanlar gecekonduya çeviren kafalar daha birinci dakikada bu depremden siyasi rant elde etmeye kalktı. Sosyal medyada "Enkaz altındayım. Yardım edin" diye sahte twitler atarak kurtarma ekiplerini meşgul edecek kadar ruhsuz olan alçaklar ortaya fırladı. Çatısı çinko ile kaplı, pencereleri naylonlu gecekondu tipindeki kafaların doğal afette ACI'nın üzerine ilk gecede, bir gecede rant kurmaya kalkması inanılır gibi değil. Temiz bir vicdan en rahat yastıktır. Bunların kafaların yatacak yeri yok!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

kalan karakter 1000

Ulvi Ungay Ulvi Ungay

İstanbul Belediye başkanının Elazığda ne işi var.Göreve geldiğinden beri İstanbulda kaç gün kaldığı merak konusu.Yardım etmek için illa oraya gidip görüntü vermesi gerekmiyor.Türkiyenin meşru müdafası için ikide bir orada ne işimiz var ,burada ne işimiz var diyenler umarım bunuda açıklığa kavuştururlar.

Aynı Görüşte misiniz?
evet23
hayır1
cevapla 27.01.2020 10:46

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan TAKVİM veya takvim.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Turkuvaz olarak kişisel verilerinizi işliyor, aynı zamanda kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen tüm çabayı gösteriyoruz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin aydınlatma metnine veri politikası sayfasını ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.
  • ve ya