CANLI YAYIN
BEKİR HAZAR
BEKİR HAZAR

Hangi Ali?

Eklenme Tarihi 30 Ekim 2010
Ali Şen yıllar önce evini çektirmemişti bana... "Amerika'nın en zengini bir gün evini kameralara açtı.
O güne kadar çok seviliyordu kamuoyunda. Ancak ihtişamlı yaşamını gösterdiği anda gözden düştü. Ben de düşmek istemem" demişti.
Şimdi Ali Ağaoğlu ana haber bülteni kameralarına garajını açıyor, onlarca muhteşem ve pahalı arabaların ihtişamını halkla paylaşıyor...
Peki hangi Ali haklı? Şen olanı mı yoksa Ağaoğlu soyadını taşıyanı mı?...
Bence iki Ali de haklı.
Ali Şen'in güç gösterisi yapmasını gerektirecek bir durum yok ortada...
Ali Ağaoğlu ise ihtişamı göstermek zorunda. Perde arkasında ona beyin gücü veren bir Sinan Çetin var. "Aç ihtişamlı yaşamını Ali abi. Sen ev satıyorsun. Bu işde gücü göstermek lazım. Halk inşaatta güven arar, bunun için de gücü sever, görmek ister" diyor...
Müthiş bir strateji garajın ihtişamını ana habere ve milyonlara açmak...

* * *
TAŞ DÜNYADA ÇİÇEKLE YAŞAMAK
Can Dündar yeni kitabı Lüsyen'i anlatırken bunun Türk topraklarında yaşanmış bir aşk belgeseli olduğunu söyledi...
Belçikalı bir kız İstanbul'a geliyor, Abdülhak Hamid'e aşık olup evleniyor, Tevfik Fikret'ten Türkçe derslerinden tutun da Nazım Hikmet'ten Atatürk'e kadar uzanan bir tanışma yolculuğuna çıkıyor Lüsyen...
İşte bu aşkın yolculuğunu kare kare izlemiş Can Dündar...
Mikrofonlara çok da önemli bir açıklama da bulundu büyük aşkı anlatırken; "Yıllardır habercilik yaptım. Hiçbir haberimi ertesi gün hatırlayamadım bile.
Çünkü haber hemen unutuluyor. Ancak belgeseller öyle değil. Yüzyıllar sonrasına bile taşınabiliyor."
Çok net ve doğru bir tanımlama...
Belgesellerin bir başka olduğunu dün İz tv'de sevgili Coşkun Aral'ı izlerken bir kez daha gördüm.
Lübnan'a gitmiş, orada Filistin mülteci kampında doğup, büyüyen ve tüm yaşamlarını tel örgüler ardında geçiren insanları gösterdi. O tel örgülerin dışına bile çıkamıyor o insanlar. Doğdukları küçücük mekanda ölüyorlar...
Kimlikleri yok. Müthiş bir dram...
Asla unutulmayacak sahneler.
Coşkun aralara yaklaşık 25-30 yıl önce Lübnan Bekaa vadisinde çektiği haşhaş tarlalarını da koymuş, savaşın fotoğraflarını da...
Belgeseller işte yıllar sonrasına bile böyle taşınabiliyor.
İçimden şu an acayip bir şekilde belgesel çekmek geldi.
İşte bunun muhabbetini yaptık dün Yaprak Dökümü'nün Sansar Oğuz'u Tolga Karel'le Bağdat Caddesinde...
Dizi malum 8 hafta sonra bitiyor...
Tolga harıl harıl bir işe yatırım yapıyor. Profesyonel fotoğrafçılığa geçiş sürecini yaşıyor. Cihangir'de yer tutmuş, stüdyo kurmuş. Fotoğraflar çekmeye başlamış bile... "Fotoğraflar da bir belgeseldir. Yıllar sonraya taşınır" diyor.
Taş ocakları sahibini çekmiş çiçek sularken... "Neden çiçek sulama konsepti?" dedim... "Çünkü adamın hayatı taşlarla geçiyor. Dünyası taş...
İçine bir toprak ürünü çiçeği koydum"
cevabını verdi...
Hayatı taş olan bir adam fotoğrafta çiçekle yaşıyor...